• 12 Mayıs 2018, Cumartesi 8:59
YUSUFERDOĞAN

YUSUF ERDOĞAN

KÜRESEL FAŞİST KOALİSYON

Jeopolitik etkenler devletlerin bulunduğu coğrafya üzerindeki seyir ve hareket alanını belirler. Bir ülkenin iç dinamizmi birlik ve beraberlik havası yansıtılarak büyük bir sinerjiye dönüştürüldüğünde inanç, iman, amel, idealize olma ve yol haritası muamma olmaktan çıkar. Güç birliği zoru bozacağı gibi aynı zamanda bir dayanışmanın esaslı bir çerçevesini oluşturur. Ülkemizin jeopolitik konumuyla ilgili bilgileri Lise dönemimde Milli Güvenlik Bilgisi derslerinde veya İnkılâp Tarihi ve Atatürkçülük derslerimizde görmüştük. İster bir haritanın başında ya da bir Yerküre üzerinde bulunduğu enlem boylam konumları ile özel konumundan kaynaklanan sinerjik özellikleri vurgulanırken bundan büyük keyif alır ve niçin biz Ortadoğu coğrafyasından petrol bölgelerine komşu olmamıza rağmen bizde niçin onlarınki kadar petrol gelirimiz yoktur diye hayıflanır, en büyük gücümüzün nüfus potansiyelimiz ile birlik ve beraberliğimizden kaynaklanan yekvücut olmuşluğumuz, iman ve inanç birliğimiz olduğunu övünerek söylerdik.

Aynı duyguları şimdi de taşıyoruz. Ama o günkü yıllardan geldiğimiz noktaya baktığımızda epey bir mesafe almışlığımız vardır. Türkiye özellikle son on altı yıldır hamle üstüne hamle yaparak kendini aşmaya kabuğunu yırtmaya ve bulunduğu coğrafya dışına taşarak bu yarışta bende varım konumuna gelmiştir. Lakin ne iç düşmanlar rahat durmuşlar ne de dış güçler üzerimizdeki emellerinden vazgeçmişler. Üstelik içimizde hala İrlandalıların olduğu ve başka ülkelerin sözcülüğüne soyundukları ve düşmanlık kokan bir dil kullandıkları göz önüne alındığında işimizin bir hayli zor ama artık milletimizin bilinçlenerek belli bir noktaya geldiğini de hesaba katıp geleceğe güvenle bakma konusunda işimizi gevşetmeden sıkı bir şekilde ufka bakmak zorunda olduğumuzu unutmamalıyız.

Az evvel dedik ki; Türkiye’de artık muhalefet kendi köklerinden ve değerlerinden tamamen uzaklaşmış ve adeta topluma düşman hale gelmiştir. Bunun altında iktidara gelemediklerimi yatar yıllardır sürekli muhalefette durmaları gibi, yoksa kendilerini iktidara getirecek akılcı bir plan/ programdan yoksun kalıp bunu yapamadıkları içindir mi ki; bu agresifleşmeleri ve bugüne kadar görülmemiş bir şekilde açıkça halka savaş ilan etmeleri vs. muhalefet bugün tam bir batılı ağızla ortalıkta gezip tozmakta, kışkırtıcılık yapmakta, kimseyi ve yapılanları beğenmemekte lakin kendileri de akılcı bir politika üretememekteler. Böyle bir kısır döngü içerisinde günü birlik dünyada ki ve ülkemizdeki gelişmeler karşısında ucuz politikalara sarılan muhalefet, çarşı pazar kendisini plansız programsız hatta ruhu acı hissetmez şeklinde bir anlayışa teslim etmiştir. Halktan uzak kalan muhalefet demiştikte hemen aklıma geldi unutmadan söylemek istiyorum. Daha kendi partisine genel başkan olamayan bir adam bugün Cumhurun başı olacağım diye aday olmaya itilmiş. Yahut olaylar belli bir plan içinde uzaklaştırma-kurtulma şeklinde plana dönüştürülmüş. Birileri bu işin içinde satranç oynarken balıklama dalan aday zat yıllardır bu halka tepeden bakarken dini ile inancı ile alenen alay ederken hatta ramazanda birasını yudum ayçiçeği yağı gibi götürürken,inancına düşman olduğu halkın arasına katılarak bir Cuma vakti camide yerini almıştır.Kimsenin inancına karışacak haddimiz ve yetkimiz yok onu biliyoruz bilmesine de bugüne kadar yaptıkları icraatları bakıldığında  dine tavır alan lakayt kalan hatta din dışılığı teşvik ve dinle alay eden bir gelenekçi zihniyetin mensupları bugün nasıl oluyor da birden değişip bir şeyler yapma isteği ile halkın arasında hem de bir zamanlar ahır haline getirdikleri sattıkları camilerde saf tuttular.Keşke samimiyetle devam etseler de  bizde bulunmasak bu gayri zanlardan diyeceğim ama katranı kaynatsan olmaz ki şeker ,hepsi sanki aynı boy cinsine çeker sözü aklıma geliyor umarım ben yanılırım diyorum.

Şimdi buraya kadar toparlayacak olursak şunu kayda değer alabiliriz. Dış güçlere şerbetlik yapan bir iç muhalefet anlayışı var ve iktidar olmak için gerekirse onlarla ülkeyi kaosa sürüklemek adına iş birliği bile yapmaktan çekinmeyecek kadar gözü karalar diyorum.

Küresel faşizm tarihin her devrinde çeşitli şekillerde ortaya çıkmıştır. Eski çağlara baktığımızda Ordular aylarca bir kenti kuşatma ile ve psikolojik harp taktiği kullanarak ulaşım gıda ve her türlü lojistik destek ihtiyaçlarını engelleyerek onları teslim olmaya mahkûm eder ya da kısa çarpışmalarla dirençsiz kalan halkı kalesinde düşürürlerdi.

16.yy da İspanyol komutanı Cortes Meksika’yı işgal edip Aztekleri yıkmıştı. Bunu başarmasının taktiği ise, iktidarda ki kabileye rakip olan düşmanlık besleyen diğer kabilelere destek sağlaması ve yanına almayı başarmasıydı. İstihbarat ve moral gücü ile ancak ayakta kalabilecek az miktardaki bir güce yerlilerden on bin civarında taze kan bir destek sağlaması Meksika’nın istila edilmesini ve üstün bir uygarlık olan Azteklerin yıkılmasını sağlamıştı. Bu bir savaş taktiği idi ve halen geçerlidir günümüzde.     Keza TRT 1 Kanalı Devlet TV’de gösterilen Diriliş Ertuğrul dizisi yayınlandığı tarihten beri evlerimizde misafir olurken tarihimize yönelik ilgi duymamızın ve düşünmemizin de bir nevi sigortası olmuştur. Moğollar Anadolu’yu istilaya kalkıştıklarında iş birliği yaptıkları ve Osmanlılarla anlaşamayan diğer Anadolu Beylikleri vardı. Moğollar işte bu Türk Beylikleri ile Timur ordusu gelip Yıldırım Bayezidi Ankara savaşında mağlup etmiştir.

İşte konumuzun ana teması olan Küresel Faşizm Koalisyonu, günümüzde soğuk savaştan sonra tüm dünyaya yayılma stratejisi olarak bu tür eski savaş hileleri ile uygulamaya devam etmekte, sahip olduğu finans gücü, iletişim ve eğlence sektörünü devreye sokarak bir tür psikolojik baskı altına aldığı dünyayı kendince kuşatıp parsellemek istemekte adeta tüm rakipleri hem böyle ekarte etmekte hem de küresel güç ağını geniş coğrafyalara yaymaktadır. Taktik ise çok basit düşmanımın düşmanı dostumdur. Karaman oğulları Osmanlılara karşı sürekli gerek Bizans, gerekse diğer Türk Devletleri ile işbirliği yapmışlar. Hatta Papa ile işbirliği yaptıkları Venediklilerle anlaşma imzalayıp silah satın aldıkları olmuştur. İşte Küresel güç yerli işbirlikçilerin sayesinde erk olabilmiş ve içerde kendi gücünü tutmaya çalışmıştır. Bugün bizimle gerek dışarıda gerekse değişik isimler altında içeride savaşan terör örgütlerine baktığımızda hepsinin de bir değil birden fazla devletin batılı devletlerin bilhassa desteğini buldukları su götürmez gerçektir. PYD’ye beş bin TIR dolusu silahı gönderen ABD’nin derdi neydi bize karşı? Türkiye’yi Ortadoğu coğrafyasından tecrit edip kendi politikalarına mecbur bırakıp sulandırılmış bir dinin mensupları haline getirmek değil midir?

Irak ve Afganistan işgallerinde başarılı olan bu taktik ve trajik gerçek aynı şartların oluşturulması istenen Türkiye’miz içinde geçerlidir. Statüko kendi iktidarı adına dış dinamiğin kuşatmasını bahane ederek meşruiyet zemini oluşturur. Muhalefet ise, dış dinamiğin desteğini bahane edip değişime ulaşılabileceğini kurgulayarak, savunucularına bu diyalektiği empoze eder ve meşruiyet zeminini terk eder. Velhasıl çatışma kaçınılmazdır. Kim kazançlı bu durumdan Küresel sermaye endeksli faşizan koalisyon ortakları. Uyanık olmak zorundayız.24 Haziran bizim için milattır. Allah hakkımızda hayırlısını versin. Toplumsal bilinç ancak bu berbat anlayışı durdurur ve bizim birliğe çok ihtiyacımız var.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık