DEVLERİN DANSI…
ABD Başkanı Donald Trump, Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in misafiri oldu.
Kameralar gülümsüyor.
Masalar şık.
Cümleler diplomatik.
Ama dünya siyasetinde “dostluk” kelimesi fazla romantik.
“Çıkar” ise her zaman daha gerçek.
Xi Jinping ile Donald Trump görüşmesinden sonra verilen ilk mesajlar aslında çok net:
Yeni bir ittifak mı?
Hayır.
Yeni bir dünya düzeni mi?
Henüz değil.
Daha açık söyleyelim:
Bu bir yakınlaşma değil, kontrollü mesafe yönetimi.
Çin’in mesajı net:
“Ben büyüdüm.”
“Beni artık yok sayamazsınız.”
“Ama benimle kolay kolay kavga da edemezsiniz.”
Xi’nin sözleri diplomatik süs değil.
Stratejik uyarı.
Özellikle Taiwan konusunda verilen mesaj çok sertti.
Çin ilk kez bu kadar açık şekilde kırmızı çizgisini gösterdi.
Trump ise daha pragmatik.
Onun yaklaşımı daha kısa ve net:
“İş yapalım.”
“Para kazanalım.”
“Gerisini sonra yönetiriz.”
Ama dünya siyaseti bir şirket toplantısı değil.
Çünkü artık mesele sadece ticaret değil;
teknoloji, yapay zekâ, çip savaşı, enerji yolları ve küresel hakimiyet.
Bugün ABD hâlâ dünyanın en büyük askeri gücü.
Ama Çin artık sadece üretim yapan ülke değil.
Kuralları değiştirmek isteyen bir güç.
Ve burada Avrupa detayı çok önemli.
Çin bugün bu kadar güçlü hale geldiyse, bunda yıllar önce Çin’e yatırım yapan Almanya’nın ve Avrupa Birliği’nin büyük payı var.
Batı yıllarca ucuz üretim için fabrikalarını Çin’e taşıdı.
Teknolojisini götürdü.
Sanayisini götürdü.
Know-how’ını götürdü.
Özellikle Alman sanayi devleri Çin’i sadece pazar olarak görmedi.
Adeta ikinci üretim merkezi yaptı.
Bugün Avrupa zor bir denklem içinde:
Ekonomide Çin’e yakın…
Güvenlikte ABD’ye bağımlı.
Yani Avrupa oyunun tam ortasında ama direksiyonda değil.
İran konusu da görüşmenin görünmeyen başlıklarından biri.
Çin, İran’dan kolay vazgeçmez.
Enerjiye ihtiyacı var.
ABD de bunu biliyor.
Bu yüzden açık kopuş yaşanmıyor.
Sessiz denge korunuyor.
Gerçek tablo şu:
* Tam ittifak yok
* Tam kopuş yok
* Ama çok sert rekabet var
Yeni sistemin adı belki de şu:
“Soğuk rekabet, sıcak ekonomi.”
Xi’nin “Thukydides Tuzağı” vurgusu boşuna değildi.
Mesaj şuydu:
“Yükselen Çin’i durdurmaya çalışırsanız, dünya krize gider.”
Ve belki de en kritik gerçek şu:
Yeni dünya düzeni henüz kurulmadı.
Ama eskisi çoktan bitti.
Şimdi iki dev, geçiş dönemini yönetmeye çalışıyor.
Kazanan olmayabilir.
Ama kontrolü kaybeden kesin kaybeder.
Dileğim odur ki;
“Filler tepinirken, ezilen çimenler” insanlık olmasın…