Siyasette Fay Hatları Kırıldı, Sarsıntısı Ekonomiyi Vurdu
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi’nin dün ana muhalefet partisi CHP’nin 38. Olağan Kurultayı hakkında verdiği "mutlak butlan" kararı, yalnızca Türk siyasi tarihinde benzeri görülmemiş bir hukuki kaos yaratmakla kalmadı; eş zamanlı olarak ekonomi piyasalarını da adeta bir stres testine soktu.
Özgür Özel yönetiminin tedbiren görevden uzaklaştırılıp partinin anahtarının yeniden Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibine devredilmesi, zaten bıçak sırtında ilerleyen ekonomik dengeleri en hassas yerinden, yani "öngörülebilirlik" zemininden sarstı.
Siyaset ile ekonominin etle tırnak gibi olduğunu unutanlara piyasa dün çok sert bir hatırlatma yaptı. Gelin, bu tarihi virajın siyasi ve ekonomik şifrelerini objektif bir bakışla masaya yatıralım.
İlk Reaksiyon: Piyasaların "Belirsizlik" Fiyatlaması
Ekonomi dünyası her türlü riski yönetebilir ama yönetemeyeceği tek bir şey vardır: Belirsizlik. Dün mahkeme kararının flaş haber olarak ekranlara düşmesiyle birlikte finansal piyasalarda tam anlamıyla bir savunma refleksi devreye girdi.
Kararın duyulmasının hemen ardından BIST 100 endeksi günü yüzde 6,05’lik çok sert bir kayıpla kapatırken, yabancı yatırımcının en yoğun olduğu bankacılık endeksindeki erime yüzde 8,63’ü buldu. Panik satışlar o kadar derinleşti ki seans bitimine yakın endekse bağlı devre kesiciler tetiklendi.
Türkiye’nin risk primi (CDS), kararın ardından 9 baz puan birden zıplayarak 250 seviyesine tırmandı. Bu yükseliş, hazinenin ve Türk şirketlerinin dışarıdan bulacağı borcun maliyetinin doğrudan artması anlamına geliyor.
Dolar/TL 45,61, Euro/TL ise 53,11 seviyelerinde günü tamamlayarak nispeten yatay bir seyir izlese de bu istikrar yanıltıcı olmamalı. Merkez Bankası, bu ani şokun kurda dikey bir patlamaya yol açmasını engellemek amacıyla arka planda yoğun bir rezerv mesaisi harcamak durumunda kaldı.
Kısa ve Uzun Vadede Önümüzdeki Riskler
Siyasi fay hattındaki bu kırılmanın ekonomik etkilerini kısa ve uzun vadeli zaman dilimi açısından okumak gerekiyor.
Ekonomi yönetimi aylardır sıkı para politikası ile enflasyonist beklentileri dizginlemeye çalışıyordu. Hatta daha yeni, mayıs ayı ortasındaki Enflasyon Raporu ile yıl sonu hedefi yüzde 24’e revize edilmişti. Ancak bu boyutta bir siyasi kriz, hem esnafın hem de tüketicinin "Yarın ne olacak?" endişesini körükleyebilir. Beklentiler bozulduğunda fiyatlama davranışları kontrolden çıkma eğilimi gösterir; bu da dezenflasyon sürecinin ciddi şekilde sekteye uğraması riskini doğurur.
Uzun Vadede Yatırımların Askıya Alınması riski
İki hafta içinde Yargıtay’a taşınacak olan bu davanın kesinleşmesi aylar sürebilir. Ana muhalefetin mahkeme kararıyla iki başlı bir yapıya büründüğü, siyasi taşların yerinden oynadığı bir ortamda ne yerli ne de yabancı yatırımcı uzun vadeli plan yapar. Fabrika açmayı, istihdamı büyütmeyi planlayan iş dünyası hızla "bekle-gör" moduna geçecektir. Bu durgunluk eğilimi, orta vadede OVP’deki yüzde 3,8’lik büyüme hedefini ve istihdam piyasasını olumsuz etkileyebilir.
Siyasi Senaryolar ve Hukuki süreç
Madalyonun siyasi yüzünde ise tam bir satranç tahtası var. "Mutlak butlan" kavramı, hukuken o kurultayın ve sonrasında alınan tüzük/yönetim kararlarının en başından beri "hiç var olmamış" sayılması demek.
Şu an Özgür Özel yönetimi partiyi terk etmeyeceğini açıklayarak olağanüstü MYK ve büyükşehir belediye başkanları toplantılarıyla direniş hattı örerken; Kemal Kılıçdaroğlu ise temkinli bir dille kararı "bir ayrışma değil kenetlenme fırsatı" olarak tanımlıyor. Önümüzdeki süreçte bizi bekleyen olası senaryolar şunlar:
Yargıtay istinaf kararını onarsa Kılıçdaroğlu yönetiminin partiyi zorunlu olarak Olağanüstü Seçimli Kurultay'a götürmesi gerekir. CHP içinde sert bir güç savaşı başlar.
Siyasi belirsizlik süresi uzayacağı için risk primi (CDS) yüksek kalır, yabancı sermaye girişi çok azalabilir veya durma noktasına gelebilir.
Yargıtayın kararı bozması halinde Özgür Özel ve yönetimi yasal olarak koltuğuna geri döner; süreç mevcut tüzük akışında devam eder. Piyasalardaki siyasi tansiyon düşer, borsa kayıplarını telafi eder ve ekonomi kendi rasyonel gündemine geri döner.
Ülkeyi Neler Bekliyor?
Türkiye, bu hukuki labirentin içinden çıkabilecek güçlü bir siyasi hafızaya ve demokratik deneyime sahip. Ancak zamanlama oldukça talihsiz. Küresel sermayenin tam da Türkiye'nin rasyonel ekonomi programına güven duymaya başladığı, gri listeden çıkışın meyvelerinin toplanacağı bir dönemde dış dünyaya böyle bir "hukuki öngörülebilirlik" tartışması servis etmek, ekonominin sırtına ekstra yük yükledi.
Şimdi ekonomi yönetiminin yapması gereken tek bir şey var: Siyasi fırtınanın şiddetinden bağımsız olarak, makro programın ve Merkez Bankası'nın sıkı duruşunun esnemeyeceğini dünyaya ilan etmek ve piyasadaki bu yangını söndürmektir. Aksi takdirde siyasetin açtığı yarayı, faturayı her gün çarşıda pazarda ödeyen esnaf ve vatandaş kapatmak zorunda kalacaktır.