• 18 Ocak 2015, Pazar 10:00
ŞükrüÖzbuğday

Şükrü Özbuğday

Değişim Sürecinde Dini Hayatımız ve Hurafeler-2
Dinin asli hükümlerini bile hurafe kabul etme yanlışlığını gösteren pek çok insanın dahi neticede çağdaş hurafelerden kendilerini alamadıklarını ve bu tezatın toplumun kanayan bir yarası haline geldiğini üzülerek görüyoruz.   Hemen hemen bütün gazetelerin fal köşeleri yayınlaması, bir kısım okuyucularının geleceklerini burçlardan çıkarmaya çalışması neyin eseridir? Dinin mi? Yoksa dinden uzaklaşmanın mı?( ) Ziyaretgâhlara, türbelere taş yapıştırmak, çaput bağlamak veya buralarda mum yakmak; yılbaşı gününe bayram değeri vererek şenlikler düzenlemek, hindiler kesmek, çam dallarıyla evini dükkanını süslemek, çocuklara nazarlık takmak, kapılara, duvarlara at nalı, geyik ve öküz kafası asmak. Bunlara benzer şeylerin göz değmesini, belaları önleyebileceğine inanmak vb, gibi ... Yahut da çağdaşlık, modernlik adına yeni uydurulan saçma, anlamsız; hatta gülünç ne dinle ne de ilimle bağdaşan inançlar olduğunu görürüz.   Yıldız fallarına inanmak, bazı nesneleri uğurlu veya uğursuz saymak. Sihir (büyü) yapmak, yaptırmak. Tahtaya vurmak, elden ele makas, bıçak almamak. Haftanın bazı günlerinden anlam çıkarmak vb, gibi… Çağdaş olduğunu, söyleyen insanın dramı buradan başlamaktadır. İnsan olarak  yaratılmasının soylu hikmetleri üzerinde düşünmeyen, dünyaya niçin geldiğini, neler yapmaya memur olduğunu, dünyanın niçin ve neden var olduğunu sorgulamayan insan, bu tür yanlış inanış ve davranışlara hayatında değişik bir renk olarak yer vermektedir. Günümüzde bazı basın organlarında yer alan "TAROT" falcılığına inanmakta ve bu uydurma sözlere yer vermektedir.   O artık ne kadar modern görünüşlü olsa bile, ceketinin cebinde, elbisesinde bir "muska" veya "mavi boncuk" inandığı bir "uğur"u vardır. O uğurunu da hiç yanından ayırmaz. Böyle uğura inananlar arasında, geniş kitlelerce tanınan, önder olan, politik kariyerli kişiler de olabildiği gibi, sinema ve sahne sanatçıları da büyük çoğunluğu oluşturmaktadır. Bu sanatçıların bazıları, anlarında, uğurlu tasları, nazar boncukları olmadan bırakın sahneye çıkmayı, sokağa bile adım atmazlar.   Bazı gazete dergi ve televizyonların tutumu ise ayrı bir konu. Bu batıl inançlar desteklenir, mantıksız ve maneviyata aykırı olsa da doğru imiş gibi seyirci ve okuyucularına aktarılır. "Yeteneklerinin yanı sıra bugünkü şöhretlerine ulaşmada, şansın yardımını göz ardı etmezler" denilir. İslam'ın kader inancı bir kenara itilerek, "Yıldız Falı, Yıldızınız diyor ki, Falınız, Astroloji" adı altında gaipten haber verme olarak yayınlarında yer verirler.   Medyada verilen bu fal köşeleri, aklı başında olanları çok düşündürmelidir. Çünkü bu tür fal içeren yazı ve haberlere yer veren medyanın çoğu, aslında manevi dünyaya inanmayan ve maneviyatla alay eden gazete dergi ve televizyonlardır. Buna rağmen bunu yazmalarının amacı, cahil olan insanların duygularını sömürmek, onları boşlukta bırakmak, aynı zamanda da yayınlarını satmak yoluyla kasalarını şişirmektir.( )   Her gün medyada arz-ı endam eden tarot ve astroloji -bilimsellik kılıfı giydirilse de- modern falcılıktan başka bir şey değildir.   Sosyolog Prof. Dr. Emre KONGAR, bu konu ile ilgili şöyle demektedir: "Astroloji bence batıl bir inançtır. Toplumu etkileyen bütün batıl inanışlar gibi, gücünü insanların ona inancından alır. Yani burcunu okuyan kişi, o günkü davranışlarında okuduklarından etkilenir. İnsanoğlu daima bilinmeze karşı merak duymuş, bilinmeyenden gelen habere inanma eğilimi geliştirmiştir.   Bunu istismar edenler, şimdi astroloji adı altında icat ettikleri efsaneyle büyük paralar kazanıyorlar. Falcılık, müneccimlik ve astrologluk aynı şeylerdir. İnsanoğlunun, zamanın ve mekânın sonsuzluğundaki güçsüzlüğü ve ölümlülüğü sürdükçe batıl inançlara dayalı bu meslekler de para kazanmaya devam edecektir. Allah bunlara inananlara akıl versin."( )   Günümüzde falcılığın başka yöntemleri ve çeşitleri de var. Kahve falı, bakla falı, iskambil falı, küre falı …vb. Bu çeşit fallardan bazılarıyla (örneğin iskambil falı) her yılbaşında Türkiye’nin ve dünyanın falına bakılır. Ünlülerin bir sene içerisindeki geleceklerine yer verilir. Ya da çeşitli isimler adı altında, "Burç yüzükleri" ile şanslarının artırılması hizmeti yapılır.   Kimi insanlar dertlerine çare bulmak, kimileri merakını gidermek, kimileri de eğlence olsun diye fala ilgi duyuyorlar. Bir psikiyatris ise bunun sebebini şöyle izah ediyor: "İnsanlar kendilerini yalnız ve çaresiz hissettikleri anlarda birilerine sığınma ihtiyacı duymakta, bunun için de falcılara başvurmaktadırlar."( )   Hurafeler dün cazip olduğu gibi bugün de cazibesini, çekiciliğini korumaktadır. Hurafenin çekiciliği, insanın his dünyasına hitap etmesinden kaynaklanır. Hurafe inanç altı bir yan üründür, bir sapma işaretidir. İnanç denilen üstün ve insanı yücelten ulvi atmosferin yerine geçme gayreti vardır hurafede… Bir tür oyalanmadır. Asla ve esasa, insan yüceliğine ters bir davranış şeklidir hurafeye duyulan ilgi… Sabahleyin gazetedeki falına bakmadan evinden ayrılamayan, telefonla medyumdan günlük fal bilgilerini almadan işine başlayamayan insanın psikolojisini daha başka nasıl izah etmek mümkündür.( )   Hayatın keşmekeşinden bunalan insan, kendisine bir sığınak ararken, hurafelerle tanışarak yeni batağa saplanmaktadır. Bu inanç bozukluğu maalesef hanımlarda daha fazla göze çarpmaktadır.   "Fala inanma falsız kalma" anlayışıyla bu tür şeylere inanmadıklarını söyleyenlerin, lüks arabalarının önünde bile at nalı, evlerinin dış duvarında kocaman nazar boncuğu gazetelerinde fal köşeleri bulunmakta, önemli işlerinde medyuma -inanmadıklarını söyleseler de- danışmakta hatta günlük işlerini bu iş için özel hazırlanan telefonlardan, günlük fallardan öğrenerek planlamaktalar.   Dipnotlar: 1- Halit GÜLER; Hurafeler İnançsızlıktan mı? İnanma İhtiyacından mı? Diyanet Aylık Dergi; Sayı 19, Yıl 1992 2- Metin AKÇAM; Fal Tüccarlarının Umut Sömürüsü; Diyanet Aylık Dergi, Yıl 1992 s. 19 3- Diyanet Aylık Dergi; Yıl 1992, Sayı: 19                                                                                                                             4- 15.3.1996 tarihli, Yeni Şafak Gazetesi                                                                                                                     5- Prof. Dr. Şerafettin GÖLCÜK; Hurafenin Cazibesi; Diyanet Aylık Dergi, Yıl 1992, Sayı: 19  

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık