Konya
Kapalı
10°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
44,7499 %0.02
52,8390 %0.01
6.962,13 % 0,00
Ara
ŞEHRİN NİMETİ VE KÜLFETİ

ŞEHRİN NİMETİ VE KÜLFETİ

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Şehrin nimeti kadar külfeti de vardır.

Şehir; temiz suyu, yolu, ışığı ve düzeniyle insana konfor sunar.

Fakat bu konforun bir bedeli vardır: sorumluluk.

Kaldırımı kirletmemek, sokağı işgal etmemek, ortak alanları korumak… İşte şehrin külfeti budur.

Ancak, çalgı çengi gürültüleriyle çevreyi rahatsız etmek; temizlemek bir yana ev ya da iş yeri önlerindeki kaldırımı ve taşıt yolunu kirletmek pek olağan hale geldi.

Ne bileyim, sanki bu alanlarda, en temel yasaları, kuralları çiğnemek olağan ve sıradan hale geldi.  Her nedense pek çoğu için başkalarının hakları, hürriyetleri değil; kendi hakları, hürriyetleri sınırsız ve sonsuz.

Artık şöyle deme zamanıdır: Ortak kullanım alanları, özellikle kaldırımlarda ve taşıt yollarında kural ihlâli aslında bir kul hakkı ihlâlidir.

Birkaç ay önce şehrimiz belediyesi kaldırımı kullanan yayaların hakkını korumaya yönelik güzel bir slogan; ardından doğru bir uygulama ortaya koydu:

“Ceza ile değil, rıza ile!”

Bu kampanyanın uygulama örneklerini basında, sosyal medyada bizzat kendisi anlattı ve çalışmalara öncülük etti.

Evet, kaldırımların işgali ile ilgili bir eylem ortaya konuyor ve uygulanıyor. Ancak, bu alanların temiz tutulması konusunda bir eylem planı yok.

Geçen sabah, saat dokuz sularında çarşıdaydım. Dükkânların pek çoğu henüz açık değildi. Belediyenin temizlik işçisi bir kadın, ağzında maske; elinde saplı faraş ve süpürge ile kaldırımları süpürüyordu.

Zaten şehrimizin kaldırımları ve sokakları uzun zamandır belediye işçileri tarafından gayet güzel temizleniyor.

Kaldırımları işgal eden esnafımızın pek çoğu — istisnaları elbette var — hâlâ dükkânlarının önünü temiz tutmuyor.

İşte o sabah… Kadıncağız, esnafımızın dükkânı önündeki atıkları süpürmekle meşguldü.

Neydi bizim yıllar evvel darbımesel hâline gelen sözümüz?

Herkes kendi evinin önünü süpürürse sokak temiz olur.

Eski tabirle, halkımızın kahir ekseriyetinin evinin ya da iş yerinin önünü temizlemek gibi bir derdi yok. Onlara göre:

“Belediye çalışanları ve işçileri ne yapıyor? Gelsin görevliler, evlerinin önünü, iş yerlerinin önünü, sokağı, yetmez mahalleyi temizlesin. Milletin parasını yiyip yatmasın(?)”

Biz ortaokula ve öğretmen okuluna devam ederken, Türkiye’nin tarım toplumundan sanayi toplumuna dönüşmeyişi en büyük bir problem olarak anlatılırdı.

Şayet şehir toplumu hâline gelirsek çağdaş olurduk. Medeniyetin bütün nimetlerinden doya doya faydalanırdık. Evimizde yokluk, kıtlık olmazdı. Herkes mutlu ve müreffeh yaşardı.

Şehir demek; temizlik, zarafet, nezaket ve incelik demekti.

Şehir demek; ilim ve irfan demekti.

Kısacası şehir demek, medeniyet demekti.

Şehirde cami sadece ibadet yeri değil, eğitim ve yönetim merkeziydi.

Çarşı ve pazar helâl kazanç ve adaletli ticaret alanları olarak bilinirdi.

Mahalle, iyi komşuluk ve dayanışma esasına dayanan büyük bir aile birlikteliğiydi.

Okullar, ilim, kültür ve sanat merkezleriydi. 

Şehir, medeniyetin, ilmin ve ahlâkın gelişmesine yol açan bir fazilet toplumuydu.

Farabi’ye göre erdemli şehir, sadece yöneticisi iyi olan şehir değildir; sakinleri de erdemli olan şehirdir.

Çünkü erdemli insan olmadan erdemli şehir kurulamaz.

Velhasıl şehir, yalnızca belediyelerin temizlediği sokaklardan değil; sorumluluk duygusuyla hareket eden insanların oluşturduğu bir hayat alanıdır. Herkes kendi kapısının önünden başlayan bir sorumluluğu üstlenmedikçe ne şehir gerçek anlamda temiz olur ne de medeniyet tam manasıyla kurulabilir. Çünkü şehirleri güzelleştiren binalar değil, o şehirde yaşayan insanların ahlâkı ve hassasiyetidir.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *