Konya
Parçalı az bulutlu
1°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
43,8756 %0.01
52,0303 %0.32
7.318,18 % 0,71
Ara

KALBİN KURUMUŞ ÇİÇEKLERİ

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Kalbin kurumuş çiçeklerine su verip yeşertmek insanın düşüncesini gözden geçirmesi ile mümkündür o da çiçeğin özü ile kalp arasındaki ilahi ilişkiyi ritimli kılmakla sağlanır... Yaratılış hikmetinde ilinti ve uyum ayrılmaz bir bütündür...

İnsanın ruhen kaybı onun maddi yönden parçalanmasına da sebeptir. Bunun pençesinde kıvrananların, sürülmeyen hatta ekilmeyen bir tarlanın ayrık otları gibi kendi içinde kötü düşüncelerin istilası ile kafalarının karışıklığı onların sağlıklı düşünmelerini de zorlar. Hatta imkânsız hale getirir. Değerler bir bir kayboldukça manen yoksullaşan gönül giderek hissiz bir kayaya dönüşür. Bu bakış açısını da yargılamaların da hep olumsuz ve kindar bir ruhla yansıtır. Kalbin iç dünyasında biriken kararmalar tüm satıhı kapladığında artık insan bir Çernobil’e dönüşmüştür.

Şunu demek istiyorum: irade gücü köleleşen ve değerlerinden beslenemeyen insanın başkalarının telkinleriyle öz benliğine düşman olması ve artık dizginleri köleleşen ruhuyla dizginlerini başkalarına kaptırması öyle olağan bir duruma geldi ki; şu facebook hesabında bile takipçilerin birçoğunun bunun esaretiyle çırpındıklarını ve her çırpınış ta battıklarına şahit oluyorum. Kör olasıca tutkuları basiretlerini bağlamış ki siyasi kin ve ettikleri nefret psikolojisi ile devletimizin içinde bulunduğu durumu görmeden düşman ağzıyla konuşmaya ve kinlerini bu yolla beslemeye devam ediyorlar. Bunlara tavsiyem at gözlüğü takmayı bırakın ve gâvurun kılıcını çalmak yerine milli olun taşıdığınız eğer kalmışsa özünüzde Türk ve Müslüman kimliğinizin hakkını verin. O zaman bakış açınız özünüzü yansıtacaktır. Mesele dik duruş ve var oluş meselesidir. Kalbinizin kurumuş çiçeklerini yeşertmek sizin elinizde. Yeter ki o adımı atmayı deneyin. Bize biz lazım... Kâinat bir orkestra iken, sen şef olmayı değil aklını başkalarına kiraya vermeyi düşünürsen kaybedersin.

Halimiz bir zamanlar kültürel okyanusa sahip bir birikim örneği ve toplumsal bir nefes iken, şimdi kendimizden uzaklaşmanın acısı 200 yıldır bağrımıza sokulan hançer gibi acıtıp kanatmaya devam ediyor. Köpekler havladı diye, sükûnetimi bozup dilimi(düşüncemi) değiştirecek değilim. Söz tohumdur, toprağa düşen çiçeğe durur. Ağızdan dökülen her sözün tohuma benzetilip toprağa ekilenin de nasılken kendi cinsinden olan bir oluşuma gitmesi ilahi iradeyle tamamlanıyorsa bu benzetmeden hareketle elbette sözde kalbe ve beyine tesir eder. Orada demini alır ve gönülde çiçek açtırır. Biliyorsun çorak toprakta çiçek açmaz yeter ki gönüller kurumasın kardeşlerim.

Şunu da göz ardı etmemek gerekir ki, Yüreğinin yağını ortaya koysan, ağzınla kuş tutsan, yine yaranamayacağın bazı insanlar vardır. Yapman gereken insanlık mesabesinde yürümektir, herkes kendine yakışanı icra eder. Yani herkes kendi içine/işine baksın.

Prof. İhsan Fazlıoğlu diyor ki; Bir insan kendini aşan bir amaca sahip değilse

Ya kendiyle uğraşır ya başkalarıyla savaşır.

[ve]

Kendilerinden emin olmayanlar

Başkalarının varlığını tehlikeli bulurlar.

[ve dâhi]

Kişi, başkalarını yok ederek değil,

Ancak kendi varlığının içeriğini artırarak değerli olabilir.

Bu meyan da Prof.Dr. İbrahim Kalın hocamızın “Öze Yolculuk ”adlı eserinde geçen şu müthiş tespitlerini de siz kıymetli okuyucularımızla paylaşmayı bir borç bildim. Diyor ki hocamız” "İnsanı makineleştirirken, makineleri insanlaştırmaya çalışıyoruz. Yapay zekâ yoluyla “insandan daha üstün, daha süper” şeyler yaptığımızı sanıyoruz. Bu “şeyler ”in ne olduğunu ve başımıza neler açacağını konuşmak istemiyoruz. Çünkü artık özün değil; yansımanın, görüntünün, zahirin, dışsallığın, yüzeyin hâkim olduğu bir dünyada yaşıyoruz.

Özümüzü yüksek değerlerde, yüksek ahlakta, yüksek sanatta, aklımızda, kalbimizde, ruhumuzda ve var olmanın anlamında değil; hazlarda, arzularda, sınırsız tüketim döngülerinde, birkaç dakikalık şöhret anlarında, beğeni toplama çılgınlığında ve sanal dünyaların sunduğu sonsuz tatminsizlik hallerinde aramamız isteniyor bizden…"

(Prof. Dr. İbrahim KALIN / Öze Yolculuk, Sh:7) 

Öyleyse sadede gelelim diyorum. Ve sözümüzü tamamlamak istiyorum. Her iklimden meyveli masumiyetin karinesi, sahip olmak isterim çocuk kalbine, yeniden.
Eveeet dostlar; Kimisi der ki; istikbal denizlerde, kimisi der ki istikbal göklerde.

Benimde düşüncem şudur ki; İstikbal köklerdedir. Nereye bakarsan bak. Ara bul araştır sor sorgula düşün taşın vicdanen muhakeme et. Gör, süz danış incele eleştir ne yaparsan yap, lakin unutma köküne mazine geçmişine inancına değerlerine misyonuna insanlığına asla sırt çevirme, batıya batıla insanlık dışı değer ve muamelelere muhtaç değilsin. Kökünde mazinde cennetlik vardır. Âdem (a.s)ın torunu olduğunu ve Hz. Peygamberimizin (a.s.m) ümmetinden olduğunu unutma.

İstikbal göklerde mi yoksa köklerde mi? Şimdi kendini yokla.

 

 

 

 

 

 

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *