);*} ÇANAKKALE RUHUMUZ (2)
  • 06 Nisan 2016, Çarşamba 8:46
YUSUFERDOĞAN

YUSUF ERDOĞAN

ÇANAKKALE RUHUMUZ (2)

Görülmemiş derecede yaşanılan müptezellik orada bulunanların yanlarında, sarhoş kafayla sızdıkları her yerde cereyan etmiş, gemi kaptanı bile bu olaylar karşısında sarhoş ve şuursuzlara söz dinletememiş, kamaraların kapılarında paçavralar utanmadan sergilenerek, hicap duygusu yok sayılarak vakarlı yolculara bile saldırılıp üstlerindeki elbiseleri çekip çıkarılmaya başlanmış ve aralarında benim hayatım mahvoldu diye ağlayan kızların yanında bizi hadi evlendir diyen sarhoş çiftlerde bu rezaletlere eğlence gözüyle bakmışlardır.  Tüm masaların altları üstleri, kamaralar 25 dakika içinde içki şişeleriyle dolmuş, bir kısmı da poker dünyasında olan bitenleri ilgisiz gözlerle seyrederek, umursuzca oyun oynamaya devam etmişlerdir”…   

EVET, ÇANAKKALE’ de sadece İstanbullu değil,  Devlet’i Ali’yenin her köşesinde yaşayanlar bu hesaplaşma savaşına katılmışlardı. Bir cephe savaşından ziyade var oluş yok oluş mücadelesi. Van, Erzurum, Diyarbakır, Şam. Halep, Musul, Kerkük, Hama, Humus, Süleymaniye, Konya, Trabzon, Batum, Kırcaali, Makedonya ve Bosna’dan binlerce genç, binlerce vatan evladı. Çanakkale’deydi. Peki ya düşman ne yapmıştı. Aralarında Müslüman olan askerler dahil, bir çok Uzakdoğu kökenli Anzak denilen sömürge askerleri getirerek onları bu topraklarda neye ve kime karşı olduğunu bilmeden savaştırmıştı.

BİZLER: ÇANAKKALEDE görülmemiş derecede bir kahramanlık ve şecaat örneğiyle kalbimizin merkezi olan İstanbul’dan geçit vermedik. Bu Çarlık Rusya’sının çöküşünü hızlandırdı. Fakat burada konuyu uzatmadan bir soru ile cevaplamak gerekirse ve o soru ise”Peki Çanakkale’yi geçemeyen gâvurlar, istediklerini bizden aldılar mı, almadılar mı? Dersek bu sorunun cevabı koskoca bir EVET olur değil mi? Onlar bizden istediklerini istedikleri şekliyle aldılar. Ve kültür emperyalizmi ile içimize öyle bir girdiler ki, bugün, bunun mutluluğunu doyasıya yaşamaktadırlar. Peki, ne yaptı bu İngiliz-Fransız ikilisi. Bizim devleti tasfiye ettiler. Topraklarımız 4 milyondan 800 bine indi. 13 Milyon insan kaldı ki bunların çoğu çocuk ve yaşlı idi. Ama biz bunları görmezden gelerek, hatta aklımıza bile getirmemeye çalışarak sadece belli noktalara odaklanıp, oradan bakış açımızı oluşturup, durumu böyle kurtarmaya çalıştık. Çünkü biz de tabir caizse tıpkı ecnebiler gibi, kendi devletimiz olan Osmanlı’nın varlığından bizardık!!!!

BUGÜN NE YAZIK Kİ Çanakkale geçilmiştir. Yukarıda (3) nolu bölümde anlatılan ve dahi yaşanılan rezalet sadece 1962 ile sınırlı kalmamış 1969–1971 yıllarında özellikle özgür Üniversite öğrencileri nezdinde bütün fakülte ve Ülke geneline yayılmıştır. Evet, O’dayanma ruhunu bizler gençlerimizin kalbinden ve beyninden kendi ellerimizle söküp aldık. Onları benliklerinden kendi ellerimizle kopardık. Ecnebi İngiliz ve Fransız, silah gücüyle yapamadığını bizlere, kendi ellerimizle yaptırdı ve başardı. Bunu kim inkâr edebilir.

İNGİLİZ GENERALİ HAMİLTON DİYORKİ: “Türk Milletinin aydınlarını ve okumuş kesimlerini yok ettik. Gençliğini ve geleceklerini ellerinden aldık” İşte Çanakkale’nin gerçek özeti bu bence… Aydınlar ve Gençlik, bir Ülkenin sigortası… Ülkeyi şekillendirecek en önemli güç kaynağı bunlar, âmâ yanlış bir uygulama, yanlış bir eğitim anlayışı ile maalesef bunlar, kendi toplumuna yabancıdır günümüzde… Kendimiz yaptık bunları. Avrupalınında zaten istediği buydu bizden. Öyleyse Çanakkale yerine bugün çanak antenden sınırlarımızı aşan ve tamamen işgal altında bulunduğumuz evlerimizde, nasıl bir ruh serencamı olmalı ki yeni bir destanıda evlerimizde yazalım. Aile hayatımıza, İslam ahlak ve faziletini esas kılalım. Ha sahi devlet ve millet olarak halk olarak bizlerin yapabileceği bir şeyler yok mu? Sahip çıkılmayan evlatlar patlamaya hazır hale getirilen pimi çekilmemiş bir bomba olarak karşımızda duruyorsalar ve bizlerin evlatlarımıza sözümüz geçmiyorsa nerden başlamalıyız ki, serencamımız hayr ola. Topyekûn düşünmek ve kafa yormak zorundayız. Din olmayan yerde ahlak, ahlak olmayan yerdede hayat olmaz. Hepimizin yapabileceği ve alabileceği tedbirler vardır. Bunu önce kendimize sonra yetiştirmeye çalıştığımız evladımıza benimsetmeliyiz. Eğer ailede sıkıntılar var ve aşılamıyorsa, bunun sebebini anne ve baba kendinde aramalı. Evladına ne verdinde karşılığını göremiyorsun? Ruhen bir kalıba giremeyen beden, davranış olarak normal olan sağlıklı yolları değil, sapmaları tercih edeceğinden zikzaklar dolambaçlı haller girift ilişkiler yumağı ayak bağı olmaya başlar ve artık kendin gibi değil, nefsin gibi isteği doğrultusunda gidersin. Ve kendine hayatı zindan edersin.

HÂLBUKİ HER MİLLET: Kendi İdare şeklinin esaslarını ruhi yapısını milli ve manevi değerlerinde aramalıydı. Ruh ve maya bizim kendi içimizde iken, düşmanın bize silah zoruyla kabul ettiremediğini, bizler kendi elimizle kendi içimizde kabullenerek onlar gibi olmayı Batılılaşma zannettik. Dışarıdan ithal hiçbir ruh ve zihniyet onlara uyuyor diye bize de uyacak değildir, âmâ biz vücudumuzun yıpranmasına ve bizi buhranlara sürüklemesine bile aldırış etmeden hatta hiç düşünmeden her şeyi vicdan süzgecinden geçirmeden, kendimize ait bir milli idare modeli olur mu/olmazmı diye düşünmeden, hukuk ve ahlaki yönlerini tahlil etmeden, tenkit ve münakaşası ilmi temellere dayandırılmadan alınarak, bizlere her şey “budur” denildi ve bunlar da bir “amentü”gibi bizlere ders kitaplarında ezberletilmeye çalışıldı. Roma Hukuku, Atina demokrasisi, Hristiyanlık Kültürüne özgü değer yargıları bizim toplumumuzun bugün her safhasında boy göstermektedir.1930’lu yıllarda yazılmış bulunan ders kitaplarındaki yazılanlar insanı hayrete düşürmekte ve insanın düşüncelerini hoplatmaktadır. Öyleyse Anma olarak: içinde yaşadığımız Çanakkale’nin bilmem kaçıncı yıldönümünde veya/bundan sonraki dönümlerinde özellikle gençliği yetiştirme ve aydın insan tipi olarak ortaya çıkacak, Türk Milletine yol gösterecek, devletine ve milletine yabancı olmayan, milletinin değer yargılarına bilen ve onları horlamayan, onu yaşamaya ve yaşatmaya çalışan gerçek münevverlerin yetişmesine altyapı hazırlayacak bir eğitim politikasının hayata geçişinin sağlanması lazımdır… Bugün yaşadığımız manevi ve maddi sıkıntıların temelinde yatan temel neden bilinmeden( aslında çok iyi biliniyor amma, işte, sadece evham ve korku peşimizi bırakmıyor.  Y.E.) bizim kalkınmamız ve iç barışı sağlamamız mümkün gibi görülmese de, bu millet boş bir millet değildir. Evet boş değildir..yeter ki iyi kanalize edilsin. İyi yönlendirilsin… Bizim sadece buna ihtiyacımız var... Bu millet kendisine inananları bulduğu anda peşini bırakmaz, sonuna kadar yanındadır…   Çünkü Şairin dediği gibi:

ECDADIMIZIN HEYBETİ MA’RUFU CİHANDIR.

FITRAT DEĞİŞİR SANMA BU KAN YİNE O KANDIR…

İşte Çanakkale ruhunu yaşatmaya çalışan ve yaşayan Değerli Gönül adamı Ozan Arif Ağabeyin geçen ki yazımda söylediğim fakat çıkmayan dörtlüğünü tekrar alıyorum. Çünkü o ifadeler bana göre düşmana karşı koyan Mehmetçiğin özüdür. Çanakkale’de herkes varlığını canını bu nedenle ortaya koymuştur. Ruhları şad olsun. Aziz Milletin Evlatları. Allah sizlerden razı olsun.

Ülkü için Şehit için Kin İçin

Hazneye mermiyi sürenlerdeniz.

Vatan İçin Millet İçin DİN için

Başını severek verenlerdeniz.     


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık