Konya
Kapalı
29°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
46,0855 %0.11
53,1800 %-0.78
6.428,87 % -2,93

TARIMDA KÜRESELLEŞME: VAATLER VE GERÇEKLER

YAYINLAMA:

İnsanlık tarihinin en kadim uğraşısı olan tarım bugün de gelecekte de stratejik önemini koruyan tek sektördür.

Bugün dünya nüfusu hızla artarken, tarım arazileri ise her geçen gün daha da daralmaktadır.

Verimli topraklar betonlaşıyor, su kaynakları azalıyor ve iklim değişikliği üretimi daha da zorlaştırıyor.

Böyle bir dönemde ülkelerin önünde tek seçenek bulunuyor:

Mevcut kaynaklarla daha fazla, daha kaliteli ve daha sürdürülebilir bir üretim yapmak.

20.yüzyılınortalarında yaşanan Yeşil Devrim, bu hedefe ulaşmada önemli bir dönüm noktası olmuştur. 

Geliştirilen yüksek verimli tohumlar, sulama sistemleri, gübreleme teknikleri ve bitki koruma uygulamaları sayesinde üretimde büyük artışlar sağlandı. 

Özellikle bitki koruma alanındaki gelişmeler, geçmişte yüzde 60'lara ulaşan ürün kayıplarını önemli ölçüde azaltarak tarımın bilimle buluştuğunda neler başarabileceğini ortaya koydu.

Ancak tarım sadece üretim değildir.

Tarım; ekonomik bağımsızlığın, toplumsal istikrarın ve milli güvenliğin temel taşıdır.

Türkiye'nin yakın tarihinde tarım, yalnızca nüfusu besleyen bir sektör olmamış; aynı zamanda ihracat gelirleriyle sanayileşmenin finansmanına katkı sağlamış, kırsal kalkınmayı desteklemiş ve güçlü bir toplum yapısının oluşmasına zemin hazırlamıştır.

Ne var ki 1980'lerden sonra dünyada hız kazanan küreselleşme süreciyle birlikte tarımın kuralları değişmeye başladı.

Ülkelere şu vaatler sunuldu:

Üretim artacak,

Çiftçinin geliri yükselecek,

Tüketici daha ucuza gıdaya ulaşacak,

Yabancı yatırımlar çoğalacak,

İstihdam artacak,

Refah geniş kitlelere yayılacak.

Kulağa son derece cazip gelen bu söylemler, aradan geçen yılların ardından sorgulanmaya başlandı.

Çünkü sahadaki gerçekler, vaat edilen bu tablonun çok uzağında kaldğı görülmüştür. 

Birçok gelişmekte olan ülkede;

Tarımsal üretim geriledi,

Küçük çiftçiler üretimden çekildi,

Kırsaldan kentlere göç hızlandı, 

gıda ithalatı arttı,

üretici gelirleri düştü,

tüketici daha pahalı gıdayla karşı karşıya kaldı.

Sonuçta küreselleşme, herkese eşit fırsatlar sunan bir sistem olmaktan çok, güçlü ülkelerin ve büyük şirketlerin avantaj sağladığı bir yapıya dönüştü.

Bugün dünya tarımına baktığımızda çok daha çarpıcı bir tablo görüyoruz.

Tohumdan gübreye, ilaçtan gıda ticaretine kadar uzanan zincirin önemli bir bölümü, çok uluslu şirketlerin kontrolüne geçmiş durumdadır. 

Küresel hububat ticaretinin büyük kısmı birkaç dev şirket tarafından yönlendirilmektedir. 

Bu yapı içerisinde küçük üreticinin pazarlık gücü azalırken, ülkelerin tarımsal bağımsızlığı da giderek zayıflamaktadır. 

Daha da önemlisi, birçok ülke üretici kimliğini kaybederek yalnızca birer pazar hâline gelmiş bulunmaktadır. 

Bugün yaşanan gıda krizleri, pandemi süreci, savaşlar ve iklim değişikliğinin etkileri bize çok önemli bir gerçeği yeniden hatırlattı:

Gıda ithal eden ülkeler sadece ürün satın almaz; aynı zamanda risk de ithal eder.

Bir ülkenin market raflarının dolu olması, gıda güvenliğinin garanti altında olduğu anlamına gelmez.

 Asıl güvence; o ürünleri kendi toprağında, kendi çiftçisiyle üretebilmektir.

İşte bu nedenle tarım artık yalnızca ekonomik bir faaliyet değil, doğrudan bir milli güvenlik meselesidir.

Bugün yapılması gereken; küçük ve orta ölçekli üreticiyi koruyan, üretimi planlayan, yerli tohumu, yerli teknolojiyi ve yerli üretimi destekleyen politikaları kararlılıkla uygulamaktır.

Bilim ve teknoloji mutlaka kullanılmalıdır. 

Ancak bu süreç, yerli üreticiyi tasfiye eden değil; onu güçlendiren bir anlayışla yürütülmelidir.

Çünkü tarımda gerçek güç, başkalarının ürettiğini satın almakta değil; kendi toprağında üretmeye devam edebilmektedir.

Unutmayalım: Toprağını kaybeden millet önce üretim gücünü, ardından ekonomik bağımsızlığını ve sonunda geleceğini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalır.

Tarımda küreselleşmenin asıl sorusu şudur: Dünya pazarına açılırken kendi çiftçimizi mi güçlendiriyoruz, yoksa kendi pazarımızı başkalarına mı açıyoruz?

Bu soruya verilecek cevap, sadece tarımın değil, ülkemizin geleceğini de belirleyecektir.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız