ZAMAN İSRAFI ve SİYASET GÜRÜLTÜSÜ
Sabah namazı sonrası Kur’an-ı Kerim’den en az bir sayfa olarak hem Arapçasını hem de Türkçe mealini okuma alışkanlığımız vardır. Bugün mutad olanın dışına çıkıp rahleye oturmadan sosyal medyada CHP’nin Mutlak Butlan kararı ile ilgili neler söylenmiş bir bakayım istedim.
Başımı kaldırdım, vakit adeta buharlaşmış: Bir saatten fazla kalmışım o sayfalarda.
Sayfaları kaydır kaydır… Sadece gözlerim değil; zihnim ve ruhum da yoruldu. Oldum olası sosyal medyada yer alan yazıların ekseriyetinin dedikodu, yalan ve iftira olduğunu düşünürüm. Üstelik kendini bilen pek çok kişinin de beklenti, istek ve çıkarları adına bu söylemlerin peşinde dolaşması benim için ayrıca bir hayal kırıklığı…
Tarihteki iktidar kavgaları yalnızca fikir, meşruiyet, din, ticaret ve medeniyet tasavvuru adına değil; çoğu zaman toprak veya servet mücadelesi için olmuştur. Bugün yaşanan siyasi tartışmalar da bundan bütünüyle bağımsız değildir. Çoğu zaman görünen söylemlerin gerisinde temsil, güç, etki ve yön tayini mücadeleleri bulunmaktadır.
Yorumcuların ve sosyal medyada kelam edenlerin pek çoğu meseleye ya Sayın Özgür Özel, ya da Sayın Kemal Kılıçdaroğlu cephesinden bakıyor. Tabi bu arada iktidar cephesinden ve Sayın Cumhurbaşkanı cephesinden bakanların sayısı azımsanmayacak kadar çok
Herkes kendi hesabı adına yorumladığı için genellikle söylemlerde ne insaf, ne vicdan, ne de hakkaniyet ve adalet var. Pek çok kişi bulunduğu cepheden karşı tarafı sürekli bir söz bombardımanına tutuyor. Mutlak butlan kararı için düşüncemi belirtmiştim, ama burada tekrar etmiş olayım:
Dikkat çekici olan şuydu: Tartışmanın tarafları da, tanıkları da, itiraz edenleri de aynı siyasi yapının içinden çıkıyordu. Buna rağmen yorumların önemli bir kısmı hukuk ve adalet zemininden çok sevgi ve nefret ekseninde şekilleniyordu.
Tv’lerde titri yüksek konuşmacıların meseleyi hakkaniyet ve adalet bakımından değerlendirmeyip sadece sevgi veya nefret duygularıyla konuya yaklaşmaları Türk siyaseti adına hakikaten utanç verici.
Ülkesini bilen, milletini tanıyan her insan bilir ki, siyaset bir yoldan ve yorumdan ibarettir. Bazılarının sandığı gibi bir inanç sistemi, yani din değil, bir taraf olma halidir. Siyasetin ayakta kalmasını sağlayan iki temel ilke vardır: adalet ve istişare. Herkes adalet arıyor, ancak en yakından en uzağa adalet dağıtmıyorsa ortada bir tutarsızlık, büyük bir yanlışlık var demektir.
İnsanlık tarihine, İslam tarihine ve Türk tarihine bakınız. Siyasetçilerin beklentileri, çıkarları, şahsi ikballeri önceleniyorsa; orada haset, inkâr, kin ve husumet kol geziyor demektir. Devletlerin yıkılışı siyasetçilerin hep bu muhteris akıl almaz ve sınır tanımaz davranışları ve yönetimleri sebebiyledir.
Dönelim başa. Hani benliğim alt üst olmuştu ya… Kendi kendime: “Bırak şimdi, sosyal medyayı, bak zaman da geçmiş.” dedim. Arapçasını okurken az çok ayetleri anlayabiliyordum. Türkçe mealini okuyunca fark ettim ki, bir saat vakti boşa harcamışım. Bilirsiniz, Rabbimiz de Peygamberimiz de atalarımız da vaktin israf edilmesini hoş karşılamaz.
Rabbimiz, insanın içine düştüğü her hâlde ona yol gösterir; sorusuna cevap, çıkmazına istikamet verir. Sayfa 99. Nisa suresi, 135 ila 140’ıncı ayetler. Müthiş! Müthiş!
Hem boşa geçen vakti sorgulatıyor, hem de sözün hakikatten kopunca ne kadar gürültüye dönüşebildiğini hatırlatıyordu. Sonrasını siz halledersiniz. Burada hiçbir ekleme saplama yapmadan sadece 135’inci ayeti paylaşacağım:
“Ey iman edenler! Kendinizin veya anne babanızın ve akrabanızın aleyhine bile olsa adalet ayakta tutun, Allah için şahitlik eden kimseler olun. (İnsanlar) zengin olsunlar, yoksul olsunlar Allah onlara daha yakındır. Öyleyse siz heva ve heveslerinize uyup adaletten ayrılmayın. Eğer adaletten sapar veya üzerinize düşeni yapmaktan geri durursanız bilin ki, Allah yaptığınız her şeyden haberdardır.”
Ey siyasetçiler! Ey sosyal medya kullanıcıları! Ey ilim irfan, kültür sanat, ticaret ve spor erbabı! Hele bir duyun şu sesi. Önce duyalım, sonra konuşalım; önce tartalım, sonra hüküm verelim.