SAĞLIKSIZ BİR TOPLUM İÇİN SAĞLIK ALARMI !...
Biz şehrimizde seçilmiş ve atanmış her makama sonsuz saygı duyarız.
Saygı duyduğumuz makam sahiplerine de inanır ve güveniriz.
Konya Sağlık İl Müdürü Sayın Doç. Dr. Yusuf Yavuz Bey beraberinde yıllardır yakından tanıdığım çok sevdiğim Sağlık Hizmetleri, İlaç ve Tıbbi Cihaz Hizmetleri Başkan Yardımcısı Dr. Fatih Demirbaş ile dostumuz Basın ve Halkla İlişkiler Birim Sorumlusu Barış Şayir ile birlikte gazetemizde idi.
Bu ziyaret her şeyden önce bürokratlarla gazetecilerin belli çerçevedeki ziyareti konuşması değildi.

Bir saate yakın son derece samimi abi kardeş dost muhabbeti yaptık.
Sağlıkta sorun yaşanmaması için acillerden yoğun bakımlara, sağlık ocaklarından muayenelerdeki sağlık standartının en üst seviyeye çekilebilmesi için İl Müdürü Doç. Dr. Yusuf Yavuz Beyin hedefini makama oturur oturmaz 48 saat sonra bize açıklamıştı.
Müdür Beyi o gün samimi ve içten hedefi için alıp kabul etmiştik.
Müdür Bey dünde aynı şeyi söylüyordu.
Sağlık kurumlarının girişinden özel güvenliğinden hasta ve hasta yakının kurumdan çıkışına kadar ruh halini durumunu personel en iyi şekilde bilecek empatiyi samimiyetle yapabilecek ve bizler hastane ya da sağlık kuruluşundan ayrılırken mutlu huzurlu olacağız.
Sağlıklı olmayan bir hayatı hiçbirimiz düşünemeyiz.
Hani gözümüzü para makam ya da bizden daha iyi durumda olan hayat şartları bürümüş durumda ya.
Önce buna ilk başta ben dahil olmak üzere kendi öz kimliklerini kaybetmiş fertler ve bir millet olarak şükrü ve empatiyi kaybetmiş durumdayız.
Kimliğimizi yitiriyoruz.
Değerlerimizi kaybetmiş durumdayız.
Çok acı ama millet olarak artık süratle kapitalist dünya insanı olma yolunda ilerliyoruz.
İşimize gelse de gelmese de artık şunu hepimiz kabul etmeliyiz ki aile içi ilişkilerden eğitime, alışveriş para kazanma kültüründen adabından yolda yürüme selamlaşmaya kadar hep eleştirdiğimiz Avrupalılar gibi olduk.
Hiçbir yerde birbirimize saygımız yok.
Bankaya gidiyoruz sıramızı alıyoruz.
Elimizde sıra numaramız olduğu halde bir müddet sonra sıkılıp vezneye yaklaşıyoruz.
Siz bir de hastanede sıra bekleme sabırsızlığımızı düşünsenize.
Acil durumların dışında hep ilk baş vurduğum yer Aile Hekimidir.
Ama küçücük bu sağlık ocağında bile sıra bekleyen yaşlı genç çocuk insanların sabırsızlığı ya da sıra bekleyenlere karşı saygısızlığı normal insanı yoldan çıkartacak boyutlara ulaşıyor.
Niye çünkü artık sadece BEN dünyalı olduk.
Mesela sosyal medyada bu ve buna benzer o kadar çok paylaşım görüyoruz ki.

Mesela son 10 yılda kendi evlatlarımızı Z kuşağı diye bir anda dışladık.
Onların yaptıklarını kabul edemez olduk.
Evlatlarımıza tahammül edemeyince damgayı yapıştırdık Z KUŞAĞI İŞTE
O çocuklar nerede nasıl yetiştiler?
Önce bizi anne ve babalarını görerek büyüdüler
Bizi örnek aldılar.
Onların rol modeli bizdik.
………….
Eskiden kızlar sigara içmezdi AYIP idi
Öyle hızlı bir sigara alışkanlığına girdik ki artık kızlarımız yolda sigara içiyordu sizin yüzünüze de dumanı üflüyorlardı.
Evdeki AYIP artık sokakta caddede idi.
Ama muhafazakâr giyimli 40-50 yaşlarındaki hanımlarımız şimdi yürürken kaldırımda sigara içmiyorlar mıydı?
……………
Ve şimdi bazı okurlarımızın “Ah keşke AYIP bu kadar olsa” dediklerini duyar gibiyim.
AYIP ları buradan nerelere taşırsanız taşıyın hala korkuyorum.
Kendi aile fertlerimden korkuyorum
Bu AYIP lar çok daha acı ve felakete dönecek diye titriyorum.
…………..
Ekranlarda görüyorsunuz
“UYUŞTURUCU BARONU KENDİ BEBEĞİNE UYUŞTURUCU HİKAYESİ ANLATIYOR”
…………
Allah muhafaza biz bu haldeyiz şu anda
…………………
Böyle bir durumda sağlıkta eğitim de şiddetten tutunda insanların birbirine gülerek selam vermesini nasıl sağlayacağız ki?
Başta Sayın Yavuz ve ekibine Cenab-ı Allah güç kuvvet versin.
Yöneticilerimiz ne kadar başarılı olurlarsa biz o kadar sağlıklı mutlu ve huzurlu oluruz.
TUNCAY KARABULUT
VE EKİBİNE
BAŞARILARININ
DEVAMINI DİLERİZ
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı Konya Bölge Müdürlüğüne atanan dostumuz Tuncay Karabulut Beyi makamında ziyaret ettik,

Karabulut ve ekibi Rahmi Dalmaç ile arkadaşlar ile uzun uzadıya samimi içten değerlendirmelerde bulunduk.
Bizler yani basın çalışanları artık direkt Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığına bağlıyız.
Bizlerin tüm resmi prosedürlerimizin kahrını bu ekip çeker.
Bu vesile ile kendilerine bir kez daha teşekkür ettik ve çalışmalarında yeni projelerinde başarının devamını diledik.
BU OKUYUCUMUZA
BİR ETLİEKMEK
ISMARLAMAK İSTERİM
Dün yazılarımıza gelen yorumlardan birini Haber Merkezindeki arkadaşlar gösteriyorlardı.
Çünkü sizin yorumlarınızı onaylayan genç arkadaşlarımız hep eleştirilere tenkitlere hatta öfke dolu cümlelere alışmışlar ki bunu özellikle gösteriyorlardı
Okurumuz şöyle bir yorum yapmış
“7 ay tutuklu kalan gazeteci Fatih Altaylı cezaevinden çıktıktan sonra artık günlük siyaset videoları değil bilim içerikli videolar çekeceğini söyledi.”
…………..
Altaylı’nın bu açıklamasını duymadım. Görmedim.
Ama okurumuz öyle güzel ve ince bir mesaj yazmış ki
Bu mesaj bana değil adeta bizi yerden yere vuran değerli okurlarımıza idi.
Anlayan anlamıştır değil mi?
Bu okurumuza buradan açık bir davette bulunmak istiyorum
Gazetemizin telefonu santral telefonu internette var,
Allah aşkına beni buradan arayın telefon numaram 93 ten bu yana hep aynı hiç değiştirmedim.
Ben size bir etliekmek ikramında bulunayım ve daha rahat yüz yüze dertleşelim
Ben size borçlandım.
…………..
OĞUZ OĞUZ abim sizin mesajınızı da aldım.
Soralım bakalım son durum ne?
Ama size öyle borçluyum ki etliekmek ile filan kurtulamam.
Size türbe önünde bol tereyağlı tandır böreğinden kebabına kadar önü açık borcumu da iletiyorum.
İyi ki varsınız.
ANNE VE BABAMIZIN
BİZE SÖYLEDİĞİ HER ŞEY
SADECE BİZİM İYİLİĞİMİZ İÇİNDİR
Babasının sürekli "şikayetleri" nedeniyle babasının evinde yaşamaktan hoşlanmayan bir evlattım.
Bana her zaman şunu söylerdi:
“Kullanmıyorsanız fanı kapatın”
“Kimsenin olmadığı odada televizyon açık. Kapat şunu!”
"Kapıyı kapatın"
“Bu kadar suyu israf etmeyin”
…………..
Babamın beni bu küçük şeylerle rahatsız etmesi hoşuma gitmiyordu.
Bir gün bir iş görüşmesi için davet aldım.
Şöyle düşündüm: “İşi alır almaz bu kasabayı terk edeceğim. Bir daha babamın şikâyetini asla dinlemeyeceğim.”
Röportaj için ayrılırken babam bana bazı tavsiyelerde bulundu:
“Size sorulan sorulara çekinmeden cevap verin.
Cevabını bilmiyorsanız bile güvenle konuşun."
Bana yolculuk için ihtiyacım olandan daha fazla para verdi.
Görüşme yerine geldiğimde kapıda koruma olmadığını fark ettim.
Kapı dışarıya açıktı, muhtemelen geçen ya da girenleri rahatsız ediyordu.
Babamın sözlerini hatırlayarak kapıyı kapattım ve ofise girdim.
Yolun her iki tarafında da güzel çiçekler görebiliyordum ama bahçıvan kapıyı açık bırakmıştı ve hortumdaki su akmaya devam ederek su yola taştı.
Daha sonra tüpü kaldırdım ve ihtiyacı olan diğer bitkilerin yakınına yerleştirdim.
Resepsiyon alanında kimse yoktu ama görüşmenin birinci katta yapılacağını belirten bir tabela vardı.
Yavaş yavaş merdivenleri çıktım, saat sabahın 10'u olmasına rağmen ışıklar hâlâ yanıyordu, muhtemelen önceki geceden kalmaydı.
Sonra babamın sözleri aklıma geldi:
“Neden ışığı kapatmadan odadan çıkıyorsun?”
Artık benim de duyabileceğimi düşündüm.
Bu düşünceden rahatsız olsam da anahtara uzanıp ışığı kapattım.
Yukarıda büyük bir odada sıralarını bekleyen bazı insanlar gördüm.
Oradaki insan sayısına bakınca o işi alma şansım olup olmadığını merak ettim.
Biraz tedirgin bir şekilde koridora girip kapının yanında yer alan “Hoş geldiniz” yazan paspasın üzerine bastığımda ters olduğunu fark ettim.
Sonra biraz sinirlenerek düzelttim.
Alışkanlıkları unutmak zordur.
Ön sıralarda çok sayıda insanın toplanıp beklediğini, arka sıraların ise boş olduğunu ve bu koltuklarda birkaç taraftarın birlikte çalıştığını gördüm.
Babamın sesini tekrar duydum:
“Kimsenin olmadığı alanda taraftarlar neden birbirine bağlı?”
Ben de gereksiz vantilatörleri kapattım ve boş sandalyelerden birine oturdum.
Birçok erkeğin görüşme odasına girdiğini ve hemen başka bir kapıdan çıktığını gördüm.
Dolayısıyla röportaj sırasında ne sorabileceklerini tahmin etmenin bir yolu yoktu.
Sıra bana geldiğinde, görüşmecinin karşısına biraz endişeyle çıktım.
Evraklarını aldı ve bakmadan bana sordu:
“Ne zaman çalışmaya başlayabilirsin?”
Şöyle düşündüm:

"Bu röportajda sorulan yanıltıcı bir soru mu yoksa işi bana teklif ettikleri doğru mu?"
- “Ne düşünüyorsun?” ,- patron bana sordu.
- Burada kimseye soru sormuyoruz çünkü onlar aracılığıyla birinin yeteneklerini değerlendiremeyeceğimize inanıyoruz. Yani bizim testimiz kişinin tutumunu değerlendirmektir.
Adayların davranışlarına göre bazı testler yaptık ve hepsini kameralarımız aracılığıyla gözlemledik. Bugün buraya gelen hiç kimse kapıyı, boruyu, karşılama minderini tamir etmek, vantilatörleri kapatmak veya işe yaramaz bir şekilde çalışan ışıkları kapatmak için bir şey yapmadı. Bunu yapabilecek tek kişi sendin, bu yüzden bu iş için seni seçmeye karar verdik” dedi bana.
Babamın disiplinli öğretilerinden her zaman rahatsız olmuştum ama o andan sonra anladım ki ilk işime ancak bunun sayesinde kavuşmuşum.
Babama olan kızgınlığım ve kırgınlığım tamamen kaybolmuştu, sonra babamı da işe götürüp eve mutlu dönmeye karar verdim.
ANNE VE BABAMIZIN BİZE SÖYLEDİĞİ HER ŞEY SADECE BİZİM İYİLİĞİMİZ İÇİNDİR, BİZE PARLAK BİR GELECEK DİLİYORUZ!
Değerli bir insan olabilmek için kötü alışkanlık ve davranışları ortadan kaldıran azarlamayı, ıslahı ve hidayet etmeyi kabul etmeliyiz. Babalarımızın bizi eğitirken yaptıkları da budur.
Beş yaşındayken babamız öğretmenimizdir;
Yirmili yaşlarımızda “kötü adam”,
Hayatımız boyunca yol göstericimiz.
ANNE BABANIZI HAYATTAYKEN ÜZMENİN, GİDİNCE ÜZÜLMENİN BİR ANLAMI YOK.
Onlara her zaman iyi davranın.
Mundo Extraordinário'dan
GÜNÜN OKKALI SÖZÜ
Hayatın amacı mutlu olmak değildir. İşe yarar olmaktır. Onurlu olmaktır. Merhametli olmaktır. Yaşadığın süre boyunca bir fark yaratmaktır. Empatili olmaktır, anlayışlı olmaktır.
NE ZAMAN ADAM OLURUZ?
Salya sümük hasta iken karşımızdaki insana sarılıp öpmediğimiz zaman daha iyi ADAM oluruz.