KEMAL KILIÇDAROĞLU …
“Türkiye’de herkes siyasetin içinde bilen de konuşuyor, bilmeyen de.
Ben ikinci gruptayım.
O yüzden ahkâm kesmek yerine sadece dışarıdan görünen tabloyu not düşeyim…”
Türkiye’de muhalefet uzun süre seçim kaybetmedi…
Zaman kaybetti.
Cumhuriyet Halk Partisi ve meşhur 6’lı masa kurulduğunda sadece Türkiye’de değil Avrupa’da da ciddi umut oluşmuştu.
Alman basını bunu “Recep Tayyip Erdoğan’a karşı tarihi demokratik birlik” olarak yorumluyordu. İngiliz ve Amerikan medyası ise ilk günlerden itibaren aynı soruyu soruyordu:
“Bu kadar farklı parti gerçekten ortak bir lider etrafında birleşebilecek mi?”
Birleşemediler.
Aylarca toplantı yaptılar.
Deklarasyon yayımladılar.
Poz verdiler.
Bir tek şeyi yapamadılar:
Cumhurbaşkanı adayını zamanında belirlemek.
Siyasette boşluk kalmaz.
Halk doldurur sanırsınız…
Hayır.
Ego doldurur.
Öyle oldu.
Türkiye’de yüzde 1 oyu olan parti başkanı bile kendini Cumhurbaşkanı adayı gibi görmeye başladı.
Çünkü masada lider çoktu ama liderlik yoktu.
Herkes direksiyona geçmek istedi, araba yerinden kalkamadı.
Sonra masa dağıldı.
Umut dağıldı.
Muhalefetin ciddiyeti dağıldı.
Dış basın o andan sonra artık “demokratik umut” değil, “dağınık muhalefet” yazmaya başladı.
Reuters bunu muhalefetin kendi iç iktidar savaşı olarak gördü. Alman yorumcular ise “Türkiye muhalefeti seçimi kaybetmeden önce güven kaybetti” değerlendirmesini yaptı.
İşin en acı tarafı ise şuydu:
Kemal Kılıçdaroğlu, masayı kurarken herkesin takdirini kazanmıştı.
Ama aynı Kılıçdaroğlu, adaylık sürecini yönetemedi.
Toplumun ortak heyecanını kişisel siyasi kariyer hesabına çevirdiği eleştirilerinin önüne geçemedi.
Bugün 77 yaşında hâlâ parti üzerinde etkili olmaya çalışması ise artık “tecrübe” değil, koltuk refleksi olarak okunuyor.
Bakın Almanya’ya…
Helmut Kohl yıllarca Almanya’yı yönetti çekildi.
Gerhard Schröder bıraktı gitti.
Angela Merkel Avrupa’nın en güçlü liderlerinden biriydi ama zamanı gelince “yoruldum” dedi ve gençlerin önünü açtı.
Çünkü gelişmiş demokrasilerde siyaset bir ömür boyu oturulan makam değildir.
Görevdir.
Süresi vardır.
Türkiye’de ise tam tersi…
Seçim kaybediliyor, koltuk bırakılmıyor.
Parti küçülüyor, liderin gölgesi büyüyor.
Gençler bekliyor ama mikrofon hep aynı isimlerde kalıyor.
Bizde bazı siyasetçiler emekli olmuyor…
Ancak siyaset onları emekli ederse gidiyorlar.
Sorun yaş değil aslında.
Sorun, “ben gidersem parti biter” kibri.
Oysa gerçek lider, o koltuğa oturan değil…
Zamanı geldiğinde kalkmasını bilen kişidir.