);*} MUALLİM OLMAK
  • 05 Aralık 2018, Çarşamba 8:30
YUSUFERDOĞAN

YUSUF ERDOĞAN

MUALLİM OLMAK

Köyde görev yaparken Kürt çocukları Adanalı arkadaşıma Hacı Maallim derlerdi. Biz Hacı Bey’le aynı evde kalır ve eski bir karakol binasından bozma okula büyük bir heyecan içerisinde şevkle gider gelirdik. Çocukların genelde aile büyüklerinden duydukları maallimin aslında muallim demek olduğunu orada öğrenmiştim. Kendi aralarında Kürtçe çocuklar maallim derken bize hitaplarında öğretmenim ya da hocam ifadesini kullanırlardı.

Muallim bugün kullandığımız öğretmen kelimesinden daha üstün bir anlam-mana ifade etmektedir. Dikkat ederseniz ilim, âlim, ulema ile yakın akraba ilişkileri olan gizemli bir kavram. Bence anatomisi tamamen dolgun ve öğretmen ifadesinden daha yakışıklı.

Nasıl ki günümüzde Moğolca Ulus kelimesi günümüzde Millet yerine kullanılmaya çalışılsa da tam karşılığı gelmediğinden çiy süt gibi dokunmaktadır insan vücuduna. Alınan bir gıda olarak düşünürsek direk vücut kimyasına olumsuz bir sinyal bırakmaktadır.

Bugün sorsak yeni mezun olmuş göreve başlamış bir öğretmen adayına muallim kelimesinin anlamı üzerinde pek dikkatini celbetmez. Çünkü okuduğumuz yâ da referans aldığımız kaynaklarda hala bir muhalif rüzgârın Osmanlıca kavramlara karşı hasetliği olduğunu fark edersiniz. Oysa yukarıda değindiğimiz küçük dokunuşta âlim, ulema, ilim ile alakalı olduğunu ve geniş kapsamlı deruni bir mana ifade ettiğini söylemiştik.

Rahmetli Mahalli ozan halk adamı gönüllerde yaşayan efsane Neşet Ertaş bir deyişinde saza atıfta bulunarak “herkes merak eder ama çalamaz” Demişti. Herkes bakanlık tarafından öğretmen olarak mekteplerde(okul) görevlendiriliyor ama içlerinde “muallim”olan pek az gerçekten.

Muallimin hayata bakış açısı ve ilke ve prensipleri vardır. Muallim sadece okula gelir dersimi verir,   dersi anlayan anlar, anlamayan kendi bilir gibi ucuza kaçan cümlelere sığınmaz. Muallim kendisine teslim edilen çocuğun emanet olduğunu, kendi evladı gibi ihtimam göstermesi gerektiğini, onu ruhen ve içten tanıması bilmesi gerektiğini ailesini ve diğer bilmesi gerekenleri, geleceğini, kaygılarını bakış açısını bilmeyi ve ona rehberlik etmeyi bir borç bilir. Çocukların geleceğimiz olduğunu, onların vatan millet din diyanet emanet namus bekçi koruma kollama ve yaşatma gibi erdemlerle donanması gerektiğini ve ilmin beşikten mezara kadar olduğunu ilmin maldan kıymetli olduğunu, ilim öğrenmenin müminin yitik malı olduğunu ve Çin Ülkesinde bile olsa gidip alması gerektiğini bilendir.

Muallim olmanın aşkını ifade eden Nurettin Topçu bir sözünde kırk yıl mekteplerde görev yaptığını ve abdestsiz derse girmediğini beyan eder. İşte muallim olmanın aşkı budur. Kutluyorum. Peki neyi? Muallim olmanın yüklediği sorumluğu bu meyanda gece gündüz bile demeden özverili bir şekilde, böyle ulvi bir amaca hizmet eden öğretmen camiasının yerli düşünce sevdalılarının yüksek karakter ve vicdanlarını, öğrencilerine gerçekten muallim olmayı yüksek haslet sayan ve geleceğin mimarı olma yolundaki gayretlerini ve öğrencilerine olan düşkünlüklerini ve bir baba ve anne şefkatiyle onlara yaklaşan/yetiştirme gayret içerisinde olan bütün öğretmenlerimizin, azim çalışma ve emeklerini tüm samimiyetimle kutlarım.

Lakin bütün bu güzel temennilerde bulunurken işi sadece öğretmen/muallim camiasına yüklemek elbette bize tek çiçekle bahar gelmez sözünü özenle hatırlatır. Bir defa öğretmen yetiştirme sistemi mevcut şartlara uygun mudur? Hani mevcut şartlat derken kastettiğim mana ile ilgili olan mefkûre dediğimiz vicdani hasletlere atıfta bulunmayı söylemek istiyorum. Benim vicdani kanaatim Türkiye’de mevcut maarif dediğimiz sistemin Türkiye’nin devir aldığı misyonu kaldıracak bir mefkûreden oldukça uzak kaldığı yönündedir. Maarif yürekli dava adamları yetiştirme yönünde değil de tamamen resmi ideolojiye yönelik hazırlanmış bir düşünce bakışıyla biz öğretmen/muallimlerden fikri hür irfanı hür vicdanı hür nesiller yetiştirmeyi bekler. Şimdi siz insana sadece tek yönlü bir yönde olmayı salık verirken ve onu pekiştirmesi zorunludur şeklinde beyanda bulunurken ve öyle donanımlı olması hedeflenirken, nasıl olurda bunlar fikren vicdanen ve irfan en olabilmeyi öne çıkarırsınız? Bi defa belli bir muhteva ile kendinizi yüklerken nasıl ve ne şekilde birde hür nesil yetiştirmeyi amaçla dersin? Hür nesil olmak demek, her fikre ve düşünceye açık saygı duymayı bilen ve kendisinin fikir ve düşüncelerine saygı gösterilmesini de beklemek demek değil mi? Daha düne kadar üniversite kapılarında başörtüsü zulmüne takılarak ikna odalarında zorlanarak okuma hakkı elinden alınmak istenen kız çocukları nasıl bir “hür vicdanla” karşılaşıyorlardı?

Eğer vicdanlar hür ve rahat olacaksa insana sunulan bakış açısında insan merkeze alınmalı ve kişilik vs hakları korunmalıdır. Mademki muallim/öğretmen insan yetiştiren kimsedir, önce onların fikren vicdanen ruhen amelen fiilen iyi yetiştirilmesi gerekmez mi? Sanki bu ülkede yaşanmadı mı hiç milli değerleri savunan insanlar suçlanmadı mı bir zamanlar? İktidar olma şansını yakalayarak sırf kılık kıyafetinden dolayı kadın erkek öğretmen ve diğer görevlilere muhalif olunulmadımı? Kızlar atılma dımı üniversitelerden.?

Bizim esas çözmemiz gereken sorun budur. İnsan haysiyetine saygı ve gönüllere sunulan sevgi çiçeğinin yürek dağarcığımızda büyütülmesi. Bir öğretmen sevdalısının iyi öğrenci yetiştirebilmesi için evvela öğretmenin iyi eğitilip yetiştirilmesi bununda bizim milli manevi değerlerle donatılmamız şeklinde olmalı ikincisi aile eğitimi ve önemine dikkat edilmesi üçüncüsü ise bölgesel ve çevresel etkili faktörlerin eğitime yönelik dokunuşlarının göz ardı edilmemesi gerekir.

İnsan yetiştirme sanatı olan ulvi meslek öğretmen/muallimliğin yüksek şeref payesiyle ufkun ötesine taşınması mefkûresine hizmet etmek isteyenler evvela kendi gönünde açan bir çiçek olmalıdır. Her zorluğa ve güçlüğe göğüs gerecek inançlı ve sabırlı olabilecek karakter şahsiyet dairesinde olmalıdır.

Bir defa devlet insan yetiştirme sanatı olan Milli Eğitim müfredatını gönüllere hitap edecek şekilde dizayn etmelidir. Din ve dünya ortak bir kaygı şeklinde yüklenmeden vicdanların hükmü geçersiz ve çaresizdir. Yani müfredat hakikate kapı aralayan bir insan yetiştirme sanatını ilk/ön/birinci plana almalıdır.

Günümüzde para kazanma kitlesi olarak görülen öğrencilerin varlığı kalabalıktan öteye bir kimlik taşımaz. Eğer gerçekten müfredat insan yetiştirmeye müsait ve öğretmenler insan sanatının müptelaları olsaydı, bugün sokaklar tam manasıyla toplumun aynası olurdu. Hem de iç açıcı ve içeriyi yüzüne yansıtan gönül aynası. Peki öylemi? Hayır değil. Ne manevi eğitim heves ve içtenliği, ne maddi destekleme ve rahatlama telaşını yüklenen bir devlet mantığı, nede öğretmenin ar-ge’ye yönelik geleceğin mimarlarını hazırlayacak vicdan- gelecek endişesi taşıma ve bir misyonun sorumluluğu maalesef hiç biri “ bir öğretmenin muradı olarak bulunmamaktadır. Bulunmayanlar hanesine ister istemez siyasi beklentilerde girince her gelen yönetim milli eğitimi kendince kullandı ama “ülkümüzün ve devlet felsefemizin” mimarları hep geri planda iş yapamaz bal yapmayan arı hükmünde kaldı.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık