• 26 Kasım 2014, Çarşamba 9:00
YUSUFERDOĞAN

YUSUF ERDOĞAN

NEDEN SORUMLU VELİ

Geçen haftaki yazımda sorumlu veliler olarak; anne babaların eğitim meselesinde konuya yaklaşımları hususunda kendilerine dikkat çekmek için yapılması gerekenler üzerinde kısa bir giriş yapmıştık. Aslında konunun ne kadar önemli bir yer tuttuğunu hayatımızın temel felsefesi ve bakış açısının eğitim odaklı davranışların oluşturduğunu bunların ister kabul gören istendik davranışlar şeklinde isterse eğitimin ön gördüğü şekliyle davranış bozuklukları diye nitelendirilen şekillerde görüldüğünü belirtmek(hatırlatmak) isterim.

İnsanların bedenen ve ruhen, akıl ve kabiliyet ve muhakeme yönüyle birbirinden farklı olduğunu en kısa şekliyle de parmak izlerinin birbirinden ayrı olduğunu biliriz. Öyleyse toplumda her kesimden eğitime muhtaç ve birbiriyle iletişimli olması gereken durumlar vardır. Hepimizin hayat boyu öğrenci olduğunu geçen haftaki yazımda belirtmiştim.

Mesele şu; Veliler olarak bizler gerçekten eğitimin boyutunu anlayabilmiş miyiz ve ne kadar önemsiyoruz? O’nu ne kadar özümsedik? Evimizde çocuklarımıza ne kadar faydalı olabiliyoruz? İşten gelen anne babalar olarak çocukların soruları ve sorunları karşısında onların isteklerine ve ihtiyaçlarına ne kadar eğilebiliyoruz? Kendimizi bu konularda yeterli görüyor muyuz? Eğer yeterli değilsek çevremizde açılan anne baba kapsamlı öğretili kurslara gidebildik mi? Ya da çocuğumuza örnek olmak için evimizde herhangi bir saati topluca okumaya ayırıp onlarla aynı heyecanı yaşayabiliyor muyuz? Onlar ödevlerini yapmaya çalışırken bizlerde TV’nin ya da internetin çekici cazibesinden kurtulup, bu işin ciddiyetini önemsiyor muyuz? Onlarla birlikte biz de eğitimin o anki parçasına fiili olarak dâhil miyiz?Çünkü eğitim sözden ziyade yaparak ve yaşayarak kazanılır.

Okullarda öğrencilerimizin takibini yaparken onların arkadaş çevresinin kimler olduğunu, derslerinde sınıf içerisinde katılım yapıp yapmadıklarını, hangi derslerde ilgi duyup hangilerinde sıkıntı yaşadıklarını hiç araştırdık mı? Bilhassa okula gitmeden önce ev ortamında yanımızda iken yapacağımız gözlerimize göre akşamdan dersleriyle ilgili bir ön hazırlık yapıp yapmadığını, yani ders kitaplarını hazırlayıp hazırlamadığını okula götürmesi gereken eşyalarının tamam olup olmadığını takip edebiliyor muyuz? Eve geldiğinde bugün okulda gördüğü dersleriyle ilgili bir tekrar yapmış mı? Çünkü tekrar ve altını çizerek yapılan öğrenme kalıcı hale gelmektedir. Öğrenilen ancak davranışa ve eyleme dönüşürse pekişir ve anlamlaşır.

Düzenli ve planlı çalışmanın sadece okul ortamında değil hayatın her safhasında geçerli olduğunu zamanın iyi değerlendirilmesi gerektiğini boşa giden zamanın boşa akıtılan çeşme gibi kayıp hanesine yazılacağını ve atasözümüzün gereği “ağacın yaş iken eğileceğini”kuru ağacın ancak oduna dönüşeceğini biliyor muyuz? Eğilme konusu açılmışken hemen ifade edeyim ki; burada kastedilen eğilme; öğrenme etkinliği ile ilgili bir süreçtir. Öğrenmek için içerden gelen bir istek duyulması gerektiği vurgulanmak isteniyor. Yani her şeyin zamanında yapılması ve öğrenmenin pekiştirilerek yol alması gerektiği kastediliyor. Zamanımızın hayat örgüsünün tuğla örer misali yürüdüğü ve kazanımların böyle olduğu üzerinde dikkat çekiliyor.

İnsanda var olan yeteneklerin ortaya çıkarılması ve gelişiminin devam ettirilmesi edinilen bilgilerin davranış olarak yansıması şeklinde tanımlanan eğitimde hareket noktası evlerin süsü ve yarınların geleceği olan çocuklarımızdır. Onlara yapılan yatırım kısaca geleceğe dönük yatırımdır. Kendine olan güveni ile etrafına pozitif enerji yayabilen ülkesi ve milletine bağlı ve değerleri ile örtüşen toplumsal vazifelerine duyarlı iç ve dış dünyadaki olaylara kayıtsız kalmayan bir anlayış elbette toplumun manevi dinamizmidir. Çocukları iyi tanımak onları sahip oldukları yetenekleri doğrultusunda yürüyebilmelerine yardımcı olmak kendilerini tanımlarına fırsat vermek ve birey olma bilinci ve sorumluluğu kazandırabilmek en önemli meseledir. Akıl ve irade kullanımında donanımlı bir hale getirilen ve başıboş yaratılmadığı kendilerine kazandırılan bir çocuk elbette hayatta olan biteni anlayıp yorumlayacağı gibi kendilerini istismar etmek isteyenlere de fırsat vermez. Örneğin TV’lerde ve basından takip edebildiğimiz kadarıyla ancak sorumluluğunu yeterince yerine getiremeyen ve kutlu bir ortamı oluşturamayan, birbirlerine bağlılığı sürdüremeyen, hayat şartlarının zorluklarına göğüs germekte zorlanan ve iş güç sahibi olamayan bir zanaat ya da kendini geçindirecek kadar yeterli bir iş imkânına sahip olamayıp her şeyi birilerinden bekleyen ailelerin/velilerin çocukları ne yazık ki; sokakta kendilerine sunulan az bir ikrama ve kandırılmalara aldanıp, eline taş ve ya silah verilerek zararlı bir hale gelebiliyor. Burada hem toplumsal bazda bireyler olarak bizler hem de sosyal bir sistem olarak yönetim anlayışı çerçevesinde organizmanın başı olan yürütme mekanizması yani yönetimler/yöneticiler elbette sorumludur. Zararlı üreyen faaliyetlere karşı panzehiri almak hepimizin hukuk çerçevesinde kalarak gerekeni yapmasıyla olumlu kazanımlar ortaya çıkacaktır.

Hareket noktası çocuk/ genç/birey olan eğitimin; sahip olunan ve kültürlerin taşıyıcısı ve benliğimizin ve ayakta kalmamızın nirengi noktasını oluşturan değerlerimizin üst seviyede ele alınması/korunması ve çağın ihtiyaçlarına göre inovatif bir yaklaşımla donatılması halinde başarılı bir aktivasyonla gayeye matuf hale geleceğini bilmemiz gerekir. Eğitim ne kemik kırmak, ne et kemik meselesi, ne saldım çayıra Mevla kayıra diyerek her şeyi okula ve çevreye teslim etmek ne de çocuğun karnını doyurmak ve diğer ihtiyaçlarını sağlamakla görevin yapıldığı bir algı biçimi/anlayış şekli değildir. Meselâ Veli okulla asla bağlantısını kesmemeli. Veli toplantılarını para toplayacaklar şeklinde bir anlayışa/algıya büründürme yerine acaba okulun ne gibi hangi alanlarda/birimlerde ihtiyacı var! Ben bir veli olarak bu sorunun çözümünde üstüme düşeni yapabiliyor muyum? Ya da benim payıma düşen sorumluluğum nedir? Diye sorabilmeli. Değilse okulda açılan ve çocuklara derslerine yardımcı olması için öngörülen bir kursta talep edilen bir ihtiyaca istinaden bu yasal mı? Diye sorup gerekli görevlileri meşgul etmek yerine, okul yönetimi ile birebir görüşüp sorunları yerinde bizzat görüp çare aramak gerekmez mi? Çünkü okulda yapılan her olumlu hareket çocuklara daha iyi bir fırsat ve imkân olarak geri dönecektir. 

“Yere ne ekersen o biter, oğlunun tabiatı da atasına çeker.”Oğul atasının izinde gider. Bir baba ne kadar yüksek seviyede bilgin ve bilge olursa olsun, çocuğuna yeteri kadar eğitim verememişse o çocuktan ümidini kessin. Baba çocuğunu daha küçük yaşta iken serbest bırakırsa, kusuru çocukta değil, babasında aramak gerekir. Çocukların davranışları hareketleri kötü ise bunun sebebi babalarıdır. Çocuğu iyi olmaktan mahrum bırakan odur”Diyen Yusuf Has Hacip’in sözlerini yabana atmamak gerekir. Çünkü alınan karne çocuğun değil, bilakis velinin karnesidir unutmayalım.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık