Toprağın, Şiirin ve Gönüllerin Sultanı; Çağların Fatihi
Fatih Sultan Mehmet, yalnız Türk tarihinin değil dünya tarihinin de yön değiştirmesine neden olmuş bir hükümdardır. Fatih'i gerek Türk tarihinde gerekse dünya tarihinde önemli kılan elbette ki O’nun İstanbul’u alması ve Osmanlı devletini birkaç katı büyüklüğe çıkarmasının yanında, O’nun Osmanlı devletinin oluşmasında ve gelişmesinde üzerinde temellendirdiği sosyo-kültürel yapı, oluşturduğu devlet felsefesi ve bunların çıkış yeri olan kişilik yapısıdır.
Böyle kişilerin başarılarının arkasında elbette ki, zekâları, bilgileri ve tecrübelerinin etkisi oldukça büyüktür. Bunların yanında onların gelişim dönemleri, sevgileri, olumsuz yaşam tecrübeleri, çevreye karşı ümit ve ümitsizlikleri, anneleri, babaları ve çevrelerinin onlarda inşa etmiş oldukları kişilikleri, çevrenin onlardan beklentileri, öfkeleri, kinleri velhasıl her türlü bilinç dışı ve bilinçli duygu ve düşünceleri yatmaktadır.

Fatih Sultan Mehmed, çocukluğunun ilk senelerini Edirne'de, Karadeniz'in Amasya şehrine taşınana kadar geçirdi ve beş yaşında olmasına rağmen vefatından sonra 1437'de sancakbeyi olarak kardeşi Ahmed'in yerini aldı. Mehmed'in şehzâdelik (padişahın oğlu olma) statüsü, ona bölgenin en iyi âlimlerinin yanında çalışma fırsatı verdi.
Yıllar boyunca birçok hocası oldu, onlar Fatih Sultan Mehmed'e ilahiyat, tarih, ecnebi diller ve diğer pek çok mevzuyu öğretti. Bilhassa, Osmanlı hanedanına ayrılan bu şahsi hocalar lalalar olarak anılırdı ve onlar Osmanlı şehzadelerini idarenin inceliklerine hazırlamada mühim bir rol oynadı.

Fatih çok iyi öğrenim görmüş, gerek din bilimlerinde, sosyal bilimlerde, gerekse pozitif bilimlerde oldukça iyi bir düzeye gelmiştir. Edebiyata, din felsefesine, coğrafya, tarih ve askeri konulara büyük ilgi göstermiştir. Matematik ile çok yakından ilgilenmiş özellikle de edebiyat onun en sevdiği alan olarak bilinmekle birlikte bıraktığı kitaplarının üçte birinin tarih ve coğrafyaya ait olması oldukça ilginçtir. Türkçe’nin yanında Farsça, Arapça, Yunanca, Sırpça, İtalyanca ve Slavca’yı da belirli ölçülerde öğrendiği çeşitli kaynaklarda geçmektedir.
Konstantinopolis'i fethetme arzusu Arap yazarlar El-Kindi, İbn Haldun'un yazılarından ilham aldı ve Peygamberimizden (SAV) nakledildiği söylenen: “Er geç, bir gün Kostantiniye feth olacaktır. Onu fethedecek emir ne güzel, ne bahtiyar bir emirdir. Askerleri de ne bahtiyar askerlerdir.” hadisi Şehzade Mehmet’te İstanbul’u alarak bu övgüye layık olduğu ve bu emirin kendisi ve askerin de kendi askeri olduğu inancını uyandırmış ve bunu gerçekleştirmek için bütün gücüyle çalışmıştır.
İlk kez 12 yaşında ergenliğin başlangıcında tahta çıkan ve birtakım sorunlar neticesinde birkaç kez tahttan inmek zorunda kalan ve bütün ergenlik dönemini bu başarısızlık duygusuyla geçiren, ergenliğin henüz sonunda 19 yaşında yeniden tahta çıkma şansını bulan Fatih’in bu süre zarfında yaşadıklarının İstanbul’un fethinde nasıl bir rol oynadığının bilinmesi gerekmektedir.

Gerek yerli gerekse yabancı kaynaklarda, her şeyi öğrenmek isteyen, her şeyi araştırarak karar veren, oldukça dindar, adaletli, çok akıllı, cesaretli, idrak ve sezgi kabiliyeti yüksek, bilim adamları ve şairlere önem veren ve onları koruyan, ihtiraslı, kendine güveni oldukça yüksek bir pâdişah olarak nitelendirilen Fâtih Sultan Mehmed, tarihin kaydettiği büyük liderlerden birisidir.
Fatih’in, Osmanlı sultanları içerisinde İslam dışındaki dinlere en hoşgörülüsü olduğu, bu din mensuplarına ve din adamlarına kendi dinlerini öğrenme ve yaşama konusunda göstermiş olduğu engin hoşgörülü tutum ve davranışlarından anlamaktayız. O’nun bu hoşgörüsünün arkasında Roma ve İtalya’yı fethetme düşüncesinin olduğu iddia edilse de yalnızca Hıristiyanlara değil, oluşturmak istediği devlet felsefesinin bir gereği olarak bütün mezheplere, dinlere ve mensuplarına rahat hareket edebilme imkanlarını tanımıştır. Bunların yanında, İslam dininin yaşam kurallarını takip etme konusunda hassas da davranırdı.
Fatih kısa zamanda Anadolu'da İsfendiyar, Trabzon, Karaman ve Akkoyunlu memleketlerini ilhak etti. Dulkadir beyliği ile Kırım hanlığını tabiiyeti altına aldı. Yunanistan, Arnavutluk, Bosna-Hersek, Sırbistan (Belgrad hariç), Eflak-Boğdan ve sair ülkeleri fethetti. Sultanlığı süresinde 17 imparatorluk, devlet krallık, beyliği ortadan kaldırdı. Osmanlı toprakları Tuna'dan Fırat'a kadar yayıldı. Böylece, Anadolu'da milli birlik kurulmuş oldu.
Fatih Sultan Mehmet, devletin bekasını tek bir mutlak otoriteye bağlama kararlılığındaydı. Tahta çıktığı ilk yıllarda nüfuzlu ailelerin (özellikle Çandarlı ailesinin) devlet yönetimi üzerindeki güçlü etkisini görmüş ve bu durumu merkezi otoriteye bir tehdit olarak kabul etmiştir.
Fatih Sultan Mehmet’in hoşgörü ve anlayış yapısı, dönemin Avrupa’sında hâkim olan engizisyon zihniyetinin aksine; pragmatik, vizyoner ve tamamen insan odaklı bir adalet anlayışına dayanıyordu. O, fethettiği toprakların kalıcı olabilmesi ve İstanbul’un küresel bir metropol haline gelebilmesi için farklı din, dil ve kültürlerin özgürce yaşaması gerektiğine inanıyordu.
Fatih, Patriğe geniş yetkiler vererek Hristiyan tebaanın evlenme, boşanma, miras ve dini davalarını kendi mahkemelerinde çözme hakkı tanımıştır. Sadece Ortodokslara değil, Ermeni Kilisesi'ne ve Musevi cemaatine de benzer özerklikleri tanıyarak İstanbul’u kozmopolit ve çoğulcu bir başkente dönüştürmüştür.
İslam dünyasındaki tasvir geleneklerine yönelik katı kurallara rağmen, İtalyan ressam Bellini’yi İstanbul’a davet ederek kendi portresini yaptırmıştır. Sarayın duvarlarını Rönesans tarzı fresklerle süsletmiştir. Sarayında Hristiyan bilginlerin coğrafya, felsefe ve tıp çalışmalarını desteklemiş; onlarla Hristiyanlık akideleri üzerine entelektüel tartışmalar yürütürken hiçbir baskıcı tutum sergilememiştir.
Sonuç olarak diyebiliriz ki, çocukluk ve gençlik döneminin duygusal yapının ve bu dönemlerdeki sosyal etkilerin, yaşanılan önemli olayların daha sonra atılacak adımlarda ve verilecek kararlarda oldukça etkili olduğunu görmüş bulunmaktayız.
Bu nedenle, gelecek nesillerimizin her birini birer Fatih Sultan Mehmet gibi yetiştiremez isek de, onların çocukluk ve gençlik yıllarında yaşayacakları tecrübelerinin ileri ki yıllarında yapacaklarının zeminini oluşturacağından, eğitimleri konusunda dikkatli olunması önem arz etmektedir.