Konya
Parçalı bulutlu
7°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
45,2067 %0.04
52,9314 %-0.13
6.638,67 % -0,96
Ara

AŞKIN ŞİİR HALİ

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Bir insana âşık olmak için mi şiir yazılır, yoksa şiir yazmak için mi âşık olunur? Ne kadar iç içe geçmiş ve ne kadar zor bir soru değil mi? Bazen değil, her daim bu soruyu soruyorum kendime. Öyle ya da böyle şiirle ilgilenen birisi olarak, merak ediyorum bu sorunun yanıtını. Ve korkuyorum… Ya sorunun yanıtı ikincisiyse? Sevgilinize yazdığınız şiirler bir gün bir bakıyorsunuz, ona âşık olduğunuzu sandığınız bir yanılsamaymış. Bir anda yazılmış bir tomar şiirin içi boşaltılıyor. Ruh uçup gidiyor beyaz sayfalardan… Geriye karanlık kalıyor, bir avuç da yalan.

 Tanıdığım bütün şairlerin ortak bir varsayımı var, o da şu. “Bir şair acılarından beslenir. Ve insanlara acılarını sunar.” Böyle bir sözün ardından aklıma şu garip sorular takılıp kalıyor. Neden? Neden acılarını sunuyorlar insanlara? Bir insan neden acılarını sunma ihtiyacı duyar ki? Belki de onların canını acıtanlara duyurmak istiyordur seslerini, kim bilir. Nasıl bir paradoks öyle değil mi?

Sanat toplum için midir yoksa sanat, sanat için midir sorusu gibi, çıkmaz bir sokak çıkıyor bir anda karşımıza. Derinlemesine baktığımızda, bu iki sorular silsilesinin aslında bir bütün olduğunu görüyoruz. Bir şair âşık doğar zaten. O âşıktır Tanrıya, annesine, babasına, bir kadına ya da bir erkeğe. Toprağa, suya, yıldızlara ve doğaya, doğada yaşayan her canlıya.

Aşk kelimesini, lütfen günümüz ilişkilerinde olup bitenler olarak algılamayın. Sığ bir meseleden bahsetmiyorum. Benim anlatmak istediğim Mevlana’nın aşkı gibidir. Peygamberimizin yaratana olan aşkı gibidir. Ya da Hz Ebu Bekir’in can dostu ve peygamberine olan aşkı gibi…

Aşkı anlayabilen ve algılayabilen kişi, bütün kapıları açmaya muktedirdir. Tasavvuftaki dört kapı kıssasını okuduysanız eğer, ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız. Okumadıysanız mutlaka okumanızı salık veririm sizlere. Acı dediğimiz kavram, bireyi aşka götüren karanlık bir yoldur ve sonunda mutlaka ışık vardır. Zira hiçbir karanlık sonsuza kadar sürmez. Tıpkı ışık gibi… Ancak bunun için öncelikle inanmanız gerekir. Bir şairin de dediği gibi; “Aşka inanın, çünkü inanmaktır zaten aşk”…

Eyüp TORU 

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *