• 10 Eylül 2016, Cumartesi 9:45
NecatiDEMİR

Necati DEMİR

Musibet Mükemmelliğe Dönüşür mü? (1)

İnsan, yaratılışının/oluşumunun ontolojik, epistemolojik ve aksiyolojik derinliğinin bilincinde olmalıdır. İnsan, ontolojik olarak ruh ve bedenden mürekkep varlık, epistemolojik olarak bir akıl varlığı, aksiyolojik olarak da etik ve estetik duyarlığa sahip bir canlıdır. Toplumda kitlelerine yön veren, seçkin konumda görülen kişiler vardır. Bunların bir kısmı dini alanda bir kısmı da fikri planda kitlelerine önderlik ederler. Dini alanda kitlelerine önderlik eden kişiler maneviyat aleminin en azından ABC’sini, yani “mutlak varlık’ın ya da mutlak yokluk”un, “kainatın menşeinin ve akıbetinin”, “ölümden sonraki hayatın”, vehbi kazanımların ve ilm-ü ledünün, rical-i gayb ile manevi irtibatın nasıl kurulduğunun ortalama bilgisine sahip olmalıdır. Fikri alanda önderlik yapan kişilerin ise tümelin, tikelin, küllinin cüz’înin, muktezat’ın tahtımuhtezat’ın, zıtlık’ın çelişkinin mantıksal anlamlarını ve anlamın suretin, cevherin arazın, mutlakın mümkünün, kesinliğin ihtimaliyetin, birlik’in çokluk’un “iyilik ve kötülük meselesi”nin, felsefi muhtevalarından tabii olarak haberdar olmaları gerekir.  Aksi takdirde günümüzde olduğu gibi bu kişiler toplum nezdinde sorgulanır hale gelir.

Doğruluk ve millilik üzre işlev gören çoğu cemaat ve yapılar, haddi aşanlar ve emperyalistlerin küresel aparatı olanlar yüzünden toplu yargılamaların ve kuşkuların altında kaldılar. Günümüz iletişim çağında ve istihbari gelişmişlik içinde bireyler de dahil olmak üzere hiçbir özel ve tüzel kuruluşun resmi otoriteden gizli işler yapma/çevirme fırsatı kalmadığı ortadadır. Bu yüzden başkalarının art niyetli tanımlamalarına maruz kalmamaları için her cemaat ve tarikat kendini dışarıya nasıl tanıtmak istiyorsa bir manifesto (bildiri/duyuru ile kamuoyuna açıklama yapmaları gerekmektedir. Bu dönem her bireyin, her toplumsal grubun arınma ve donanımlı hale gelme yolunu açabilir. Olağanüstü bir durum yaşadık. Tarihimizde görmediğimiz bir militarist kalkışmaya uğradık. Yaşanan durum bizi hayli sarstı ve hırpaladı. Eğer süreç iyi okunur, teenni ile düşünerek iş yapılırsa toplum bu durumdan dinamik bir biçimde arınarak, olgunlaşarak müesses nizamı oluşturma fırsatını da yakalayabilir. Bu musibet sonucu, onyıllarca çabayla yapılamayacak devrim niteliğindeki değişimler toplumun kahir ekseriyetinin onayından geçiverdi. 

Bir şeyin hakikatini bilmek, tabiatını bilmekten daha önemlidir. Tabiatı bilmek nedenleri, hakikati bilmek ise, nedenlerin nedenini bilmeye bağlıdır. Bu ilke toplumsal alana aktarıldığında, toplumsal olayların nedenlerinin nedenini bilmek insan gerçekliğinin yaratılışındaki çok çeşitli, hatta birbirine zıt iradelerin metafizik temellerine inmeyi gerektirir. Bu da insanın varoluşundaki/yaratılışındaki külli iradenin hür tercihinin bilincine varılmasıyla mümkün olur. Olgucu bilim, olgu ve olayların nedenini bilmek isterken hakiki bilim (hikmet) nedenlerin de tek nedeni olan mutlak nedeni kavramak ister. İlk hareket ettirici, ilk kımıldatıcı, ilk uyandırıcı, ilk düşündürücü, ilk duyurucu, ilk dölletici, ilk acı duyurucu, ilk rahatlatıcı ve ferahlatıcı doğurmayan ve doğmayan mutlak illet olan Tanrı’dır.

Bireylerin kendi ilmi ve hikemi derinliğini belirleyebilmeleri ve toplumda diğer bireylerle sağlıklı bir iletişim kurabilmeleri için felsefenin üç temel alanına ilişkin aydınlanmanın gereklerini yerine getirmelidirler. 

1.Ontolojik (varlıkbilimsel) gereklilik:

Felsefi düşünce insanın hem kendi kendisiyle hem türdeşleriyle hem de evrenle olan ilişkisinin irdelenmesi ve sorgulanması çabası olduğundan kişinin hem potansiyel güç ve imkânlarıyla hem de sonlu varlığının getirdiği yetersizlikleriyle kaçınılmaz olarak tabiat içinde türdeşleriyle birlikte yaşamak zorunda olduğunun farkına vararak, ilişkilerinde daha mütevazı bir tutum almasını gerektirmektedir.

Mahiyet itibariyle birbirine zıt iki öğeden meydana getirilen insanın serüveni, maddeden ruha doğru bir yükseliştir. Aşağıdan yukarıya doğru çıkıştır. Beşer olarak doğulur, insan olunur.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık