MEÇHULE YOLCULUK
Bir toplumu ayakta tutan değerleridir. Değerler inancın içerisinde yoğrulmuş kişinin dışına yansıttığı davranış biçimleridir. Günümüz piyasasında ülkemizin kaynayan bir kazana dönüştüğünü değerlerin üzerinin çizildiğine tanık oluyoruz. Gerek erkek gerekse kadınlar kızlar açısından durumun gittikçe vahim bir hal aldığı ortadadır. Artık her şey batılı normlara göre değer bulduğu için yaşama biçimimiz de bu normların bize bakan yönüyle onaylanmış cilalanmış bir parçasını oluşturdu. Biz artık nüfus kâğıdımızda yazan inanç kimliğimizle değil, batıdan kabul görmüş Hristiyan aksesuarlarının egemen olduğu felsefi inanç argümanlarına göre tarzımızı oluşturduk. Hayatımızın çizgisi buna göre şekillendi.
Evlerin mahremiyet anlayışı bitti/bitirildi. Gece kıyafetleri dışarıda hiç çekinmeden giyilir oldu. Eskiden burnunun ucu görünmesin diye yaşmağıyla örten ninemin titizliği ve ar duygusu şimdiki nesiller nezdinde unutuldu/unutturuldu. Bakıyorsun sokağa anası örtülü gibi giyinmiş vaziyette kızı ise tam tersi, peki anası hiç mi kızına bu durum karşısında bir tesirli söz söylemez ya da ona küçükken bunların hassasiyetinden bahsetmez. Ben anlıyorum ki bizde hala inanç biçimlerinde ve uygulamalarda ağır basan bir gelenekçilik anlayışı var. Anası örtünse de evladı açık saçık gezebilir ve bu durumdan kimse de rahatsız olmaz. Sonuç da toplumsal laçkalıklar batılı adet ve uygulamalar Hristiyanlığın tüm aksesuarları bizim kimliğimizi oluşturan güçlü bir kültürel güce dönüşmüş vaziyette. Sonra? Sonrası yok. Bu toplum o bildiğimiz eskiden batılıların imrendiği ve kendiliğinden İslam’a teslim olduğu, bizim yaşantımızı örnek alan bir toplum olmaktan çıkmış, durum tersine dönmüş ve biz bugün medenilik adına batıya imrenip, onları kendimize, aile yapımıza yaşantımıza ölçü olarak alıyoruz. Yani aslında bizler gönüllü birer köle haline gelmiş celladına aşık Stockholm sendromu yaşayan şahıslarız.
Düşünün gençlerin içine düştüğü bunalımlar, genç yaşta alkol sigara kumar uyuşturucu bataklığına sürüklenmeler, sönen söndürülen hayatlar ve batakhanelerin bunlardan nemalanması. Kapitalizm insanı öyle bir sömürüyor ki insanı kendine gönüllü köle yapabiliyor. Bütün bunları şöyle bir değerlendirdiğinde adını koymak istediğinde söylenmesi gereken tek şey adına her ne kadar modernizm deseler de bence bunun gerçek adı sanı hayat görüşü cahiliye devrinin ta kendisidir derim. Bir insanın kamuya açık alanlarda aleni bir şekilde tüm mahremiyetleri hiçe sayarak sarmaş dolaş olması sizce etik bir davranış mıdır?
Mesela hem başörtüsü takmış hem de bu söylediğimiz hareketleri yapmak İslam’a aykırı ve günah değilmidir? Günahı aleni bir şekilde işlemek daha büyük bir günah ve toplum nizamına sokulmuş bir büyük dinamit değil midir? Bazen ekmek alıp dönerken denk geliyorum. Daha yaşı ne ki bilmiyorum yani çocuk yaşından az üstünde başı örtülü elinde sigarası bağımsız özgür bir anlayış çizgisi ve size ne ben istediğimi yaparım üstenciliği. Yine denk geldiğim toplumsal hareketlilik içerisinde gözüme çarpan bir durumda asgari bir ücretle çalışıp eline üç beş kuruş para geçen önce üst baş düzeltmesi tamam bu en doğal hakkı, sonra hemen eline sigarayı alıp gösteriş havasına bürünmesi. Yav bu toplum bu kadar mı boşlukta yüzer? Bu insanlar bu kadar mı kendi değerlerini hiçe sayar ve bataklıkta olduklarını ahiret hayatlarını mahvettiklerini anlamazlar. Benim anladığım şudur arkadaş. Eğer bir kardeşimiz başını örtüyorsa o artık bir misyonun temsilcisidir. Attığı her adıma dikkat etmesi gerekir ve buna titizlikle uyması gerekir. İnsan başıboş mu yaratılmıştır? Onu gören gözetleyen işiten yaptıklarından haberdar yüce yaratıcı Allah hepimizi görüyor ve her söylediğimizi işitiyor. Yarın ahirette bizden bunların hesabı sorulmayacak mı? Kardeşim o zaman ya olduğun gibi görüneceksin ya da göründüğün gibi olacaksın. İnsan iki şeyi nasıl aynı kimlikte aynı anda barındırabilir? Eğer örtün varda sen ona hilaf ediyorsan o örtüye işkence ediyorsun demektir, o zaman çıkar örtünü de onu bari işkenceden kurtar ve kendini ve dahi insanları kandırmamış olursun. Başımız bela ve musibetlerden hiç kurtulmuyor. İyice rotamızı şaşırdık. Akletmek, tevbe etmek. Neden uzaklaştık biz bunlardan? Biz, bize ait tüm dengelerimizin bozulduğunun bile farkında değiliz. İnancımıza hilaf edip, onların altüst olmasına göz yumarak, batının batasıca argümanlarına teslim olduk. Kale bildiğiniz gibi içten içe fethedildi. Kültürel değerler birer birer kapımızdan, evlerimizden, bizlerden, içimizden, özümüzden koptu uzaklaştı, koparıldı gitti her şey. Öyleki artık inanç bazında değil de yakışıp yakışmadığına bakarak her şeyi aksesuar olarak görmeye başladık. Bunları öylece almaya başladık. Algımızı böyle oluşturdular ve biz kendimizin farkına varmadan kendimizden bile bile koparak uzaklaşıp meçhule doğru gidiyoruz. Sonumuz mu? Gayri herkes bu dünyada gideceği yeri kendisi zaten yaşam biçimiyle ortaya koyuyor. Hatta adını da iyi biliyor. Velev ki bilmese de gittiği yerde öğreniyor nasılsa.