BUHRAN İÇİMİZİ YAKMADAN
Göz hep baktı kendince bir yerlere.
Yollara
Uzaklara.
Resimlere.
Aradı, sordu söyledi, konuşmaya çalıştı, söylendi.
Duygulandı..
Derdini söyledi mırıldanarak uçan kuşlara, selam yolladı onlarla.
Şimdimi: içinde artık her şey. Kendince duygular garip, hisler garip, sözler garip.
Söylese garip, sussa garip.
Garip işte her şey.
İşte öylesine bir şey.
Kendimde hep bir özlemin, hep bir özlemi mısralara yüklemenin telaşı var,
Kendi dünyasında onlarla avunup, onlarla özlem gideren ve ölümü bekleyen yalnızlık ve içinde sönmeyen, sevdiğinin özlem kokan, hasret çağrıştıran saf temiz ve berrak, yalansız duygular yumağı var.
Kefeni gibi sakladığı/bedenini ve ruhunu saran sevgi dolu hasret dolu duyguları var.
Boş ver güneş kanatsın içimizi, gurubun kızıl aynasından...
İnsan özlem duydukça kendinde farkındalık oluşuyor sanki yüreğinin yağı eriyor. Gönlün güzelliği kendini yeniliyor, onun varlığıyla özlem katlanarak artıyor. Âmâ biliyorum ki; Sevda ve sevilme duygusu kalbe odaklanma hissiyatın derinleşmesi, İlahi bir lütfun ikramıdır. Her kalp bu güzelliğe keşfe memur olamıyor işte....Derin mevzu efendim mevzu derin işte…
Efendim bir eğitimci gözüyle değerlendirecek olursak; yukarıda bahsettiğimiz duygu yumağının bir öğretmenin ruh ıskalasında trend yaptığını kendimden anlıyorum. Buna rağmen toplumsal bozulmaların kültürel dejenerasyonun hızla arttığını toplumun sanki tükeniş noktasına doğru itildiğini, etrafıma baktığımda toplumsal zafiyetlerin çoğaldığını hatta insanların neden çıldırma noktasına doğru geldiğini fark ediyorum. Toplumsal bozulmaların, çılgınca yaşam tarzının özenti ve maymunlaşmanın giderek azgınlaştığını görüyorum. Ve düşünüyorum. Bir toplum nasıl bu kadar kendinden kopar ve uzaklaşır diye soruyorum. Bir okulda daha yakın bir zaman diliminde meydana gelen yürek yakan hadiseye, bir insanın canavarlaştığına ruhen iflas ettiğine şahit olduk. Öyleyse bir çözüm olmalı. Çözümü olmalı. Bir insan da maddi manevi denge yoksa bozukluk bozulma kaçınılmazdır. Nüfus kâğıdında İslam yazan birisi İslam dışı bir hayatı tercih etmiş ve inancını sorgulamıyor niçin bu hayatta olduğunu düşünmüyorsa etrafına ibret gözüyle bakmıyor ve basireti ufku metafizik duygusu kendini sorgulaması yoksa nasıl bir hayat yaşaması gerektiği konusunda dini inanç ve vecibeleri kafasını yormuyor gönlüne cemre düşmemişse o insanın kimlik bunalımı kaçınılmazdır. Rahmetli D.Ali Taşçı’nın aşağıda alıntı yaptığım cümleleri her öğretmen için bence referans olmalıdır. Diyor ki yazısında:
“Öğretmendir; sınıfa abdestli girmenin ve çocuklarının ruh dünyalarını diriltmenin sefasını sürer. Derse Besmele ile başlayarak, öğrencilerinin yaradılış kodlarını bozmadan onlara bilgi ve davranış öğretmenin huzuru içindedir. Besmele, varlığın yaradılış kodunu bozmadan ona yaklaşmanın adıdır, çünkü. Besmele ile yapılan her şeyin yüzü ona dönüktür ve gülümsemektedir. Besmele, varlığa ayna tutmaktır. Onsuz her şey karanlık ve onsuz her şey bozgun yemiştir. Besmelesiz dünyalar, bozgun yemiş karanlık dünyalardır.
Namazla hayata başlayan Müslüman, gün içinde gelişebilecek her olayı, durumu namaz gözlüğünden bakarak yorumlar. Böyle olunca hayat İslamlaşır! Evet, o, dinini vicdanında yoğurup hayata hâkim kılmaya çalışır. Medeniyet, bireylerin tek tek hayatı İslamlaştırmaları sonucu ortaya çıkan millet meydanıdır ve en bariz özelliği, faniliği bayraklaştırmasıdır. Namaz, fanilik beratıdır.
Ezanla, namazla kurulan medeniyetin birinci özelliği hicrettir. Nefsinden hicretle başlayan bu süreç, hayatın hiçbir durağında Müslümanı durduramaz; çünkü Müslümanın yolculuğu sadece Allah’adır. Bu nedenle onun kimliğinde hiçbir şart ve kayıt altında kayıptan söz edilemez. Makamlar, mevkiler, doru atlar, sırça saraylar Müslümanı yolundan edemez; çünkü o, sabah namazla birlikte ruhu Allah’a hicret etmiş, sonra Besmele ile sokağa çıkıp işine giderken faniliğe hicret etmiş bir ruh kahramanıdır.
Böyle Müslümanların fanilik yurdu diye kurdukları coğrafyanın adıdır, medeniyet ve orada her şey ölümcüldür; Baki olan yalnızca Allah’tır.
Müslümanlar böyle olamayacaklarsa yeryüzü kan ağlayacak ve sorumluları da “Ben Müslümanım.” diyenler olacaktır; çünkü Müslümanın asıl kimliği budur! Diyor.”(D. Ali TAŞÇI)
Kim bilir belki bir gün aklımızı başımıza devşirir, bir diriliş uyanış halesi ruhumuzu kapsar ve topyekûn bir medeniyet güneşinin doğuşunu yeniden yakalarız. Çünkü bu bizim kodlarımızla zaten var. Mevcut olan bir şey bu içimizde inancımızda saklı. Ah açığa bir çıkarabilsek.