• 01 Temmuz 2020, Çarşamba 8:49
YUSUFERDOĞAN

YUSUF ERDOĞAN

BUNCA YAŞANANLARA RAĞMEN

Hala dimdik ayakta ve direksiyonda oturan kaptanın basireti ile Ülkemizi büyük bir yükseliş trendinde ve kendi kulvarında yol aldığını görüyoruz. Uluslara arası boyutta büyük bir güç kazanan ve etrafındaki psikolojik “acaba ecanip ne der” duvarını yıkan, adından çokça söz ettiren, mazlum milletlerin haklarını müdafaa eden ve ülke dışında da adımızı zihinlere kazıyan bir başarı öyküsü elbette birilerini rahatsız edecekti. Nitekim bu güruh içerisinde en başta iç muhalefet zihniyeti kendini ortaya koydu. Bilinen muhaliflerin dışında bir de bir zamanlar içerde olup ta, gizli niyetleri iyot gibi açığa çıkanlar aynada yansıyınca onlar da kendilerini iç muhalefet sofrasına taşıdılar ve onlarla aynı dili kullanmaya, aldıkları talimatlar doğrultusunda cümleler kurdular. Uluslar arası arena da “Dünya Beşten Büyüktür” haklılığına eş değer bir gelişme trendi yakalayan Türkiye attığı adımlar ile artık pısırık, kendi içinde kalan, yurtta sus, cihanda sus perdesini yıkan anlayışıyla “bende varım” diyerek sahip olduğu tarihi misyonun küllerini yeniden korlayıp etrafındaki sözde dost sandığı ülkeleri bile şaşırtıp demir yumruğunu masaya indirdi. Bu durum da iç muhalif kanadın karın ağrısı çeken rahatsızlıklar güruhuna, bir de dış güçler otomatik olarak katıldı beraberce seslerini yükseltmeye, her gün ayrı bir konu ve suni gündemlerle ortak bir Bremen mızıkacıları korosunu üst akıl kontrolünde sürdürmeye ahd ederek, ne yaparız da Türkiye’yi durdururuz hayalini, yalanlarıyla, ihanetleriyle, Türkiye düşmanlarına arka çıkan söylemleriyle birlikte süsleyip, önümüzü kesmeye devam ettiler. Bütün bu yaşananlara baktığımızda bu filmin bir benzerinin çok değil yüz yıl geriye doğru gittiğimiz de yaşandığını, imparatorluğumuzu iç ve dış güçlerin birlikte yaptığı planlarla, hile ve desiselerle zayıf duruma düşürdüklerini, ekonomilerini ve üretim alanlarını kontrol ettiklerini, ülkeyi batıya peşkeş çektirip, teslim etmenin dışında bir politika geliştiremediklerini ve sadece koltuk kaygısı taşıyarak, kendi yerlerinde kalmak istediklerini, kendi menfaatlerini milletin üstünde gördüklerini ve gâvurun avukatlığına soyunduklarını görüyoruz. Daha açıkçası şöyle söyleyebiliriz. Emperyalist güçlerin imparatorluğumuzu dağıtmak için mason locaları marifetiyle kurdurdukları ittihat terakki cemiyeti, askeri kesim ve aydınlar arasında geniş bir yankı uyandırınca, sadece cennetmekan Abdülhamid’e karşı duydukları nefret söylemi ile ki; bu söylemleri onlara sakız diye çiğnetenler Yahudi siyonizmi olmuştur, işte aldıkları bu paravan talimatlarla, haçlı zihniyeti ve Yahudi emperyalizminin karşısında bir pençe gibi duran Ulu Hakan’a söylemedik söz atmadık iftira bırakmayarak aynı dili kullanarak tabanda O’na karşı bir nefret ve kin oluşturmaya çalışarak emellerine daha doğrusu batılı efendilerine hizmete devam ettiler. Şu gerçeği dile getirmekte ve parmak basmakta yarar var. Batılı ağzıyla konuşan masonik zihniyetin türevleri Abdülhamd’in takip ettiği politikalara yanlış diyemiyorlardı. Hatta onun politikalarına getirebilecekleri alternatif bir düşünce ve fikirleri de yoktu. Çölde kaybolmuş bir yudum suya muhtaç canlı misali, serap görmeye devam eden, nefsanî isteklerini ön plana çıkaran arzularıyla kabaran, yeme iştahlarına zemin hazırlayan ortamı sadece korumaya ve aldıkları emirleri sorgulamadan hayatlarını idameye devam ediyorlardı. Dillerinde oluşan bir nefret furyası vardı. Bu furya kilise çanı gibi çalıyordu her gün ve efendileri ne derse zangoçluk hemen yerine getiriliyordu. Düşünce ve bakış açıları; ne olursa olsun “Abdülhamid” gitsin üzerineydi. Gitsin, yıkılsın, yerine kim gelirse gelsin, yarını düşünen ve halimiz ne olacak diyen yoktu maalesef. Bu ittihat terakkicileri aynı potada buluşturan, aynı söylemi tekrarlatan, aynı sövgücülükte yarıştıran, aynı harekete güç kattıran neydi peki? Ya da bugün için söyleyelim. Bugünde Reis’e karşı içerde ve dışarıda aynı söylem ve eylemi birlikte yürütenlerin nedir ortak gayeleri desek cevabınız ne olurdu? Yarını düşündürmeyen sadece bugün ne olacaksa olsun da gitsin diyen, ülkenin geleceği ve karanlık güçler hakkında en ufak bir duyumsuzluğu olmayan, basiret gösteremeyen, günü birlik düşünen basit söylemleri ile bugünde; “dünde düşülen hataya tarihten ders almayıp bugün niye aynı şekilde düşüyoruz” diye kendilerini sorgulamamalarına ne dersiniz? Millet ve devlet düşmanlarının daha doğrusu Reis’e olan topluca düşmanlıklarının üstelik koro halinde ve aynı dili kullanarak, batıya hizmetkârlık etmesi akıl işi olabilir mi? Neden bunlar ihanetlerinin farkında değiller? 450 yıl kaldığımız Balkanlardan 148 günde nasıl da acılar yaşayarak ayrıldığımızı akıl eden bir çıkmaz mı? İttihatçılar Abdülhamid Han nefretiyle Anadolu’da Ermeni ve Rumlarla, Balkanlarda Bulgar Komitacıları ile nasıl da iş birliği yaptılar. İttihatçıların azdırdığı Ermeniler nerdeyse bugün fırsat bulsalar Doğu Anadolu’yu bizden koparmak için ABD, İngiltere Fransa, Almanya ve diğer ülkeleri kullanmıyorlar mı? Her on yılda bu ülkede niçin darbeler yapıldı? Özgürlük, Solculuk, Sözde İnsan Hakları, Demokrasicilik falan filan gibi söylemleriyle maskeledikleri hayallerini, batıya olan uşaklıklarını ve bağlılıklarını menfaatleri uğruna devam ettiren bu zihniyetin dünde olan dedelerinin gafletini bugünde kendilerinin taşıdıkları orta da değil mi? Bu ülke ancak basiretli insanların çalışkanlığıyla yükselir. Batıya peşkeş çekmeye çalışanların değil.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık