VİCDAN İLE CÜZDAN
Geçtiğimiz hafta açıklanan 2025 büyüme verileri ve şubat ayı enflasyon rakamları üzerine birkaç satır yazmayı planlıyordum. Ancak henüz bir haftasını dolduran İran meselesi, küresel dengeleri değiştirme potansiyeli taşıdığı için bu konuyu ertelemek zorunda kaldım.
Dileriz ki bu gerilim, 2022’de Ukrayna ile Rusya arasında patlak veren ve hâlâ devam eden savaş gibi uzun soluklu bir çatışmaya dönüşmez. Çünkü böyle bir senaryonun bedelini yalnızca bölge değil, tüm dünya öder.
Amerika’nın İran’a yönelik saldırısı uluslararası hukuk açısından ciddi tartışmaları beraberinde getiriyor. Hukuki bir gerekçe veya makul bir sebep ortaya konmadan, yalnızca İsrail’i memnun etmeye yönelik bir askeri hamle yapılması Washington’un dış politika anlayışını yeniden sorgulatıyor.
Bu noktada şu soruyu sormak kaçınılmaz:
Amerika gerçekten “yeniden büyük” bir ülke mi oluyor, yoksa giderek kimsenin yan yana görünmek istemeyeceği bir güce mi dönüşüyor? Sayın Trump’ın izlediği politika, ikinci ihtimali güçlendiren bir görüntü veriyor.
Bugün tüm dünya, bombalanan okulları, hayatını kaybeden sivilleri ve giderek genişleme ihtimali taşıyan çatışmaları izliyor. Beyrut’ta gece gündüz süren bombardıman nedeniyle yüz binden fazla insanın sokaklarda yaşamak zorunda kaldığı, yüz binlercesinin ise Suriye’ye göç ettiği konuşuluyor.
Öte yandan Bahreyn, Katar, Kuveyt ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkeler de farklı bir sorgulama içinde. Amerika Birleşik Devletleri’ne yıllardır trilyonlarca dolar ödeyen bu ülkeler, şehirlerine düşen füze ve bombalar karşısında neden bu kadar savunmasız kaldıklarını anlamaya çalışıyor.
Ortada giderek büyüyen bir hukuksuzluk tablosu var. Bir ülkenin lideri suikastla ortadan kaldırılıyor; ardından onun yerine gelmesi muhtemel isimler de hedef alınıyor. Üstelik tüm bunlar dünyanın gözü önünde gerçekleşiyor.
Daha da çarpıcısı, “kimin seçileceğine henüz karar vermedik” şeklindeki açıklamaların açıkça yapılabilmesi.
Şehirler, oteller, havalimanları ve enerji tesisleri bombalanıyor. Binlerce sivil hayatını kaybetmiş durumda. Buna rağmen dünya kamuoyunun odağı çoğu zaman insani trajediler değil, ekonomik sonuçlar oluyor.
Örneğin Katar’ın kapattığı doğalgaz tesisleri nedeniyle artan enerji maliyetleri Avrupa için çok daha kritik bir mesele hâline geliyor. Rusya’dan ham petrol almaya devam edebilen Hindistan için ise sorun şimdilik çözülmüş gibi görünüyor.
Çin ise elindeki dev petrol stokları sayesinde şimdilik temkinli bir sessizlik içinde. Ancak gerektiğinde Venezuela veya Rusya üzerinden alternatif tedarik yollarına yönelmesi de ihtimal dâhilinde.
Geçtiğimiz yıl yaşanan savaşta da gündeme gelen Hürmüz Boğazı kartı bu kez farklı bir şekilde ortaya çıktı.
Önce sigorta şirketleri bu güzergâh için poliçe kesmeyeceklerini açıkladı. Ardından büyük konteyner hatları seferlerini askıya aldı. Daha sonra yükleme rezervasyonları kapatıldı.
En sonunda İran Devrim Muhafızları, Hürmüz Boğazı’nın gemi trafiğine kapandığını duyurdu.
Aslında gerçek şu:
Boğazı ilk kapatan İran değil, riskten kaçınan küresel sermaye oldu. İran sadece zaten fiilen oluşmuş bir durumu ilan etti.
Bugün özellikle sıvılaştırılmış doğalgaz ve bazı petrokimya ürünlerinde ciddi bir belirsizlik yaşanıyor. Bir haftadır birçok piyasada fiyat almak dahi mümkün değil. Mal temininde sorunlar yaşanıyor. Ancak bütün bu gelişmelerin bir kısmının bilinçli şekilde büyütüldüğünü düşünenler de az değil.
Amerika bu krizi kontrol altına alamazsa en büyük kazananın Rusya olacağı neredeyse kesin. IMF ve OPEC başta olmak üzere birçok kurum ise sürecin uzaması hâlinde en ağır darbeyi gelişmekte olan ülkelerin alacağını söylüyor.
Türkiye açısından tablo biraz daha hassas. Çünkü enerji krizi yaşanmasa bile gıda ve hizmet kaynaklı yüksek enflasyonla mücadele ediyoruz. Uzayan bir savaşın enerji fiyatlarını yükseltmesi hâlinde bu yük daha da ağırlaşabilir. Bugünün dünyasında kararlar artık vicdanla, adaletle veya hukukla verilmiyor. Kararları belirleyen şey çoğu zaman cüzdanlar ve hesap makineleri oluyor. Belki de bu kriz, kaybolan vicdanı değil ama kaybedilmeye başlanan parayı hatırlattığı için daha hızlı sona erecek.
Ne acı bir tablo…
İnsanlığın değeri artık sahip olduğu ekonomik güçle ölçülüyor. İran’ın bölge ülkelerini sürece dâhil etmeye çalışmasının nedeni de muhtemelen bu. Washington üzerinde baskı oluşturabilecek tek aktörler onlar. Çünkü süreç tamamen İsrail’in insafına bırakılırsa bu savaşın ne kadar süreceğini ve hangi noktaya varacağını tahmin etmek kolay değil.