• 27 Aralık 2017, Çarşamba 7:40
YUSUFERDOĞAN

YUSUF ERDOĞAN

ŞEYTANIN AYAK OYUNLARI

Dünyadaki kötülüğün merkezi Londra’dır. Yani İngiltere. Zaten bir Kızılderili atasözü der ki; Bir suda iki balık kavga ediyorsa oradan 5 dakika önce uzun bacaklı bir İngiliz geçmiştir! Kızılderili Atasözü… Bir sözün bu kadar isabetli olacağı ancak yaşanılan deneyimlerle ve tarihi gerçeklerin ışığında bir kültürel birikimin hassasiyeti ile halka mal edilebilir.”Şeytan insan için ne ise İngiliz derin devleti de dünya için o dur” diyen üstat Cemil Meriç’te nifak tohumu fitne kaynağı İngiliz siyasetine atıfta bulunarak bir gerçeği teslim etmiştir mütefekkir bir insan olarak.

İkinci dünya savaşı sonrası devlet politikalarını değiştiren ülke konumundaki İngiltere aktif olarak artık savaşların içinde değil, yazan yöneten ve uygulatan senarist bir devlet siyasetine soyunmuştur. Bütün kirli oyunların içersinde dünyanın her yanında her yöresinde aktif rol oynamış her ülkeye adam ve ajanlarını yetiştirip yerleştirmiş ve hep kendisi bir kontrol mekanizması olarak politikaları menfaatlerini tayin ve yönlendirmede birinci derecede rol uygulayıcı ustası olarak sahnede kalmıştır. İngiliz siyaseti önce Avrupa’yı eline almakta gecikmemiş sonra Amerika kıtasını istediği gibi dizayna kalkışmış kıtalararası ilişkilerinde Afrika ve Asya ile bilhassa Ortadoğu politikalarının yönlendirilmesi dizaynı ile menfaat halkalarının oluşumu –temini ve cetvelle harita ölçümleri hep İngiliz aklı ile ortaya çıkan gayri meşru ve güce dayalı zoraki oluşum halkalarıdır.

Mesela Ortadoğu pazarında petrol üzerinde hamuru belli ve sözde Arapların birleşimini düşünen sanki kurucusunun adından mülhem(Britanya Milletler Topluluğu) gibi bir yapılanmayı sığdırıldığı küçücük bir kabın içerisinde İngiliz desteği ile büyükmüş imajı oluşturmaya çalışan güdümlü BAE adlı İngiliz devşirmesi devletin son zamanlarda Türkiye aleyhtarlığı girişimlerinde bunların kendi ucuz akılları ile havalara girmedikleri ve arkalarında onları himaye eden efendileri İngilizler olduğunu bilmeyen yoktur.

Amerikan emperyalizminin Ortadoğu’daki satranç tahtası ve sıçrama noktası Yahudi Siyonist İsrail devleti ise, İngiltere’nin aynı aktörlük girişimlerinin sonucuna isnaden sıçrama noktası kısaca sömürgesi olan BAE’ adıyla kukla, kâğıt üzerindeki çizimli ölçekli harita devletidir. Şu an Ortadoğu’da İngiliz aktörlüğü nezdinde kurulan kukla şeyhlik krallık emirlik yönetimleri gerçekte kimden emir almaktadırlar? Ya da bu göreve nasıl getirilmişlerdir? 32 yaşındaki Veliaht Selman’ın daha babasından görevi devr almadan ülke içindeki gücünü göstermesi ve başlatılan tutuklamalar, rüşvet yolsuzluk gibi kavramlarla bağlantı kurularak meşrulaştırılmak istense de(rüşvet yolsuzluk yapmamışlar diyemeyiz)    bu bizim dışarıdan bakış açımızda bir iktidar ve güç mücadelesi şeklinde şekil aldığını bu tablonun da sarih bir şekilde ortada olduğunu gösterir.

Aynı şekilde Abu dabi yönetimi başta Katar olmak üzere kendisine zıt davranan ve aldıkları emri yerine getiren Kudüs davasında da İslam birliğine katılmayıp efendilerine hizmet eden akılları ile şeytan ingilterinin dostu olduklarını, ABD’nin müttefiki olduklarını kanıtladılar. Şeytanın tamamen kontrolü İngilizlere devrettiği bu satranç tahtasında İngiltere derin devleti her şeyi kendilerine mubah olarak görmüşlerdir. Her devlet menfaatini düşünerek konum ve jeopolitik durumuna göre stratejisini belirler ama bu İngilizler için daha bir ayrı muamelattır, hatta İngiliz yaşam biçimidir. Her devletin üzerinde üst noktanın en sivri akli merkezini oluşturan bu mafyavari ilişkiler yumağında, duruma göre geliştirilen aktif siyasetle güttükleri menfaat kapısının oku hep kendilerinin yönüne bakmaktadır.       1856 yılında İngiltere’de Başbakanlık yapan Lord Palmerston bir konuşmasında şunları söylemiştir:     “Bana politika nedir? Diye sorduklarında cevabım şu oluyor: Ortaya çıkan her durumda kendi ülkemizin çıkarlarını rehber yapmak” ve yine aynı Palmerston şu sözleri ile de İngiltere’nin dış politikasını aynen özetlemiştir.”İngiltere’nin ebedi dost ve düşmanları yoktur. Değişmez menfaatleri vardır”. ….Demek ki durum ve şartlara göre o anki menfaatleri neyi gerektiriyorsa bunu gerçekleştirmekten çekinmeyen ve hedefe ulaşmak için her yol mubah diye makyavelist bir anlayışı kendilerine rehber edinen bir İngiliz aklı var dünya siyasetinde. Bu akıl ki; Ortadoğu coğrafyasını kanla dizayn etti. İstediği devletlerinin haritalarını kendi mikyaslarına göre şekillendirdi. Kendi istediği kukla idarecileri iş başına getirdi. O akıl dışı insansızlık politikaları ki; “Hindistan'daki yerli kumaş üretimini yok etmek için 1760'lı yıllarda gerçekleştirdikleri, Hindistanlı dokumacıların kumaş dokurken düğüm atan başparmaklarını keserek onları kumaş üretemez duruma düşürmeleridir.” Ve onlar bu şablonlarını yani menfaat halkalarını bu sefer ayrıldıkları bu kıta yarımadasından başka başka politikalar üreterek devam ettirdiler. Şöyle ki;”Hindistan'da kan ve renk bakımından Hintli, fakat düşünce, ahlak ve zekâ bakımından İngiliz bir toplum yetiştirilmesi için çok çalıştılar. İngilizce lisanından ve edebiyatından başka hiçbir şey bilmeyen Hıristiyanlaştırılmış kimseler yetiştirdiler. Bunlar da memur olarak istihdam edildi. İşte bu zulüm ve vahşeti yapanların üçte ikisini bu şekilde beyinleri yıkanmış, kendi milletine düşman edilmiş veya para ile satın alınmış yerli Hintli teşkil ediyordu.”

Dikkat ettiniz mi? Kendi içinden oluşturulmuş bir gulam felsefi anlayışı ile kılıkta yerli düşüncede itaatkâr kukla yönetimi İngilizlerin uşağı olarak varlığını varlıklarına adayarak zihinleri iğdiş edilmiş mankurtlara dönüştürülüyorlardı.

Mesela bir dönemin İngiliz başbakanı olan Churchill hakkında yapılan bir değerlendirme de ise şöyle bir cümle kurmuştur, Amerikan Başkanı Truman’ın özel temsilcisi Büyükelçi Davies:” O büyük bir ingilizdir. Barışı korumaktan çok İngiltere’nin Avrupa’daki menfaatlerini korumayı düşünür”.  

Özetleyecek olursak İngiltere’nin dünya siyasetindeki aktif rolünü sadece Avrupa ile sınırlandırmak olmaz. Kendisine niçin “güneş batmayan ülke”demişlerdir? Bunu sorgulamak gerekir. Ve dahi günümüz de son dönem Osmanlı’nın yıkılışı ile Cumhuriyet dönemine ait hızlı bir şekilde yapılan devrimlerin ve osmanlı’a ait ne varsa düşman edilen değerlerin değersizleştirildiği bir durumda arkasında ayan beyan hangi güç vardı? Söyleyebilir misiniz? Hatta yazılan ders kitaplarının muhteva özü ile siyasi anlamda İslam birliğini şeklen de olsa batı karşısında bir güç mihrakı olarak sağlayan hilafetin kaldırılmasında ve Lozan görüşmelerindeki başrol oyuncuları olarak İngilizlerin yer aldığı sahneyi hatırlayacak olursak,   bizdeki devrimlerinin temel hareket noktasını kimin oluşturup tayin ettiği hakkında bize ipucu vermez mi? bu ilişkiler. Mesela 1839 Tanzimat fermanını kim hazırlattı ve uygulamaya aldı gerçekte? Kime okuttular Gülhane de?

Bugün bizde halen toplumsal bir kargaşalık varsa ve bugüne kadar da çözüme kavuşturulamamışsa bize empoze edilen batılı kavramları yeniden kendi kültürümüze göre süzüp yorumlamak gerekmez mi? Üstün ırk politikaları ile Hitleri bile geride bırakan İngiliz siyasetinin Türkiye ayağını öğrenirken PKK’yı kimin koordine ettiğini, FETÖ, Hizbullah, PKK, PYD, DHKP-C,DEAŞ,(İŞİD) El kaide, Boko Haram, Eş Şebab gibi şeytani örgütlerin İngiliz kontrolünde görev yaptıklarını, Kürt isyanlarını çıkarıp bizi bölmeye çalıştıklarını, 15 Temmuz’u planlayan devletin İngiltere olduğunu yeniden bir kez daha öğrensek diyorum, hafızalarımızı tazeleme açısından.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık