• 16 Mayıs 2019, Perşembe 8:34
ŞükrüÖzbuğday

Şükrü Özbuğday

RAMAZAN AYI VE ORUÇ (2)

Orucun heyecan ve korkulara, sinir ve şuur bozukluklarına karşı büyük ve müsbet etkileri olmakta, özellikle sert ve ağır ruhî bunalımlara karşı sinirlerin dayanma gücünü artırıcı etkisi bulunmaktadır. Böylece oruç, bir taraftan insanı ruhen ve fikren rahatlatırken, diğer taraftan da gurur ve kibir diktatörlüğünü yıkarak zararsız hale getirir, insanın ruhî ve mânevi hayatını dengeler.

Oruç, insanı iç dünyasına döndürmektedir. İnsan, kendi düşünce ve davranışlarını ince ince tetkik etmektedir. Aşırı ve huzuru bozan ne varsa onu terk etmektedir. Bu iç dünyada geçmişle hesaplaşma vardır. İyi olarak neler yapılmıştır, iyi olmayan neler vardır? Oruçlu iyi olanı, kendisini ve etrafını huzura kavuşturacak olanı yapar.

Oruç insanın Allah’a itaat ve teslimiyetle bağlandığı ve bu sayede azim ve iradesinin güçlendiği bir ibâdettir. Oruç, Allah’ın ihsan ettiği nimet ve faziletleri tercih ederek bedenî arzuları yenmek ve nefsî baskılara tahammül etmek demektir. Orucun esas gayesi, insanlara nefsî ve bedeni arzularını yendirerek irade ve şahsiyetini güçlendirmek ve böylece âhirette takdir olunan nimetlere onları ulaştırmaktır.

İslâm’ın beş temel esasından biri olan orucun, nefsin terbiye ve ıslâhında büyük rolü olduğu bir gerçektir. Böylece oruç ibâdeti, kötülüklerin önlenmesinde önemli bir faktör olmaktadır. Sevgili Peygamberimiz, hadislerinde bu gerçeği şöyle dile getirir: “Oruç bir kalkandır”(1) Bu hadiste de belirtildiği gibi oruç müslümanı dünyada günah işlemekten, âhirette cehennem ateşinden koruyan bir vasıtadır. Devlet İstatistik Enstitüsü’nün yayınladığı “Adalet İstatistikleri” incelendiği zaman, Ceza Kanunu Kurallarının ihlâl edilişi, suçların işleniliş miktarı, Ramazan aylarıyla diğer aylarda büyük farklılıklar göstermektedir. İşlenilen suç miktarı Ramazan ayında bâriz bir şekilde azalmaktadır.(2)

Dünyada her kötülüğün başı Allah’ı unutmak ve sorumluluk duygusunu kaybetmektir. Oruç ise, kişiye daima Allah’ı hatırlatır, sorumluluk duygusunu geliştirir. Bir ay boyunca devam eden bu mânevi eğitimin olumlu tesiri ile insan, davranışlarını kontrol altına alarak her türlü kötülükten uzaklaşır. Zaten orucun farz olmasındaki hikmeti de Yüce Allah şöyle ifade buyurmaktadır: “Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakınmanız için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı.”(3) Mü’min, oruç sayesinde nefsine hakim olma melekesini kazanarak, kötü meyil ve arzulardan, günahlardan sakınıp, “takva” mertebesine ulaşır. Takva ise, daima kalpleri uyanık bulundurarak, Allah’ın rızasını ve dostluğunu kazandırır.

 “Allah’ın dostu ancak müttakiler (Allah’a karşı gelmekten sakınanlar)dır...”(4) ayeti de bu gerçeği ifade etmektedir.

Ramazan ayında hepimizin gözlemlediği bir husus şudur: Oruçlu insanlar, mümkün olduğu kadar hissi olmaktan uzak kalırlar. Nefislerine hakim olurlar, öfkelerini yenerler. Cimrilik nasıl insanları kendisinden uzaklaştırıyorsa, müsrifliğin de hayatı değersizleştirdiğine inanır ve orta yol olan cömertliği seçerler. Verdikleri karardan dönmez böylece sebat ve metanet sahibi olurlar. Şiddetli gazap ve öfke anında, gücü yetmekle beraber, öç alma ve intikam fikrinden vazgeçerler. Haddini bilip sınırı aşmazlar yani topyekun insanî faziletlere sahip olmaya yönelirler.

Üç ayların sonuncusu olan Ramazan ayı, geçmişin muhasebesini yaparak, geleceğe azim ve enerji dolu bir şevkle atılmak için iyi bir imkândır. Yapılan dileklerin dalga dalga Allah’a ulaştığı, dökülen pişmanlık göz yaşlarının günâhları silip yok ettiği kandiller geçididir. Üç aylar, melekî olduğu kadar, şeytânî özelliklere de sâhip, günâh işlemeye müsâit bulunan insanın, günâhlarından temizlenmesi için bir fırsattır.

Hayatımızda âdeta otokontrol sisteminin kurulmasına vesîle olan mübârek ramazan ayı, dünyevî meşguliyetlerimizden sıyrılıp, yaratılış gayemizi düşünmemiz; yaratan ve yaratılanlarla olan münâsebetlerimizi değerlendirmemiz için son derece değerli fırsatlardır.

İşte, idrâk ettiğimiz Ramazan ayı, Yaratıcımıza, âilemize, çocuklarımıza, milletimize ve bütün insanlığa karşı görev ve sorumluluklarımızı hatırlatmalı, hata, ihmal ve kusurlarımızdan dönmemize ve gaflet uykusundan uyanmamıza vesile olmalıdır. Aramızdaki çekişmeleri, tefrika ve ihtilâfları, şahsî menfaat hesaplarını ve basit düşünce farklılıklarını bertaraf etmeli; her zamandan daha çok muhtaç olduğumuz ve Yüce Dinimizin bizden ısrarla istediği, barış, hoşgörü, kardeşlik, birlik ve beraberliğimizin güçlenmesini, insânî ve ahlâkî meziyetlerin yeniden yeşermesini sağlamalıdır.

Dipnotlar:

1-Buhârî, Savm, 2

2-Bkz. adalet İstatistikleri, D.İ.E. Yayını, 1967

3-Bakara, 183

4-Enfal, 34


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık