• 05 Mart 2016, Cumartesi 10:12
YUSUFERDOĞAN

YUSUF ERDOĞAN

TERÖRİSTE AMCA DEMEK (3)

Taş ve Molotof kokteyli atarak varlığını çocuklara bağlayan ve istismar eden PKK’ya karşı Kürt ailelerin karşı çıkması ve kendilerine sunulan hizmeti görmesi gerekir. Taşeronculuğu seçen bir örgütün değil Kürt haklarını müdafaa etmesi, verin parayı bir başkasına zangoçluk yapmasını bile görürsünüz. Çünkü yeri gelir sözde imamlar ile Cuma kıldırtırlar yeri gelir, görüntüleriyle İslam’ la alay edip, Zerdüştlüğü ön plana çıkarırlar. Aslında bunların dini mini yok. Bunların dini imanı para. Belki on yıl sonra yılanların en büyüğü olan Kara Murat’ın ya da Behoz’un bakacaksınız CİA ajanı olduğunu doğrulayacaklar, kim bilir, yaşı olanlar bunu da görür elbet…

Düşünün dağa çıkanların % 90’nı çocuk. 15 Mart 2006 tarihli İsveç gazetesi (SVD) yaşları 15–18 olan kızların Avrupa ülkelerinden kaçırılarak Kuzey Irak’a götürüldüklerin yazmıştır. Aynı gazete bunların tecavüz görüp işkenceye de uğradıklarını belirtmiştir.

 Evet, ülkenin sorunları belli. Terör, Etnik Kimlik ve aidiyet ile Kalkınma ve Ekonomik kalkınma savaşları.

Bence bunların hiç biri çözümsüz değildir. Dağa çıkmak ta gerekmez bunları çözmek için. Zaten adımlar atılmış ver halende atılmakta.

O halde iç ve dış işbirlikçilerin değil, bizden olanların akılcı çözümlerine bakarak geleceğimizi şekillendirelim. Hele PKK’nın şimdiki Meclisteki uzantıları olan yöneticileri ile asla bu sorunları çözmeniz mümkün değildir. Sorun sağduyu sahibi bu topraklarda bin yıldır yaşamanın gerekliliğine inanmış aklını ve beynini İsrail ve ABD emrine vermemiş asil ve büyük Kürt halkının ve gençlerinin elini taşın altına koyarak, gençlerini ellerinden almaya dağa kaçırmaya ve sokak gösterileriyle kan ummaya matuf hareketleri destekleyen güruha karşı koyması ve Meclis de bunları çözüm önerileri sunarak hayata geçirmesi ile mümkündür. Eğer Kürtler çocuklarını düşünüyorlarsa bunlara karşı koysunlar ve bizim temsilcimiz sizler değilsin diyebilsinler. İşte sorunun en büyüğü o zaman çözülmüş demektir.

Tedbirler farklıdır, yeri ve zamanı gelince uygulanır, ama her şey insanı yaşatmaya matuf olmalıdır. İnsan bedenen fikren zihnen, madden ve manen gelişmeye muhtaçtır, elbette bunları biliyoruz. Ama toplumun bütünlüğünü bozacak yıkıcı sinsi ve fitne hareketlerini resmen destekleyenleri ve yaşamasını isteyenleri ve bunlara hayat öpücüğü verenleri de biliyoruz. Tedbir alalım derken her şeyi sadece devletten beklemek safdillik olur. Kürt ailelerde çocuklarını okutsun, Mecliste temsil hakkı elde etsin. Sorunlar, Meclis çatısı içerisinde çözülsün. Orada birbirimize girsek te her şey Devletin, toplumun, milletin geleceği için yapılsın. Hepimiz bir bilinçle, son kale ve Meclimiz budur diyelim. Elimizden giderse bizim yaşamamızın ne anlamı kalır diyelim. Aslında bugünkü PKK’yı resmen dilinden düşürmeyen Meclistekilerin en büyük yalanı inanmadıkları halde, bizim Meclimizin nimetlerinden yararlanmaları ve temsilci sıfatlarını hak etmeyerek taşımalarıdır. Onlarda büyük bir ikilem de. Neye ve kime göre hareket edeceklerine bir türlü karar veremiyorlar ve Kürt halkının gerçek temsilciliklerini hak etmiyorlar.

Velhasıl sözümüzü uzatmadan artık noktalayalım. İslam’ın Yüce peygamberi Hz. Muhammed (a.s.m.),Rahmet Peygamberi ve Peygamberler halkasının sonuncusu, Rabbim O’nun sancağı altında toplanmayı nasip etsin inşallah diyor ki: “Kim bize karşı silah çekerse bizden değildir.”-(Buhari,Fiten 7.)

Biz bu mübarek hadisi şerifi tebliğ edelimde umarım inşallah anlayan anlar, iyi bellenir, ümit edelim. Fitne katilden beterdir. Fitneyi harekete geçirmek isteyenlere halkımızın prim vermemesi gerekir. Toplumun birlik, beraberlik ve düzenini bozmak isteyenlere asla fırsat verilmemelidir. Müsamaha gösterilecek yer ayrı, devletini, toplumsal yapıyı çökertmek ve yıkmak isteyenlerin niyetine karşı gösterilecek tutum ve davranışlar ile alınacak tedbirler ise, daha bi ayrı. Ha birde bu Müdür Beyin ilk açıklamalarına ilk planda alkış tutup da sonra, öyle demek istememiştim diyerek tekrar kendilerini tekzip edercesine açıklama gereği duyan siyasilerin davranışları da bizim siyasi yapımızın genetik kodlarında var galiba. İyice nüfuz etmiş ki, bu tutum önce destekle sonra çark et şeklinde maalesef birçoğunda tezahür edip gitmektedir. Şu günlerde ülkemizin metropollerinde olsun doğunun özellikle tarih ve kültür kokan önemli kent merkezlerinde olsun sabırla başlatılan harekât başarılı bir şekilde devam etmekte ve terörün beli kırılmıştır. Halkın teröre ve teröristlere yüz vermemesi bıkkınlık her şeyden önce geleceğimizin ve güvenliğimizin doku canlılığının kardeşçe yaşamaya bağlı olduğu bilinci artık anlaşılmış ve ülkeyi bile bile teröre teslim etmek isteyenlerin gerçek yüzleri foyası ortaya çıkmıştır. Artık halkın bıkkınlığı ortadadır. Terör son kozunu dış güçlerinde planlamasıyla oynamakta ve artık sona gelinmiştir. Terörün hamileri belli. Meclisteki temsilcileri bellidir. Hatta teröriste arkadaş diyenlerde bellidir, birlikte iyi salladık diyenlerde. Bunlar doğrudan ve dolaylı yoldan direkt devlete ve halkımıza yönelik yıkıcı ve bölücü faaliyetlerde söz ve eylemleriyle verdikleri destekle ne yazık ki Ülkenin geleceğine yönelik negatif akıl dışı davranışlarla adeta düşmanın işini kolaylaştırarak ülkemizi kuşatma altında ve güçlenmesini önlemeye çalışmakla sanki müstemleke valisi gibi hareket ediyorlar. Biline ki nerde olursa olsun teröre destek ve payanda olanlar mutlaka adaletle tanıştırılmalıdır. Hâlbuki ülkesini seven herkes bilmelidir ki; Son kale Türkiye’dir. İslam’ın mazlumların ve mustazafların ümit dünyasıyız. Fakat bir uyanış bir diriliş trendi de var ortada. Çünkü Sayın Cumhurbaşkanımızın gayretleriyle İslam Dünyasının artık gözü açılmaya ve birlikten başka yol olmadığı anlaşıldığı gibi, batılı ülkelerin Hristiyanlık duygusuyla hareket birlikteliği de gözden kaçmamıştır. Yıllardır birbirinden haz etmeyen Katolik ve Ortodoksların ruhani liderlerini toplayan Rusya’nın çabaları bölgede güç savaşında en büyük pastayı kapmak olsa da Türkiye’nin kararlı tutumu ve İslam Birliği yolundaki çabaları ile hiç kimsenin tahmin bile edemediği ürettiğimiz askeri teknolojik yeni silahlar gücümüze manevi lezzetin de daha da ağırlıklı olarak katılmasını sağlamıştır. Dünya artık anlamalı ki yepyeni bir ruh ve güç dünyaya ışık tutmaya hazırlanıyor, aynen kuruluş-diriliş dizisindeki Osmanlı gibi. Bekle bizi dünya geliyoruz. Yeni bir ruh ve heyecanla. Dünyaya huzur vermek için. Yaşanabilir bir hal alması için…

 

 

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık