• 14 Ekim 2016, Cuma 8:38
HasanMERT

Hasan MERT

Hidâyet Üzere Yaşamak (2)

            Allah’â hamd, Hz. Muhammed Mustafa’ya (s.a.v.) salât ederim.

 

hidayet” amaçlanan şeye ulaştıran delâlet demektir.

Dünya ve âhiret mutluluğunu sağlayacak yolu gösterme anlamında bir terim.

Hidâyet (hüdâ, hedy) “doğru yola gitmek, doğru yolu göstermek” mânasında masdar, “doğru yol, kılavuzluk" anlamında isim olarak kullanılır ve “amaca ulaştıracak yolu gösterme, bu yol için kılavuzluk etme” diye de tanımlanabilir. (1)

Kur’ân-ı Kerîm'de hidâyet kelimesi yer almamakla birlikte hüdâ seksen beş yerde geçmektedir. Bu kavram Kur'an’da, çeşitli fiil sigalarının yanı sıra hâdî, hüdâ, mühtedî isimleriyle birlikte 300’den fazla yerde tekrarlanmakta ve büyük çoğunlukla Allah’a izâfe edilmektedir.

“Hidâyete erme, hak ve doğru olanı benimseme” mânasına gelen ihtidâ kelimesi Kur’an’da altmış yerde geçmektedir. (bk. İHTİDA). Bu âyetlerin muhtevasından anlaşılacağı üzere hidâyetin benimsenmesine vesile olan âmillerin başında kişinin iradesi ve kararlılığı gelmektedir. Bunlardan başka İlâhî hidâyet, vahye ve peygambere bağlılık da gerçeği görüp benimseme vesileleri arasında zikredilmiştir. Söz konusu âyetler, hidâyetin zıddı olan dalâlete düşmenin sebeplerine de işaret etmekte ve bunlar arasında İlâhî lutuftan mahrum kalma, şahsî tutum, ataların dinine ve geleneklere körü körüne bağlılık, gaflet, nifak, şeytanın tahrikleri ve Allah’a kavuşma günü olan âhireti düşünmeme faktörlerine dikkat çekilmektedir. (2)

Kur’ân-ı Kerîm’de hidâyet mânasında olmak üzere rüşd ve reşâd, iman, sırat ve sebil kelimeler kullanılmaktadır.

1. Doğru yolu gösterme, doğru, Allah’ü Teâlâ’nın râzı olduğu yolda bulunma.

Allah’ü Teâlâ Kur'ân-ı Kerîmde meâlen buyuruyor ki:

“Hidâyeti vererek, dalâleti satın aldılar. Bu alışverişlerinde birşey kazanmadılar. Doğru yolu bulamadılar.” (2/16)

“Hidâyet yolunu öğrendikten sonra, peygambere uymayıp mü'minlerin yolundan ayrılanı, saptığı yola sürükleriz ve çok fenâ olan Cehennem'e sokarız.” (3)

İbâdetlerini ihlâs ile (Allahü teâlânın rızâsı için) yapanlara müjdeler olsun. Bunlar hidâyet yıldızlarıdır. Fitnelerin karanlıklarını yok ederler. (Hadîs-i şerîf-Berîka)

İnsan yaratılışta; hidâyet ve dalâlet olmak üzere iki taraflıdır. Ona hidâyet, üstünlük tarafını tanıtabilmek ve bunu kuvvetlendirmeye çalışmasını sağlamak için bir hoca, bir üstâd lâzımdır. (Muhammed Hâdimî)

2. Cenâb-ı Hakk'ın insanın kalbinden her sıkıntı ve darlığı çıkarıp, yerine rahatlık, genişlik verip, kendi emir ve yasaklarına uymada tam bir kolaylık ihsân etmesi ve kulun rızâsını kendi kazâ ve kaderine tâbi eylemesi.

K.Kerim, A’raf suresi Ayet:203. ”….  De ki: "Ben sadece rabbimden bana vahyedilene uyarım. İşte bu Kur'an, rabbinizden gelen kanıtlardır, inanan bir topluluk için hidayettir, rahmettir." (4)

Tefsir :203.  …."Cahillere aldırma!" buyruğu gereğince Resûlullah'ın -onların seviyesine düşmeden, olgun bir tavırla- "Ben sadece rabbimden bana vahyedilene uyarım..." şeklinde cevap vermesi istenmiş ve bu suretle asıl güç ve yetkinin Allah'a ait olduğu, peygamberin de onun hükümlerine bağlı bulunduğu, her kulun yapması gereken şeyi onun da yaptığı yani Allah'tan kendisine indirilen vahye (Kur'an'a, onun buyruk ve yasaklarına) uyduğu belirtilmiştir. Çünkü mucize, peygamberin istediği zaman sergileyeceği bir marifeti değil, şartlara göre peygamberleri aracılığıyla bizzat Allah Teâlâ'nın gerçekleştirmiş olduğu bir olaydır. Aynı şekilde peygamberin görevi de mucize icat etmek değil, Allah'ın kitabına uymak, hayatını ondaki hükümlere göre düzenlemektir.

Kuşkusuz hissî (duyulara hitap eden) mucizelerin, onları sergileyenlerin peygamberliğini kanıtlamak bakımından dinler tarihinde önemli bir yeri ve etkinliği olmuşsa da konumuz olan âyet-i kerîmeye göre insanların asıl muhtaç oldukları ve dolayısıyla asıl ilgilenmeleri gereken şey, bu mucizelerden ziyade kalbe ve akla hitap eden, dolayısıyla Hz. Muhammed'in en büyük mucizesi olan Kur'ân-ı Kerîm'dir. Nitekim bu gerçeğe işaret etmek üzere ;"İşte bu Kur'an, rabbinizden gelen kanıtlardır, inanan bir topluluk için hidayettir, rahmettir" buyurulması son derece anlamlıdır.

Âyetin metninde Kur'ân-ı Kerîm'in "basâir, hüdâ ve rahmet" şeklinde üç özelliği sıralanmakta; böylece Kur'ân-ı Kerîm'in, insanoğlunun üç büyük arayışına, ihtiyacına cevap verdiğine işaret edilmektedir. "Kanıtlar “ diye çevirdiğimiz besâir kelimesinin tekili olan basîret, genellikle "gerçeğin ortaya çıkmasını, açıklığa kavuşmasını sağlayan şey, bilgi, kesinlik, delil, kanıt" şeklinde açıklanmaktadır. Hüdâ "hidayet, doğru yol, kurtuluş yolu” rahmet ise "acıma, şefkat gösterme, merhamet etme" anlamı yanında "iyilik, nimet" ve daha genel olarak "mutluluk veren şey" mânasına da gelir. (5) Şu halde Kur'ân-ı Kerîm bir yandan insanların din ve dünya hayatlarıyla ilgili olarak doğru bilgiler ihtiva etmekte, bu hususta gerçeklerin kesin kanıtlarını içermekte, aklı aydınlatmakta, itikadı düzeltmekte, doğru yolu göstermekte; diğer yandan hem bireye hem de topluma yön vermekte, hidayet ve kurtuluş sağlamakta; nihayet bireyleri ve toplumları gerçek hayra, nimete ve mutluluğa götürmektedir. Âyetin sonunda Kur'ân-ı Kerîm'in getirdiği bu imkânlardan ancak inananlar kesiminin yararlanabileceğine işaret edilmektedir. (6)

 

Dipnotlar:

(1) (Kamus Tercümesi, “hdy” md.; Ebü'l-Bekâ, s. 952- 953).

(2) (bk. M. F. Abdülbâki, el-Mufcem, “hdy” md.).

(3)(Nisâ sûresi: 114)

(4)(Meal Kuran Yolu)

(5) (Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredâî, "bsr", "rhm", "hdy" md.; İbn Âşûr, IX, 238.)

(6) (Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kâfi Dönmez, Prof. Dr. Sadrettin Gümüş, Kur’an Yolu, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: II/511-512.)


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık