Konya
Parçalı az bulutlu
15°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
44,7422 %0.11
52,8236 %0.45
6.870,45 % 0,83
Ara
HELÂL KAZANÇ

HELÂL KAZANÇ

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Bingöl’de çalıştığım yıllardı.

Kış yaklaşıyordu. Eve soba kuracaktık. Bunun için soba borusu yaptırmam gerekiyordu. Sacı mekanik araç ve usullerle büküp kenarlarını sabitlenip punto ile tutturulan bir soba borusu yapılacaktı. Beni bu işin ustası sayılan birine götürdüler.

Usta; sakallı, başında sarık bulunan yaşlı bir amcaydı. İçeri girerken verdiğimiz selamı içten bir muhabbetle aldı ve ayağa kalktı.

Tanıştık, ihtiyacımızı söyledik.

“İsterseniz oturup bekleyin, isterseniz biraz dolaşıp gelin. Boruyu hazırlarım,” dedi.

Buyur etti, oturdum.

O, büyük ciddiyet ve titizlikle işini yaparken bir yandan da sesi asla yükselmeden, vakur bir eda ile benimle sohbet ediyordu.

Yaşına rağmen hâlâ teneke ve sac işinin içinde olması, o ağır kokuya ve isli ortama rağmen çalışmayı sürdürmesi, içimde kendisine karşı derin bir saygı uyandırdı.

Dedim ya, yaşlılarla sohbet benim için büyük bir zevktir.

Çünkü onlar hayatın içinden gelen, yolu yordamı bilen, yaşanmışlığın süzgecinden geçmiş kimselerdir.

Onları dinleyip anlamaya çalıştıkça, hayatın karmaşası biraz daha çözülür; insanın içi biraz daha ferahlar.

Doğrusunu söylemek gerekirse, işimin hemen bitmesini değil, sohbetin uzamasını arzu ediyordum.

Ama her şey gibi, o işin de bir sonu vardı.

“Hacı amca, borcumuz ne kadar?” diye sordum.

Öyle bir rakam söyledi ki şaşırdım.

“Amca,” dedim,

“Sac sizin imalatınız değil; el emeğiniz var. Dükkânın kirası var, evin nafakası var…”

Sözümü sakin bir tebessümle karşıladı:

“Evlat, ben sac ve punto malzemesi paramı aldım. Emeğimin karşılığını da ekledim.”

“Anladım,” dedim,

“Söylemenizde sakınca yoksa kâr ne oldu?”

Başını hafifçe salladı. Sesi sükûnet doluydu:

“Allah bin bereket versin; en büyük kârım bu.”

O an, sözlerin ötesinde bir şey öğrendiğimi hissettim.

Sac ve farklı metallerle uğraşmaktan kararmış, nasır tutmuş elini tuttum. Önce dudaklarıma, sonra alnıma götürdüm.

Gözlerim doldu. Vedalaştık.

Bu yaşta hâlâ niçin çalıştığını sormak haddime değildi. Çünkü o, çalışmanın amacını bana sözle değil; hâliyle anlatmıştı.

Zaman ve fırsat buldukça o yıkık dökük, mütevazı görünümlü dükkâna uğrayıp gönlü geniş, imanı sağlam bu ustayı tekrar tekrar ziyaret etmeye çalıştım.

Çünkü o dükkânda sadece sac kesilip bükülmüyor; insanın niyeti, emeği ve ahlâkı da şekilleniyordu.

Sonradan fark ettim ki o gün sobaya boru almaya gitmiş; fakat asıl bereket ve zenginliğin kaymağını bizzat görmüş, bire bir yaşamış olarak eve dönmüştüm.

Anladım ki çalışma, sadece para elde etmek için değil; bereket için yapılır.

Bereket ise, helâl kazanmak, ölçülü kazanmak, yoksul ve muhtaç kişilerin ihtiyacını karşılamak, yani insan kalabilmek için harcanan emek ve çabanın ta kendisidir.

“Evet, gerçek zenginlik kazançta değil; kazancın arkasındaki ahlâktadır.”

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *