BİR ÇİÇEĞİN ANATOMİSİ
Vazoda bekleyen ölü çiçekler gibiyim. Renkli ve henüz rengi solmadı diye yaşıyor sanılan… Küçük mutluluklar için sorgusuzca dalından koparılan. Canlı olmasına rağmen, kimse çiçeklere acımıyor. Niyeyse onların canı, kimse tarafından umursanmıyor. Konuşamıyorlar diye, bir başkasının elinde mutlu olduklarını sanıyorlar. Koklayınca bir çiçeği, onun da nefes aldığını sanıyorlar. Milyonlarca çiçek, dalından koparılıyor. Ve bu; sevdiğini, ilgi duyduğunu, önemsediğini belli etmek için yapılıyor. Belli bir amaçla yapılanlar, niyeyse bize doğruymuş gibi geliyor hep. İşin ucunda menfaat varsa, her şey mubahtır.

Çiçeklerin, kuru otlardan bir farkı yok aslında. İkisinin de kaderi aynı. Bir tek farkla. Birisine kimse dokunmuyor, üstüne basılıp geçiliyor. Diğeri ise dalından koparılıp, bir müddet bekletildikten sonra çöpe atılıyor. Sizce hangisinin sonu daha acıklı?
Diyeceksiniz ki milyonlarca bitki, çiçeklerle aynı kaderi yaşıyor. Onların da canı yok mu? Haklısınız. Ama eksik… Bir çiftçi onlara gözü gibi bakıyor. Su veriyor, emek veriyor. Yetiştiriyor. Her gün, bizim anladığımız manada konuşmasa da aslında onlarla bir şekilde sohbet ediyor. Sonunda, evet onları dalından koparıyor ama o sayede ailesinin karnını doyuruyor. O bitkiler, onların ruhlarında varlığını devam ediyor. Size ütopik gelebilir bunlar. Ancak yaşam, ölüp ölüp dirilme meselesidir. Bir işe yaradığını düşünmek, mutlu olma sebebidir. Bir çiçeği ise; insan yetiştiriyor lakin ölüsüne toprak sahip çıkıyor. Bir nevi evlatlık verilmiş gibi. Bir çiçeğin güzelliği sömürülüyor. Ve inanın bana, sömürülen her şey, herkes mutsuzdur. Bir çiçek toprağa, suya âşıkken, bir insanın elinde solup gidiyor.

Annemin bir sürü çiçeği var. Gözü gibi bakıyor onlara. Bir yere gittiğinde, bize yemek şurada filan demez. “Bakın başınızın çaresine” olur söylediği yalnızca. Tek bir şey der bize giderken. “Çiçekleri sulamayı sakın unutmayın.” Tek tek tarif eder. Şu çiçeği şöyle sulayın, şu kadar su verin diye. Hepsinin ne istediğini, neden hoşlandığını bilir annem. Her gün konuşur onlarla. Sohbet eder bildiğiniz. “Kızım” diye seslenir onlara. Hiç kızı olmadığı için, o boşluğu onarla doldurmak istiyor belki de. Ve biliyor musunuz; annem her onlarla konuştuğunda, onların da annemle konuştuğuna yemin edebilirim ancak ispatlayamam. Bazen oyunlardan sonra çiçek hediye ederler bize. Ben hemen anneme götürürüm. Annem kızar bana. “Şu çiçekleri niye koparırlar anlamam” der durur. Çırpınır yaşatmak için ama sonunu engelleyemez. Bir gün bana; “getirme onları bana” dedi. “Sonra üzülüyorum.” İşte bu yazıyı o gün için yazıyorum.