• 01 Ekim 2020, Perşembe 9:36
MuharremBalatekin

Muharrem Balatekin

UZUN BİR AYRILIĞI HAKETTİK…

Uzun bir tatil demeyeceğim. Tatillerin uzun da olsa tarihleri bellidir. Ayrılıkların tarihi belli değildir. Kalemle sizin aranızda ki duygu bağıdır, her şeyi belirleyen…

Kalemim eski dostlar gibi sıcaklığını, yakınlığını kaybetti. Kalem de haklı, onu da frenleyen günümüz koşulları…

Kalem yazarken akıcılığını kaybetti. Sık sık duraklıyor. Bunu yazsam ne olur ki diyor. Saha şartları müsait değil. Yazamadığımız gerçekler, yapamadığımız eleştiriler sizi de bozuyor.

Bazılarının kalemi çok akıcı, övücü. “Yağ” gibi yazıyorlar. Biz de tam tersi yağ yakıyoruz.

Hani şair demiş ya “Gözümde canlandı koskoca mazi”. Gerçekten mazi gözümde canlanıyor. Hem de koskoca…

Arkama dönüp baktığım da, kendime göre temiz bir mazim var. Bu benim yorumum. Bunu pekleştirecek çevremdir.

Hayatım da hiç KEŞKE olmadı. Şükür Allah’a… Hatalarıyla, sevaplarıyla, günahlarıyla nihayet kulum.

Bu kadar edebiyat yaptığımıza göre, ayrılık uzun süreceğe benziyor.

BENİM YAZIYA ARA VERDİĞİM ANKİ TÜRKİYE…

Yaş 65… Ömrüm okumakla geçti. Hala okurum birde ilave yazı yazdık, çok kısa aralıklarla ara vererek 16 sene.

Eskiden yazarken ayak diretirdik. Hani şair demiş ya “Yine hazan mevsimi geldi, yine yapraklar rüzgarların peşin sıra gidecekler” işte bizim ayak diretişimiz bu rüzgarlara oldu. Önünde sürüklenmemek için ayak direttik. Nafile.

Yaradanımı çok severim. Yaradanımın yarattıklarını da. Gönlüm insan sevgisiyle ve onlara hizmet etmekle doludur. Rabbimin bana verdiği yaşam süresince, Rabbimin emrinde hizmete devam edeceğim.

Benim yazıya ara verdiğim Türkiye diye de bir başlık attım. Belki ara verişimin de sebebi bu.

Haramın helal diye yendiği, kul hakkının göz ardı edildiği bir ülke haline geldik. Her şeyin değeri maddiyatla ölçülür oldu. Adaletten uzaklaştık, hemde çok uzaklaştık. Dünyanın üzerinden “Allah Korkusu” kalktı gibi...

Bunu hatırlatıcı bir KOVİD-19 çıktı. Ne makam ne mevki, ne genç ne ihtiyar, ne inanan ne inanmayan…

Hiç birini dinlemeyen virüs, hala sürüyor, etkileri can almaları devam ediyor.

2002’nin AK Partisiyle, 2020’nin AK Partisini kıyaslıyorum. Ne güzel başlamıştı. Milletvekillerinin çiftliği olan, milletvekili lojmanlarının satışı… Ne güzel ayrıcalık gidiyor demiştim.

Sonra adaletsiz ücret dağılımı için seyyanen ücretlilere zam geldi. Gelir dağılımın de eşitliğe doğru gidiyoruz dedim.

Başörtüsü yüzünden işe okula alınmayanlar için verilen mücadele, bende bu mücadelenin içindeydim.

Siyasilerin, özellikle iktidarın üslubu sevgi dolu. Kin ve nefret kokmuyor.

Televizyonlarda iktidarı da muhalefeti de izleyebiliyorsunuz.

Yazılı Medya, sınırlamasız istediğini yazıyor. Hoşuma gitmese de yazıyor. Yazacak. Öyle ya her yazılan benim hoşuma gidecek diye bir kayıt yok. Tabi ki aksi düşünenler, yazanlar olacak… Bunları engellemek haddimize değil. Aksi halde demokrasi olmaz. Demokrasi çok sesliliktir. Bastırılmış bir azınlık sesi, çok gür çıkan bir çoğunluk sesi demokrasi içinde hoşnutsuzluk yaratır.

Demokrasinin en önemli özelliği “Hazım” rejimidir. Sizin gibi düşünmeyenlerin davranışlarını hazmedeceksiniz.

Aslında Demokrasinin en büyük özelliği ADALETTİR… Demokrasinin ömrünü ve sahip olanların sayısını adalet belirler.

Az kazanan, geçim sıkıntısı çekenlerin umudu olacak gibi göründü o yılların Ak Partisi. Huzur büyük ölçüde olacak, ülkem insanı yine birbirine kaynaşacak, particilik bile ülkem insanını kutuplaştıramayacak gibi göründü.

İnananların, ibadetlerini yapanların ve de gerçek Allah korkusu olanların sayıları arttıkça bizleri ziyadesi ile memnun etti.

PKK terörünün, lanetli tavırları, şehitlerimiz gelmeye devam etti. Ülke bir FETÖ belasıyla karşı karşıya geldi. FETÖ gibi bir örgütün büyümesi, devletin tüm damarlarına girmesi ve oradan kalbe ve beyne ulaşmasını destekleyenler, olanak verenler, bugün hiçbir şey olmamış gibi yaşamlarına, makamlarına devam etmektedirler.

Siyasilerin üslupları yıllar geçtikçe keskinleşti, sivrileşti. Hakaretler havada uçuşmaya başladı. Bu hava vatandaşlara da yansımaya başladı.

Cumhurbaşkanlığı Parlamento sistemi geldi. İttifaklar oluştu. Artık Cumhurbaşkanı partili idi. Yerel seçimler de taraf oldu. İlgi ile ama üzüntüyle izledim. İttifaklar kendi içlerinde çok iyi idiler ama ya kutuplaştıkları vatandaşlar.

Şimdi size bir tablo çizeyim. Cumhurbaşkanımız, muhalefet parti başkanlarını yanına almış, bir yemek vermişler ve kolkola milletin karşısında açıklamalarda bulunuyorlar ve hepsinin yüzü gülüyor. Aynı şeyleri düşünmeseler bile bir araya gelen, kolkola giren parti başkanları bizleri ne kadar memnun eder ve ortada ne kin kalır ne nefret.

Takım tutar gibi parti tutarsak ve hep bizim takım şampiyon olsun dersek ve bunun için her şey mubah dersek, adaletin ve hakkın neresinde oluruz?

İstanbul Büyükşehir ve Ankara Büyükşehir’in el değiştirmesi olay oldu. İstanbul Büyükşehir Belediye seçimlerinin, içinde dört seçim kağıdı olan bir zarfın sadece bir tanesinin hileli olduğunu ve bu yüzden seçimin sadece Büyükşehir Başkanlığı bazında yenilenmesini gördük. Sonuç belli.

Ankara Büyükşehir Başkanına atılan iftiralar, yargıya taşınması ve Seçilen başkanın kendini aklaması…

Siyasetin gündemine YALAN Beyanlar oturdu. Peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.V.) Yalanla iman bir arada olmaz diyor. Toplum olarak bunları unuttuk.

Kalemi bıraktığım bu günlerde ibretlik bir durumla karşıyız. Bir virüs dünyayı etkisine aldı. Kim derdi ki insanlar maskeyle dolaşacaklar. İnsanlar mesafeli duracaklar. İmam “Safları sık tutun” diyemeyecek. Tersini söyleyecek. Mesafeli durun diyecek. İnsan olarak kucaklaşamayacağız, sarılamayacağız.

Unutmayın! Adaletsiz iseniz Allah’ın İLAHİ ADALETİ devreye girer. Zaman aşımı yoktur. Ne zaman nasıl tecelli edeceği belli değildir ama er geç tecelli eder.

Yine bir hatırlatma. Hz. Ali buyurdular, “Mazlumun ahı, yerle gök arası kadardır”. Bu sesi duyun, kulaklarınızı açın.

Bir rivayetle yazımı sonlandırıyorum. Hz. Ömer vefat eder. (Adaletine kurban olduğum) Oğlu her gün Rabbine yalvarır, babamı rüyamda göreyim diye. Ancak 40. Gün rüyasına girer. Baba neredesin? 40 gündür seni bekliyorum der. Hz. Ömer, Fırat’ın kenarında kaybolan bir koyunun hesabını veriyordum der.

Hesap gününü unutmayın. Bu dünyanın nimetleri sizi aldatmasın.

Sizleri Allah’a emanet ediyorum. Güzelliklerle sağlıkla dolu olan, Hoşçakalın.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık