ZAMANINIZI BİLİNÇSİZLİĞE KURBAN ETMEYİN
İnsanoğlu, yaşamının en önemli unsurlarının başında gelen zaman kavramını ne yazık ki tam anlamıyla idrak edememekte, bu nedenle de hayatında neleri gözden kaçırdığının farkına varamamaktadır. Oysa zaman, fark edilmediğinde sessizce tükenen; fark edildiğinde ise hayatı anlamlandıran en büyük değerdir. Ben de derin bir konu olduğunun bilincinde olduğum zamanı, elimden geldiğince, dilimin döndüğünce sizlere anlatmanın gayreti içerisinde olacağım.
Zaman, insanoğluna bahşedilmiş olan ömrün; yıllara, aylara, günlere, saatlere, dakikalara, saniyelere, hatta saliselere bölünmüş hâlidir. Her bir parça, aslında bir bütünün anlam taşıyan kesitleridir. Ancak insan, çoğu zaman bu parçaların değerini bilmek yerine onları farkında olmadan tüketmeyi tercih etmektedir. İşte asıl kayıp da tam olarak burada başlamaktadır.
Yaşamımızı doğrudan alakadar eden önemli bir gerçek vardır ki o da şudur: İnsanoğlu, ömrünü parçalara ayıran zamanına gerektiği kadar değil, çoğu zaman ya gereğinden fazla anlam yükleyerek ya da tam aksine değersizleştirerek yaklaşmaktadır. Oysa yapılması gereken, zamanın içerisinde üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmeye odaklanmak, bu odaklanmanın kendisine kazandıracaklarını zihninde diri tutmaktır.
Şahıs yahut şahıslar, ellerindeki nimetin kıymetini bilmedikleri müddetçe, oradan oraya savrulan bir yapraktan farksız olacaktır. Ne bir yön belirleyebilirler ne de bir hedefe ulaşabilirler. Beklentilerinin karşılık bulmasını isterler; fakat bu beklentilerin gerektirdiği çabayı ortaya koymadıkları için çoğu zaman hayal kırıklığı ile karşı karşıya kalırlar. Bu durumun kaçınılmaz bir sonuç olduğu göz ardı edilmemesi gereken bir gerçektir.
Kıymetini bilmemekte ısrarcı olduğumuz her bir dakikanın geri dönüşü olmadığını anladığımızda çoğu zaman iş işten geçmiş olur. Geriye dönüp baktığımızda elimizde kalan tek şey, değerlendiremediğimiz anların oluşturduğu derin bir pişmanlıktır. Oysa insanoğlundan beklenen en önemli şey; zamanın kıymetini bilmesi, yaptığı işe adapte olması, kendisine verilen her bir anı faydaya dönüştürebilmesidir.
Eğer zamana gereken değer verilmezse, kıymet bilmezliğimiz yüzünden hayatımız geç kalmışlıkların içinde kaybolup gidecektir. Üstelik bu kayıp sadece bizi değil, çevremizdeki insanları, bizden sonra gelecek nesilleri de etkileyecektir. Bu nedenle zamanın doğru kullanımı yalnızca bireysel değil, aynı zamanda toplumsal bir sorumluluk olarak değerlendirilmelidir.
Yapmış olduğum gözlemleri sizlerle paylaşmak benim için bir sorumluluktur. Bu düşünceyle zaman israfının ciddiyetini, üzerimizde bırakacağı olumsuz etkileri bu yazımda ele almak istedim. Çünkü zaman, hayatımızda vazgeçilmemesi gereken en değerli unsurların başında gelmektedir. İçerisine sayısız kazanımı sığdırabileceğimiz eşsiz bir imkândır.
Bilinmelidir ki insan için bozuk para misali harcanmaya müsait olan tek şey, aslında israfından kaçınılması gereken zamandır. Ne yazık ki bizler, parayı harcarken defalarca düşünürken zamanı harcarken aynı hassasiyeti göstermiyoruz. Zamanın su misali akıp gitmesine engel olmak çoğu zaman işimize gelmiyor.
Parayı, adım adım ilerlememize öncülük eden zamanın önüne koyuyoruz. Bir daha geri gelmeyeceğini bildiğimiz hâlde hayatı heba etmekten geri durmuyoruz. Oysa bir an durup düşünsek, israf ettiğimiz zamanla birlikte neleri kaybettiğimizi fark edecek, elimizde olanı korumak için daha fazla çaba göstereceğiz.
Hayatımızı etkisi altına alan bir diğer önemli unsur dijitalleşmedir. Doğru kullanıldığında büyük bir nimet olan bu imkân, yanlış kullanıldığında zamanımızı tüketen bir araca dönüşmektedir. Günümüzde dijitalleşme, çoğu zaman bilgiye ulaşmak için değil, vakit öldürmek amacıyla kullanılmaktadır. Bu durum, bireysel gelişimin önünde ciddi bir engel oluşturmaktadır.
Bu noktada yapılması gereken, dijitalleşmeyi doğru kullanmayı öğrenmek, öğretmektir. Özellikle çocuklarımızı bu konuda bilinçlendirmek, gereksiz oyunların, amaçsız ekran kullanımının zamanlarını çaldığını onlara anlayabilecekleri bir dil ile anlatmak zorundayız.
Sadece çocuklar değil; gençlerimiz, hatta yetişkinlerimiz de bu bilinçsiz kullanımın etkisi altında kalmakta, farkına varmadan bir boşluğun içerisine sürüklenmektedir. Bu durumun farkına varamamak ise insanı adeta bir karanlığın içerisine hapsetmektedir.
Eğer bu karanlığı aydınlatmak adına adım atmazsak, zamanla etrafımızdaki insanların bir makine gibi hareket ettiğine şahit olabiliriz. Bu nedenle zamanın kıymetini anlatan söyleşiler düzenlemek, bilinç oluşturmak adına atılacak önemli adımlardan biri olacaktır.
Zaman ile para karşılaştırması, aslında yaptığımız yanlış tercihlerin neye mal olduğunu gösteren somut bir örnektir. Bu örneği göz ardı etmemek gerekir. Çünkü zamanın israfı, hayatımızda telafisi zor kayıplara neden olmaktadır.
Bu yüzden diyorum ki; hayatınızı yalnızca maddiyata indirgemeyin. Zaman kavramını ince eleyip sık dokuyarak değerlendirin. Elinizden kayıp giden her bir dakikanın sizi nelerden mahrum bıraktığını fark ettiğinizde bakış açınızın değiştiğini göreceksiniz.
Ben bu durumlara bizzat şahit olduğum için sizlere bu şekilde sesleniyorum. İnsan, elindekilerin kıymetini bilmezse kendi elleriyle çoraklaştırdığı bir hayatın içinde yaşamaya mahkûm olur. Bu mahkûmiyetin kimseye bir faydası yoktur.
Eğer yaşadığımız dünyayı daha yaşanabilir bir hâle getirmek istiyorsak, ilk olarak elimizdeki her bir anın kıymetini bilmek zorundayız. Boşluklarda kaybolmamak için sorumluluklarımızı eksiksiz yerine getirmeli, bizden sonra gelen nesillere örnek olmalıyız.
Bunu nasıl yapabiliriz diye soracak olursak, cevabı nettir: Okumayı hayatımızın merkezine koyarak. Okuma bilinci kazandırılmadığı sürece çocuklarımızı sanal dünyanın kucağına terk etmiş oluruz. Bu da onlara yapılabilecek en büyük kötülüklerden biridir.
Bu nedenle çocuklarımızın zihinlerini okuma sevgisiyle beslemeli, onları bilinçli bireyler hâline getirmek için gayret göstermeliyiz. Ancak bunu yaparken baskıcı değil, yönlendirici bir tutum sergilemeliyiz. Aksi hâlde çocuklar okumaktan uzaklaşabilir.
Nitekim yapılan bir gözlemde bir çocuğun “Ben kitap okumayı sevmiyorum.” demesinin altında, ona haddinden fazla ödev verilmesi yatmaktadır. Bu durum, yaklaşımın ne kadar önemli olduğunu açıkça göstermektedir.
Aslında zamanın değeri çoğu zaman fark etmediğimiz bir gerçektir. Bu durumu özetleyen veciz ifadede hayatın, çatlak bir testiden sızan suya benzediği söylenir. İçsen de bitecek, içmesen de bitecek. Önemli olan, o süreci nasıl değerlendirdiğimizdir.
Son olarak şunu ifade etmek isterim: Çocuklarımıza, gençlerimize, kendimize zamanın değerini öğretmeliyiz. Bunu zorunluluk hâline getirerek değil, faydasını göstererek yapmalıyız. İnsan, değerini anladığı şeyi korumayı öğrenir.
Zaman israfını önlemek istiyorsak, elimizdeki fırsatları insan zihnine katkı sağlayacak şekilde değerlendirmeliyiz. Eğer yanlışların peşinden sürüklenmek istemiyorsak, zaman kavramını doğru idrak etmeli, zihnimizi meşgul eden gereksiz bulanıklıklardan arınmalıyız.