• 01 Kasım 2017, Çarşamba 6:23
YUSUFERDOĞAN

YUSUF ERDOĞAN

OSMANLININ YENİDEN DOĞUŞU

Gözlerimiz önünde Orta Doğu’da yepyeni bir politik manzara oluşuyor. Daha önce ABD’nin kısmen İsrail’in politik rotasına bağlı olarak hareket eden Türkiye, son on yıl içerisinde Müslüman dünyasında lider olabilecek etkili bir güç haline geldi. Uzmanlar “Osmanlının yeniden doğuşundan” söz etmeye başladılar.

(14-28 Haziran 2010,Rusya, Rossiykaya Federatsiya Segodnya, Lidiya Siçova)

……………………..

Osmanlının yeniden doğuşu olarak gösterilen Türkiye’deki somut gelişmeler sadece kendi içimizde değil bilhassa dış basında büyük bir şaşkınlık yaratmaktadır. Yüz üstü çok süründün ayağa kalk Sakarya dizelerindeki gerçeklik olgusu Sayın Cumhurbaşkanımızın milleti için gösterdiği öz verili çabalarıyla ve olağan gayretleriyle ülkemizin adının daha tanınır ve jeopolitik konumu daha bilinir bir hale geldi.

İçerdeki halkın büyük desteğini alan kendine öz güven duygusuyla politik deneyimlerini ve gençlik fikir idealini kaynaştıran yeni bir hamlenin siyasi sonuçları da hem iç alemde (kendi içimizde)hem de dış basında artık ses getirmeye ve kıskananlar olduğu kadar birlikte iş yapmanın keyfine varanlar da oldu.        Tabi bu ülkeler arası yol haritalarında birliktelikler hep çıkar ilişkileri boyutunda sürdürülebilirlik istese de, bölgemiz coğrafyasında kurtlarla dans yapmanın zorluğunu herkes bilir.

İşte bu zorlu arenada yeniden Osmanlının yeni nesil torunları olarak kuruluş felsefe ve ideale uygun yapılanmalar ve değişim yaşanması geniş çapta bir atıl pozisyonu olan ülkemizi yeniden satranç masasının etrafında yeni hamleler peşinde koşmaya ve yeni oyuncularla tanışmaya birlikte il yapmaya götürürken eskilere de, gerektiği şekilde veya hak ettiği nispette el uzatılarak coğrafyamızdan beslenen leş kargalarına dur demenin zamanının geldiğide one minute felsefesiyle buluşturularak bizim artık eski Türkiye olmadığımız kabul ettirilmiştir.(edilmiştir)

Bu coğrafyada biz yoksak ümitte yok, biz yoksak uzun ömürlü barışta yok, biz yoksak huzurda yok anlayışı tescilli hale geldi.

Eğer bugün “Arap metropollerinin caddelerinde ay yıldızlı kırmızı bayraklar dalgalanıyorsa, İslam dünyasının yeni bir kahramanı var. Ankara’nın Hükümet Başkanı Recep Tayyip Erdoğan. En son İsraillilerin Gazze ablukasını yarmak üzere yola çıkan uluslararası yardım filosuna düzenlediği kanlı askeri operasyondan bu yana Orta Doğu’da Türkiye sempatisi yayılıyor”.

(21 Haziran 2010.Avusturya, Profil, George Hoffmann-Ostenhof)

……………Diyen bir yabancı basın varsa bunlar kendiliğinden bu sözleri söylemiyorlar.Üstelik Avusturya gibi hele Almanya’nın yanında yer alıp ta Viyana’nın acısını hala yüreğinde hisseden bir ülke basınında bu çok konuşulacak değerlendirme bizim için hakikaten övünç kaynağı diyelim.

Bir ülkenin en sevilen lideri haline gelmiş bir simanın dışarıda bilhassa Orta Doğu coğrafyasında yaşayan vatandaşlar tarafından takdir görmesi kolay bir iş değildir. Yıllardır dahası Osmanlı’dan bu yana bu coğrafya’da halka karşı düzeni yabancıların menfaatinde devam ettiren baskıcı tiranların varlığına seslerini çıkaramayan ve boyun eğen bu insanlar, Türkiye’deki meydana gelen ve  siyasi, insani, hak ve adalet kavramlarına kuruluş felsefesinde titrer hale getiren bu olağan halk hareketi liderine karşı; kültürel beraberlik ve Osmanlı Hareketi Misyonunun bütüncül yaklaşımının mirasçısı olarak sıcak   yakınlık hissetmeleriyle, ay yıldızlı İslam sancağına karşı yeniden bir yükselen trend olarak bakmaya başladılar, böylece insan olduklarını ve değer bulduklarını da bu vesileyle anladılar. Bu da gösteriyor ki; Türkiye’deki bu halk hareketi bölgede başlayan Arap Baharına; kendine dönüş, öze yaklaşım ve değerlerine sahip çıkma koruma şeklinde yeni bir anlam kazandırmalı. Bu coğrafya insanı Petrolun kendinden daha değerli olduğunu gören, gösteren yerli işbirlikçi tiranlara geçit vermemeli. İnsana değer vermeyen devlet olamaz, sistem kuramaz. Zaten kim zulüm üzere bani olmuş ki: Tüm zorbalar eninde sonunda halka dayanmamanın acısıyla yer ile yeksan olacaklardır.

Katarda yayın yapan El Vatan isimli gazetede Ahmet El Umrani 21 Haziran 2010 yılındaki bir yazısında;    “ Erdoğan’ın partisi, 8 yıldan beri iktidarda ve askerle uzun süren bir savaştan sonra zafer kazandı ve iktidara geldi. Ak Parti gerçek demokrasiyi benimseyerek ve halkın güvenini kazanarak askere karşı bu zaferi elde edebildi. Bağımsız dış politikası sayesinde Başbakan Erdoğan ve partisi, ABD ve İsrail’e karşı ayakta kalmayı da başardı”.

……Yabancıların gözünden bakış açısı ve değerlendirmeler böyle.Gerçi bunların ifade biçimleri bazılarına karın ağrısı olarak gelse de zamanla bu ülkede askeri bürokrasinin hiyerarşik bir atmosferde    nasıl bir güç olduğunu ve siyasetin tıkandığını her on yılda bir “demokrasi raydan çıktı” kendi anlayış denklemleriyle ültimatom veya ihtilal yapma gibi söylemleri dillendirdiklerini bilmeyen yoktur.Eğer bir askeri yetkili Çevik Bir hareketle siyasi iradeden ayrı İsrail ile anlaşma imzalamaya kalkışıyorsa ,askeri vesayetin ne zorlu şartları olduğunu tahmin edebilmek güç değildir.

İşte Ordu’nun ülkedeki gerçek konumunun tespiti ve çizgisi konusunda vurgulanan kararlılık sonucu görevinin ülkeyi ve vatandaşlarının huzur ve mutluluğunu koruma ve kollama olduğu şimdi daha iyi anlaşılmış olup, ülkemizdeki Ordu Devlet-Ordu Millet güçlü bağıda Mete Han dönemindeki gibi demir disipline dönüşmüş ve kalkınan Türkiye’de hem ordumuz gücünü artırmış hem de en modern silahlarla ve teçhizatla yenilenmiş ve PKK terörü başta olmak üzere başarıları artarak, artık Orta Doğu’da siyasi gelişmeleri yakından izleyen ve Türkiye’nin haklı davasının haklarını koruyan bir kimliğe ve sevgi seline mazhar olarak Türk Doğuştan Askerdir felsefesini yeniden yakalamıştır.

Bütün bu saydığımız değişim ve gelişmeler zaman çarkına uygun bir şekilde halka dayanan modernizmin öncüsü Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan felsefesi ve dünya görüşüyle gerçekleşmiştir. Kendine güvenli çıkışıyla içeride puan toplayan siyasetin altın anahtarlarını ve zihinsel kodlarını muhalefete de öğreten ve bu sebepten Sayın Bahçeli’nin iç ve dış politika ve terörü önleme ve Ordumuzun Suriye-Irak politik kararlarına ve Olağanüstü Hal İlanının devamına kesintisiz ve katıksız katkı veren söz eylem ve davranışına mazhar olmuş, sayın Bahçeli her defasında “Erdoğan’ın yanındayım”demiştir.

Biz milli davalarda el ele vermeliyiz. Biz barıştan yanayız. Savaşın karşısındayız ama bu susacağımız anlamına gelmez, davamıza ters düşen her hareketin karşısında ve mazlumun yanındayız. İşte biz atalarımızın izinde ve yeniden onların tabirleriyle “Osmanlının Doğuşunu” süslüyoruz. 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık