Konya
Kapalı
24°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
45,9731 %0.01
53,5920 %0.41
6.616,68 % 0,95
Menfaat terazisinde kendini harcayanların dünyası

Menfaat terazisinde kendini harcayanların dünyası

YAYINLAMA:

Geçenlerde eski bir dostla karşılaştım. Hani o upuzun gençlik yıllarını, beş parasız ama heyecan dolu akşam üstlerini paylaştığınız, geleceğe dair kurulan hayallerin harcını birlikte kardığız dostlardan biri. 

Sohbet ederken fark ettim ki, hayata bakışı değişmiş, gözlerindeki o eski saflık gitmiş zamana ve mekâna göre şekil alan her kaba giren bambaşka birine dönüşmüş. Gücün, kariyerin ve küçük menfaatlerin rüzgârına kapılıp yönünü değiştirirken, heybesindeki en kıymetli şeyi düşürmüş: Kendini. 

Artık rüzgâr nerden eserse yelkenini oraya göre açan tekne kaptanına dönmüş. Bu düşüncelerimi kendisine aktarınca, “Eee ne yapalım. Doğruyu her yerde söyleyip aynı çizgide dursak ayakta kalamam. Düzen böyle” dedi. 

Bugünlerde adına "düzene ayak uydurmak” denilen kibar kılıfların altında, aslında çok eski ve sinsi bir hastalık yatıyor: İlkesizlik. Rüzgâr nereden eserse oraya dönen, gücü kimde görürse onun gölgesine sığınan, dünün doğrusunu bugünün çıkarı için bir kalemde silip atan insanların çoğaldığı bir çağ bu. Çıkarı bittiği an dostunu tanımazlıktan gelen, menfaat terazisinde aslında kendini harcayanların dünyası.

Oysa bizi insan kılan, ilk fırtınada gemiyi ilk terk eden fareler gibi kaçmak değil, o fırtınanın ortasında bile durduğumuz yeri değiştirmemektir. İşte tam da bu yüzden vefa, sadece eski bir semt adı ya da geçmişe duyulan kuru bir özlem değildir. Vefa, bir ahlak manifestosudur.

RUHUNDA BİR OMURGASI VAR

Hayat her birimizi farklı sınavlara sokuyor. Bazen bir yerlere gelebilmek, bir kapıyı açabilmek için dürüstlükten biraz ödün vermek, ilkesizliğe göz yummak en kolay yol gibi görünebilir. Küçük tavizler, eğilip bükülmelerle başlayan menfaat çarkı zamanla ruhun omurgasını eritir.

İlkeli olmak, cebiniz dolarken de, masadan kayıpla kalkarken de aynı dürüstlükle konuşabilmektir. İnsanların yüzüne gülerken arkasından kuyu kazanların, gücü eline alınca kibir kuleleri inşa edenlerin dünyasında; dürüst kalabilmek en büyük, en asil direniştir.

Günün sonunda hepimiz o kalabalık caddelerden, iş toplantılarından, bitmek bilmeyen koşturmacalardan sıyrılıp evimize dönüyoruz. Işıklar sönüp başımızı yastığa koyduğumuzda o çok değer verdiğimiz ünvanlar, banka hesaplarından geriye sadece kendimiz kalıyoruz.

İşte tam orda, "Ben bugün kimseyi satmadım, sözümün arkasında durdum ve ne pahasına olursa olsun ilkelerimi çiğnemedim" diyebilmenin huzuruyla uykuya dalmanın rahatlığı bu dünyanın en büyük konforu olabilmeli.

Çünkü hayat, ilkelerini menfaat tezgahında satanların değil; her şeye rağmen dürüst kalan, ahde vefa gösteren ve insan kalmayı başaranların omzunda yükselir.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız