BU ÇOCUK LİSEYİ BİTİRSİN DİPLOMAMI YIRTARIM !
Okuduğunuzda da bana hak vereceksiniz. Örnek bir anne ile yollarımız 2017 yılında kesişti. Büyük sorunlar yaşayan 12 yaşında bir evladı var. Kendi psikolojisi de hasar görmüş ve artık pes etme noktasına gelmiş aynı zamanda çalışan bir anne.
Doktorlar evladına kesin bir teşhis koyamamış, her biri farklı konuşarak annenin ümitlerini bir bir yok etme durumuna getirmiş.
Ülkemiz özellikle çocuk psikolojisinde ilimsel ve bilimsel harmanlama yaklaşımında maalesef çok gerilerde kalmış bir ülke.
Kimi bu çocuğa otizm, kimi şizofren, kimi de bilmediğiniz bir çok hastalık yakıştırmış.Hatta bazıları üç harflilerle bile ilişkilendirmiş. Anne bu yollarda da şifa aramaya çalışmış ancak başarılı olamamış.
Halbuki teşhisi çok basitti. Bu çocuk üstün zekalı bir çocuktu. Bizim tespitimizi duyan bazı öğretmenleri bırakın ciddiye almayı, kafamızdan uydurduğumuz suçlamalarını bile yapanlar olmuştur.
Bu çocuğumuzun tek eksiği sosyal zeka diğer adı ile duygusal zeka (EQ) dediğimiz sağ beyin zekâsının istenilen düzeyde olmaması idi. Belki daha küçük yaşlarda müdahale edilmiş olsa idi daha çabuk ve hızlı sonuç alınabilirdi. Sağ beyine verilen eğitimle üstün zekalı çocuğumuzun bir nebze duyguları artık davranışlarını kontrol etmeye başlamıştı. Bu çocuğumuza bundan sonra tek gerekli şey, zamandı. Ancak bu konuda maalesef eğitimciler sabırsızdı. Her şeyin bir an önce hokus pokus ile değişmesini bekliyordu çoğu.
Biz anne sayesinde bu çocuğumuzu gittiği okullarda sürekli takip ettik. Ortaokulda bir öğretmeni bu takipten rahatsız olmuş ve bizi arayarak;
" Bu işin uzmanı benim. Siz benden iyi bilemezsiniz. Bu çocuk ilaç kullanmalı, hatta hastaneye yatmalı ve gerekirse zihinsel engelli çocuklar ile birlikte eğitim almalı" sözüne tepki gösterip "İleride bu çocuk büyük başarılara imza atacak" söylemini kullandığımızda bize kızmış ve " Bu çocuk liseye gidip bitirsin, ben de diplomamı yırtarım" demişti. Bu süreçte ben de şahidim anne evladının daima arkasında idi. Çok idareci ve öğretmenlerle tartışmalar yaşadı. Baskılara mâruz kaldı. Bunlara rağmen çocuğunu normal okuldan almadı. Mücadele etti. Bu sorunları yaşayıp pes eden anneler için âdeta tam donanımlı bir ordu karşısında silahsız cesur yürek misali tek başına kahramanlık örneği oluyordu.
Anne şehir dışına taşındıktan sonra bize o zamanlar bir mail göndernişti. Hatta bu mektup tarzı maili biz kitabımızda da yayınlamıştık. Anne şu ifadeleri kullanıyordu ;
"Çocuğumun doğuştan farklı olduğunu görüyordum. Üç aylıkken prize bakıp kahkahalar atan bir çocuktu. Okul öncesi dönemde de çok zorluklar yaşadık ama ‘Çocuktur, büyüyünce geçer’ diye düşündük. Asıl zorluklar, çocuk okula başladığında ortaya çıktı. Önceleri oturmayan, sıkılan, yazı yazmayan, dersle ilgilenmeyen çocuk zamanında okuma yazmayı öğrendi. Davranışları inanılmaz değişti. Psikolog, psikiyatr arayışları başladı. Nerede hata yaptığımızı sorgulamalar, eleştiriler, şımarık çocuk büyütmeler gibi durumlar ortaya çıktı. Hatta anneliğimi bile sorgulayanlar oldu. Bir öğretmen bana ‘Bu çocuğu ormanda mı yetiştirdiniz?’ diyebilir mi? Maalesef dedi. Sabahlara kadar ağladığımı biliyorum.
Ben okula her zaman güneş gözlüğüyle gidenlerdenim. Ağladığım görünmesin diye...
Çözüm arayışlarımız hep devam etti. Okul değişikleri, doktorlar, psikologlar gezmeye devam ettik. ÜZ ve DEHB tanılarıyla yalnız bir şekilde kalakalıyorsunuz. Hiçbir sistem sizi desteklemiyor, desteklemediği gibi köstekliyor. Aklınızda hep aynı soru: ‘Acaba benim çocuğumda ne var? Disleksi, DEHB, otizm, asperger sendromu?,,’ Hepsini duydukça ayrı bir yıkım..
Herkes kendini düşünüyor. İlk zorluk sonrası "Çocuğunuzu okuldan alın !" sözü oluyor. Her okul değişikliği demek, tekrar tekrar aynı şeyleri yaşamak demek. Her öğretmenle tek tek konuşmak, çocuğu anlatmak, anlayış beklemek...
Okuldan gelen her telefonla yüreğinizin ağzınıza gelmesi. Telefonunuz da bilmediğiniz her numarayı gördüğünüzde ‘Acaba okuldan mı aranıyorum?’ diyerek telefonu açmak kadar korkunç bir bekleyişi Allah kimseye yaşatmasın. Herkes çocuğunu okula gönderirken güle oynaya, huzurlu bir şekilde gönderir ama ben, ‘İnşallah bugün sorunsuz bir şekilde günü bitirebiliriz’ dualarıyla okula gönderiyordum. Okulun olmadığı günler, çocuk için olduğu kadar benim için de mutluluk kaynağı oluyordu. Tabi yıllar içinde yıpranmış bir çocuk, yıpranmış bir anne...
Aslında bildiğim tek şey durumu kabul etmekti. Çocuğumun her durumda arkasında olmak. Öldürmeyen şey güçlendirir. Ancak yüreğime çoğu zaman söz geçiremedim.
Küçük iken o bmutlu bebek; mutsuz, umutsuz bir çocuğa dönüştü. Ergenlikte ne olacak diyenlere cevabım hep aynı: ‘Benim çocuk doğuştan ergen.’ Bu cebelleşmelerin sonunda, ‘sağ beynin sol beyne yardım yeteneği’ diye bir şey duydum. ‘Acaba benim çocukta işe yarar mı?’ diye düşündüm. Bu kadar eğitim, kurs, doktor, alternatif tıp denedim.
Ancak hiç kimse bana EQ’dan bahsetmemişti. Evet gerçek şu ki benim çocuğum yüksek IQ’ya sahipken çok düşük EQ’ya sahip. Bu eğitimden kısa süre sonra bir gün eve geldiğimde her zaman sorduğum gibi çocuğuma, ‘Nasılsın?’ dedim. 11,5 yıl sonra ilk defa, ‘Fena değil, sen nasılsın?’ diyen bir çocuk. Benim için bu bile çok fazla.
Yıllardır suratınıza bakmayan, depresif bir çocuk hatırınızı soruyor. Gözyaşlarıyla ‘İyiyim’ dedim. Daha alınacak çok yolumuz olduğunu biliyorum ama artık umut doluyum. Çok şükür ki her şey daha iyiye gidiyor. İki aydır beni aramayan bir okul idaresi var. Daha ne olsun? Tüm umutların bittiği anda açılan bir kapı. Çocuğunuzun yeniden doğduğunu görmekten daha güzel ne olabilir ki...”
Bu mektubu anne bize 8 yıl önce göndermişti. 8 yıl sonra ne mi oldu ?
"Ortaokulu zor bitirir !' diyen öğretmenlerine inat bu çocuk fen lisesini kazandı. "Liseyi bitirirse bu mesleği bırakırım!" diyenlere inat bu çocuk bu yıl bilgisayar mühendisliği bölümünü kazandı. Bu durumda olan diğer annelere umut ışığı olan, rehber ve lider olan bu annemizin ismi Elvan Haliloğlu Ünal. İsmi konusunda zor izin alsam da Elvan hanım her türlü alkışı, övgüyü ve takdiri hak ediyor.
Allah kimseyi evladı ile sınamasın. Evlat ile yapılan sınav sınavların en zorudur. Bunu gören, duyan, okuyan değil ancak yaşayan bilir.
Sağlıcakla kalınız..