Konya
Az bulutlu
22°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
45,9165 %-0.1
53,5748 %0.07
6.687,67 % 0,85
Dört Duvar, Bir Yalnızlık: "1+1" Hayatlar

Dört Duvar, Bir Yalnızlık: "1+1" Hayatlar

YAYINLAMA:

Geçenlerde bir emlak sitesinin ilanları arasında kaybolmuşken fark ettim. Yeni yapılan devasa projelerin birçoğunda benzer sloganlar var: "Modern ve pratik bir yaşam, minimal ve şık: 1+1, 1+0 stüdyo daireler!" Reklamlardaki pırıl pırıl, kompakt evlere bakarken gayriihtiyari düşündüm; mimari, toplumun ruh haline nasıl da ayna tutuyor. 

Eskiden "geniş aileler sığısın" diye yapılan o bol odalı, geniş balkonlu evlerin yerini, artık sadece bir kişinin sığabileceği, adeta birer otel odasını andıran mikro yaşam alanları alıyor.

Çünkü Türkiye değişiyor. Daha doğrusu, Türkiye hızla yalnızlaşıyor. İnsanlar sorumluluktan uzak, bireysel yaşamlar sürüyor.

TÜİK’in açıkladığı son veriler, bu sessiz devrimi rakamlarla gözler önüne seriyor. Türkiye'de yalnız yaşayanların (tek kişilik hane halklarının) oranı artık yüzde 20 sınırına dayandı. Yani neredeyse her 5 evden birinde sadece bir kişi yaşıyor. Evlenme oranları her sene bir önceki yıla göre düşerken, boşanma oranları tersi bir ivmeyle tırmanıyor. Gençler evlenmekten köşe bucak kaçıyor, evlenenler ise ilk fırtınada gemiyi terk etmeyi seçiyor.

Peki, ne oldu bize? Neden bir arada yaşama becerimizi bu kadar çabuk kaybettik?

Sorumluluktan kaçış mı, geçim korkusu mu?

Bu durumu açıklarken sadece “yeni kuşak çok bencil, sorumluluk almak istemiyor" diye kestirip atmak kolaya kaçmak olur. Evet, modern insan sorumluluktan korkuyor. Bir başkasının hayat yükünü omuzlamak, onun dertleriyle dertlenmek, çekirdek bir aile ile yol yürümek ve sorumluluğunu almak bir pranga gibi algılanıyor.

Ancak madalyonun bir de ekonomik yüzü var. Bugün 2+1 ya da 3+1 bir evin kirasını ödemek, ev kurmak, düğün yapmak sıradan bir çift için adeta bir finansal bir “survivor.” Ekonomik kaygılar, geleceğe dair belirsizlikler gençleri en doğal içgüdülerinden, yani bir yuva kurma fikrinden soğutabiliyor. Hal böyle olunca, modern insan çareyi kendi küçük adasına, yani o stüdyo daireye sığınmakta buluyor.

Sosyalleşme sanal, yalnızlık gerçek

Sosyal medyanın bizi "fazlasıyla" birbirimize bağladığı bu çağda, garip bir şekilde insan ilişkileri hiç olmadığı kadar yorucu. Herkesin birbirini eleştirdiği, herkesin kusursuzluk yarışı içinde olduğu bir dünyada, insan ilişkileri bir sevgi bağı olmaktan çıkıp bir performans alanına dönüştü.

İşten eve yorgun argın dönen plaza çalışanı, akşam evde bir de ilişki yönetmek, karşı tarafın beklentilerini karşılamak istemiyor. "Kimseyle uğraşamam, kafam rahat olsun" cümlesi, modern insanın milli mottosu haline geliyor. İnsan ilişkilerinin yorucu yükünden kaçanlar, Netflix dizilerinin, yemek sipariş uygulamalarının ve sosyal medya akışlarının sunduğu o sahte ama "zahmetsiz" konfora sığınıyor.

Bugün yalnızlığı özgürlük olarak kutsayan modern insan, akşam yemeğini tek başına yerken, sosyal medyada yüzlerce insanın "beğeni"siyle o derin boşluğu doldurmaya çalışıyor.

Yalnızlık senfonisi sosyal yaraları kanatıyor

Tek kişilik hayatlar, dışarıdan bakıldığında "bağımsızlık ve özgürlük" gibi parıldasa da, uzun vadede ciddi toplumsal yaralar açıyor. Yalnızlaşan birey, zamanla topluma yabancılaşıyor. Dayanışma kültürü yok oluyor, yerini "bana dokunmayan yılan bin yaşasın" narsisizmine bırakıyor. İlerleyen yaşlarda bu yalnız nüfusun yaşayacağı psikolojik çöküşler, depresyon nöbetleri ve yaşlılıkta bakım krizleri ise kapıda bekleyen en büyük sosyal tehlikeler.

Evler küçüldükçe, dünyalarımız da küçülüyor. Kapısını kapatıp dış dünyayla bağını koparan modern insan, 30-40 metrekarelik o konforlu hücresinde aslında özgürleşmiyor; aksine, kendi seçtiği bir yalnızlığın mahkumu oluyor.

Belki de yeniden hatırlamamız gerekiyor: Hayat, sadece faturalarını tek başına ödeyebildiğin bir başarı hikayesi değildir. Hayat; bölüşüldüğünde anlam kazanan, yükü birlikte omuzlandığında hafifleyen, odalarında insan sesi yankılanan evlerde gerçek anlamını bulan bir yolculuktur.

Şimdi aynaya bakıp kendimize sorma vakti: O çok övündüğümüz "bağımsızlığımız", aslında korkularımızın arkasına sığındığımız 1+1 bir sığınak mı?

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız