Bir Avuç Hiç
Derin bir sessizlik kapladı başta aşağı dünyayı. Herkes, bütün canlılar susuyor. Ya da susmak zorunda bırakılıyorlar istemsiz. Doğrular durmadan değişiyor. Siyasetin elinde can çekişiyor fikirler. Dün doğru diye bağıra çağıra söylediğin herhangi bir söz, bugün yok olmanı sağlayabiliyor. Bu kadar değişken doğruların olduğu bir yer kürede, mecburen susmayı tercih ediyor insancıklar. Eskiden krallar vardı, kralları yönlendirenler, sarayda söz sahibi olan tüccarlar. Şimdi bütün dünyayı tek bir kral yönetiyor. Onu adı sermaye. En büyük güç…
Köle olarak dünyaya gelen biri, en azından köle olduğunu bildiği için, bütün hayatını ona göre planlar. Bazen kabullenir esaretini, bırakır kendini sahibinin ellerine. Bazen de özgürlüğün hayallerini kurar, belki de harekete geçer. Sonu ölüm bile olsa özgür kalabilmek için mücadele eder, savaşır. Ya hiçbir zaman köle olduğunu bilmeden yaşıyorsan? O zaman ne yapmalı? Ekonomik gücün doğrultusunda istediğini alabilen bir köleysen eğer, o zaman ne yapmalı insan?


Köle olarak yaşıyoruz. Zaman dediğimiz o en kıymetli hazinemiz, birilerinin elinde. Bizim adımıza karar alıyorlar. Nasıl yaşayacağımızı, ne zaman evleneceğimizi, ne zaman emekli olacağımızı, nerede ve nasıl var olacağımızı onlar belirliyorlar. Kalabalıkların ardına gizlenenler kısmen daha rahatken, azınlık olanlar, kalabalık olmanın hayalini kuruyorlar. Başka bir var olma şansı bırakmıyorlar bizlere. Değişen hiçbir şey yok anlayacağınız. Bugün dünün aynısı. Yarınsa, bugünün kopyası olacak. Sustukça azalacak insanlar. Susarak yok olacak dünya. Dünyanın sonu sessizlik olacak. Gürültülü başlayan macera, sessiz sedasız bitecek. Geriye, bir avuç “hiç” kalacak.
