Konya
Kapalı
24°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
45,9731 %0.01
53,5920 %0.41
6.616,68 % 0,95

Hayallerin Taşıyamadığı İnsanlar

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

İnsan, hayatı boyunca en ağır yaraları çoğu zaman başkalarının ona yaptıklarından değil, kendi içinde büyüttüğü beklentilerden alır. Çünkü bazı insanlar hayatımıza girdiklerinde sıradan bir karşılaşmanın ötesine geçerler. Bir süre sonra onların varlığı, yalnızca bir insanın varlığı olmaktan çıkar; güvenin, umudun, anlaşılmanın ve ait hissedebilmenin sembolüne dönüşür. O noktadan sonra artık karşımızdaki kişiyi olduğu gibi görmeyiz. Onun üzerine kendi özlemlerimizi, eksiklerimizi ve hayallerimizi yerleştiririz. Bir bakışın içine sadakati, bir gülümsemenin içine yıllarca sürecek bağlılığı, birkaç güzel cümlenin içine ise hiç sarsılmayacak bir geleceği sığdırmaya çalışırız. Fakat hayat, insanların üzerine yüklediğimiz anlamlar kadar büyük değildir. İnsanlar da bizim zihnimizde yarattığımız kadar kusursuz değildir.

 

Belki de bu yüzden bazı hayal kırıklıkları diğerlerinden daha derin izler bırakır. Çünkü o an yaşanan şey yalnızca bir kırgınlık değildir. İnsan, karşısındaki kişiden çok kendi kurduğu dünyayı kaybeder. Günlerce, aylarca hatta yıllarca zihninde şekillendirdiği ihtimaller bir anda anlamını yitirir. Birlikte yaşanacağı düşünülen anlar, kurulacağı hayal edilen cümleler ve geleceğe dair çizilen bütün resimler sessizce dağılır. Geriye dönüp bakıldığında canı yakan şeyin bir insanın gidişi olmadığı anlaşılır. Asıl acı veren, o insanın etrafında örülen hayallerin birer birer yok oluşudur. Çünkü insan bazen birini değil, o kişide görmek istediği şeyi sever. Onu olduğu haliyle değil, olmasını umduğu haliyle kalbinde yaşatır. Zaman geçtikçe bu durum daha da görünmez bir hâl alır. Karşıdaki insan hata yaptığında bunu görmezden gelir, eksik kaldığında eksikliği tamamlamaya çalışır, uzaklaştığında bunun geçici olduğuna inanır. Çünkü gerçekleri görmek, hayallerden vazgeçmek anlamına gelir. Oysa insan, en çok da vazgeçmek istemediği şeylere tutunur. Kendi elleriyle kurduğu dünyayı korumak ister. Fakat hiçbir hayal, gerçeğin önünde sonsuza kadar ayakta kalamaz. Gün gelir, hayat bütün süslerinden arınır ve insan karşısındaki kişiyi ilk kez gerçekten olduğu gibi görmeye başlar. O zaman fark edilir ki kusursuz sanılan kişinin de korkuları vardır, yorgunlukları vardır, değişen düşünceleri ve farklı yönlere yürüyebilecek bir iradesi vardır. Çünkü herkes insandır ve hiçbir insan başka birinin bütün umutlarını taşıyabilecek kadar güçlü değildir. İşte bu fark ediş, insanın içindeki sessiz dönüşümün başlangıcıdır. Çünkü bir noktadan sonra kişi, yaşadığı kırgınlığın kaynağını dışarıda değil kendi içinde aramaya başlar. Birilerini sevmekle onları hayatının merkezine koymanın aynı şey olmadığını anlar. Değer vermekle bütün anlamını bir başkasına teslim etmenin arasındaki farkı görür. O güne kadar omuzlarında taşıdığı yükün aslında karşısındaki insandan değil, kendi beklentilerinden oluştuğunu fark eder. Ve bu farkındalık kolay kazanılmaz. Çoğu zaman gözyaşlarının, uzun gecelerin ve derin sessizliklerin ardından gelir. Ancak geldiğinde insana önemli bir şey öğretir: Hiç kimse, hayatımızın bütün anlamını üzerine kurabileceğimiz kadar sağlam bir temel değildir. Hayat boyunca insanlar gelir ve gider. Kimileri kısa süreliğine hayatımızda kalır, kimileri yıllarca yanımızda yürür. Fakat hiçbirinin görevi bizim eksiklerimizi tamamlamak değildir. Çünkü insanın içinde doldurulması gereken boşlukları başkalarının varlığıyla kapatmaya çalışması, bir gün mutlaka hayal kırıklığıyla sonuçlanır. Kalıcı olan şey başkaları değil, insanın kendisiyle kurduğu bağdır. Bu nedenle birini sevmek güzel olsa da onu kendi dünyasından daha büyük hâle getirmek tehlikelidir. Çünkü gözümüzde büyüttüğümüz her şey, bir gün gerçek boyutlarına döndüğünde bize küçülmüş gibi görünür.

 

Belki de olgunlaşmak, insanları oldukları gibi sevebilmeyi öğrenmektir. Onları kusursuzlaştırmadan, omuzlarına taşıyamayacakları anlamlar yüklemeden, yalnızca insan olduklarını unutmadan sevebilmek… Çünkü bazı acılar bize insanların kötü olduğunu değil, beklentilerimizin gerçeklerden daha büyük hâle geldiğini öğretir. Ve insan bir gün geriye dönüp baktığında şunu anlar: Hayatında iz bırakan şey, birilerinin gitmiş olması değil; onların üzerine kurduğu hayallerin ağırlığıdır. Çünkü en derin yaralar, çoğu zaman başkalarının açtıkları değil, kendi ellerimizle büyüttüğümüz anlamların yıkılışıyla oluşur.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız