Konya
Parçalı bulutlu
17°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
45,7465 %0.33
53,0951 %-0.12
6.639,73 % -0,29

DOĞA İLE İNATLAŞMA …

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Ben o yamaçların çocuğuyum.

Karadeniz’in yağmuru başka yağar. 
Bir başlarsa günlerce sürer. Toprak suya doyar, ağırlaşır, sonra bir gece sessizce yer değiştirir. Çocukluğumda heyelan kelimesini kitaplardan öğrenmedim ben. Sabah kalktığında kaymış yolları, çatlamış evleri, aşağı doğru yürüyen bahçeleri görerek öğrendim.

Büyüklerimiz “toprak yürümüş, peyler çökmüş” derdi.

O yaşta anlamıştım; doğayla inatlaşanın son sözü söyleme şansı pek olmayacağını…!

Şimdi takvimler 21. yüzyılı gösteriyor.

Bilgisayar programları var.
Satellit görüntüleri var.
Zemin etütleri var.
Deprem yönetmelikleri var.
İklim verileri var.
Varda var …

Ama hâlâ çöken istinat duvarlarını, kayan zeminleri, göçükleri , hayatlarını kaybedenleri gazete haberlerinde okumaya devam ediyoruz.

Olmaması gerekir.
Neden ?

Çünkü istinat duvarı dediğiniz şey, iki taşın arasına harç sürmek değildir. 
O duvar; tonlarca toprağa, suya ve basınca karşı “buraya kadar” diyen bir mühendislik sistemidir. Hele ki üzerine 7-8 katlı bina yapılıyorsa, artık mesele bahçe duvarı değil; insan hayatıdır.

Karadeniz’de asıl yük toprak değildir. Sudur.

Yağmur artık eski yağmur değil. 
Bir günde bir ayın suyunu bırakıyor. 
Toprak suya doyuyor. 
Basınç artıyor. 
Eğer drenaj eksikse, zemin doğru analiz edilmemişse, beton kalitesinden çalınmışsa, demir olması gerektiği gibi yerleştirilmemişse… o duvar bir sabah manşet oluyor.

Sonra klasik açıklama geliyor:

“Beklenmeyen aşırı yağış…”

Hayır.

Beklenmeyen değil.
Hesap edilmeyen.

Bugün Ordu’da özellikle Kirazlimanı, Güzelyalı ve şehrin farklı mahallelerinde yükselen devasa sitelere baktığınızda, önce binaları değil, altındaki istinat duvarlarını görürsünüz. 
Kimi zaman birkaç kat yüksekliğinde beton perdeler…

Asıl yükü onlar taşır.

O sitelerin ışıkları yanarken kimse aşağıdaki betona bakmaz. 
Ama o betonun arkasındaki suyu, zeminin karakterini, toprağın davranışını doğru hesaplamazsanız; mesele estetik olmaktan çıkar, güvenlik meselesine dönüşür.

Ve bu sadece Karadeniz’in sorunu değil.

Konya’ya bakıyorsunuz…
Bu kez toprak yukarıdan kaymıyor, aşağıdan çöküyor.

Obruklar oluşuyor.

Yer altı suları bilinçsizce çekiliyor, denge bozuluyor, toprak bir gün ansızın içine çöküyor. 
Bir tarafta heyelan, diğer tarafta obruk… 
İki farklı coğrafya ama aynı gerçek:

Doğa değişiyor.
İklim değişiyor.
Zemin eski zemin değil.

Ama insan hâlâ eski alışkanlıklarla hareket ediyor.

Kâğıt üzerinde her şey uygundur zaten.
Asıl mesele şantiyededir.

Beton gerçekten projedeki kalite mi?
Demir gerçekten hesaplandığı gibi mi?
Arka dolgu sıkıştırıldı mı?
Drenaj gerçekten çalışıyor mu?

İşte hayat ile ihmal arasındaki çizgi burada başlıyor.

Dediğim gibi en o yamaçlarda büyüdüm. 
Şunu öğrendim:

Doğa sabırlıdır ama hafızası vardır.

Siz dereyi kapatırsınız, unutmaz.
Siz yamacı hoyratça kesersiniz, unutmaz.
Siz suyun yönünü değiştirirsiniz, unutmaz.
Siz hesabı eksik yaparsınız, yine unutmaz.

Bir gün mutlaka cevap verir.

Bazen heyelanla…
Bazen obrukla…
Bazen çöken bir istinat duvarıyla…

Özetle mesele şudur:

Doğayla mühendislik yapılır.
Ama doğaya rağmen mühendislik yapılmaz.

Çünkü doğa kibri sevmez. 
İhmali affetmez. 
Kendisine yapılanı da ASLA unutmaz.

İstinat duvarı estetik değildir.
Süs değildir.
Gösteriş hiç değildir.

O; bilimle, hesapla ve dürüstlükle yapılmış ayakta duran bir sorumluluktur.

Ve artık 21. yüzyılda mazeret değil, mühendislik konuşmalıdır.

Çünkü yanlış yapılan her istinat duvarı sadece betonu değil, insanın “ben yaptım oldu” kibrini de aşağıya indirir.
Özetle doğaya karşı yapılan her yanlışın sonu FELAKETTİR…

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız