• 08 Kasım 2017, Çarşamba 6:41
YUSUFERDOĞAN

YUSUF ERDOĞAN

BOZULAN AİLE YAPIMIZ

“İnsanın hayat damarlarından bir kopmuş demektir” sözüyle kastedilen eğer sanatla ilgili kaygılar ise toplumun geleceğini tamamen dumura uğratacak hareketlerin yaygın bir yaşam tarzı ve hatta kanaat haline gelmesi de bedenin ve ruhun ölmesi demektir.

İşte bugün SOS veren bir yapı olan aile bağlarının önemsenmediği ve modernizmin kurbanı olduğu sağlam olan seciye ve karakterin sıra dışı edildiği kaos sayılabilecek bir kangrenin, boyumuzu aşmaya çalışan güçlü bir problemin, eğer çözüme yani sevgiye kavuşturulmazsa temelinin çürüye çürüye sonunda çökeceği bir noktaya doğru geleceğiz demektir, hatta gidiyoruz bile.

Bizi ayakta tutan temel değerlere sahip olmak varken batılı kavramların kavram kargaşasında ümüğümüze kadar boğulmak tehlikesi ile karşı karşıya bırakıldık. Adına bulunan ve nefsanî çekiciliği olan bin bir türlü kılıfla özgürlük, bireyselleşme ve ahlaki keyfiyetlerin zayıf bırakılması kendimizi kendimizden uzaklaştırmanın düşündürücü versiyonu olarak karşımızdaki can yakıcı duran bir tablodur.

Herkes kendince eleştiri noktalarında atışlar yapıyor beğenmediği halleri sıralamaya çalışıyor ama iş probleme parmak basma ve kesin teşhis koyma konusunda olunca “efendim zamane işte ne edersin “ geçiştirmeleri ile; belki de incinen ruhunun derinliklerine doğru, geçmişe uzanan avuntularıyla kendini bu duruma alıştırmaya veya zamana bırakmaya ne biliyim şartlara teslim olmaya gönüllü hale geldi, peki kim? Bu problemden şikayetçi olan insanın bizzat kendisi…

Nerden nereye geldik deriz bazı zaman konuşma aralarında. Şimdi de satır aralarında bunlardan bazılarına seslenelim bakalım karşımıza neler çıkacak görelim hep beraber.

Doğduğu zaman sevindiğimiz yavrularımız var ya işte imdi onlar artık bizden git gide uzaklaşıyor. Kendilerinden de uzaklaşıyor git gide bu yavrularımız. Eskiden aynı çevrede yaşayanlar bir birlerinin çocuklarını, isimlerini yaşlarını bilirlerken sevinç ve gözyaşlarına ortak oluyorken şimdilerde aynı apartmanın aynı birbirine bakan kapı komşusu olarak kimseyi tanımıyoruz bırakın hele bunları artık aynı evin içinde mübalağa etmiyorum birbirimiz tanımıyoruz.

Özgürlük bireysellik ve toplumsallaşma da daha doğrusu batılı toplumlarda, sanayileşme süreci ile birlikte gelişen hayat standartları; kendi dünyevi hayat şartlarına ve ahlaki hayata bakış açılarına uygun doğrultuda seyrederken aynı gelişmeleri, İslami hayat standartlarının tanzimi ile hayatını düzene koymuş toplumların da kendilerine sunulan bu kültürel değerleri alması ile başlayan kıvılcım sonunda aile ocağına ateş düşmesine kadar dönüştü diyebiliriz.

Sağlam bir geleneksel yapısı ve hayata bağlayan güçlü bir sağlam bakış açısı ile yoğrulmuş olan ruhumuz, bize dayatılan ve övülen hatta zorlanan şartlarla dikte ettirilen düzenlemelerle kendinden olmayan malzemeleri ruhunda özümsemeye ve sindirmeye amil hale getirilince(gelince) o zaman midemiz bulanmaya başladı ama biz bunları ya görmezden geldik ya da ekşiye ekşiye çektiğimiz sancılara razı edildik. Ama iler artık yolunda gitmemeye başlamıştı. Benim ilkokul yıllarımda batılı özentilerle yoğrulmuş olan küçük dünyamızda Yeşilçam filmlerinin ve moda adı altında sürüklenen İspanyol paça pantolonların ve küçük ergenlik eğilimlerinin özentili halleri bize hayat budur demeye getiriyor ve para artık Lidyalılardan daha fazla bizim cebimize hükmediyordu.

Anne baba sevgisinin zayıfladığı kardeşlerin bir birine olan bağlılık ve aidiyetlerinin sadece biyolojik bir kimlikten ibaret olduğu ve sevginin öldürüldüğü bir ortam var karşımızda. Hayatımıza modernizm denilen illet gireli bize bir haller oldu. Kendimizi bu yaldızlı hayata kaptırmanın ruhumuzu daraltmanın ve bencileyinci rollerin efkârında kendimizi git gide dağıtmakla kalmayıp edep haysiyet aidiyet hassasiyet ve sorumluğumuzu da kendimizde bulamaz olduk.

Tutturduk bir öz güven salatası unuttuk sorumluluk aşkımızı. Öz güven; bilgi ve hayırlı amel olmazsa neye yarar? Çal çene bir kimliği ve bakışını öz güven zannedip edep ve ahlaki prensiplere uymayan hallerimizi normal karşılayarak, ağzında sakızla büyüğünden önce sandalyeye oturan, saygısını rüzgâra kaptıran kır çiçekleri gibi rengi var ama kokmayan, ana ilkelerden habersiz büyüyen kendisi geleneksel bir yapı ile belki utanma duygusu ile örtünen, ama oğlu ile kızı tamamen yeni nesil genç kuşak renklerine teslim edilen bir anlayışa hepimiz teslim olduk, dahası kurban olduk kendiliğinden.

Neydi derdimiz bizim? Yozlaşan bir kültürün parçalarını taşıyan ruhumuz sanki tunca suları gibi yanmıştı. İçimizde kaynayan maddeler katranlaşmanın ve her yere bulaştırılmanın her yerde karşımıza çıkmanın ve natürelliğin kaybolan rüyasını belki son kez görmenin fehminde idiler. Ama ellerinden gelen, sözlerini dillerinden yansıtabilecek olan yürek pınarları artık saf değildi. Safiyetini kaybeden hayatini de kaybedermiş. İşte bizim derdimiz buydu. Biz bize geçmişimizden ikram ve bahş edilen hayat pınarlarımıza sahip çıkamamanın ezikliği içerisinde koruyamadığımız kimlik bunalımının kültürel yozlaşmanın dibe vuran çöküntülerini temizleyemediğimiz için sürekli çamur akmaktayız ve bulanıklığımız beynimizde, midemizde ruhumuzda halen safileşmedi.

İçimizde ne yangınlar ama biz hala işi maddiyatla çözüme kavuşturabileceğimize odaklanmışız. Ruhumuzun merdivenleri dar artık biz inemiyoruz istediğimiz her yere rahatlıkla gidemiyoruz. Tıkanıklık var ana arterlerde. Aynı evde aynı odada yalnızlara mahkûmuz. Kendimizle baş başa kendimizle özlem yaşıyoruz. İçimizi derin ohlarla ahlarla inletiyoruz. Oğlumuz kızımız bizden kopuk bizden ırak bizden bıkmışlar ve istemezüklerle bizi değil görmek tahammül bile edemiyorlar.    Peki, ne olacak şimdi?

Globalleşen ve yozlaşan dünyamızda kültürel dinamiklerin kilitlendiği teknolojinin esir aldığı hayatımızı tanzimde; bir zamanlar kendimize özgü ve özgün olan hayat standartlarımızı bizden övgü ile bahsedenlerin kıskanma krizlerine vesile olan yaşama sebebiyetlerimizi niye kaybettik? Bir ferdin aile yapısını ayakta tutan temel faktörler, olmazsa olmaz olan temel değerler, eğer önemsenmezse başımıza gelen bunca toplumsal bozulmalar alınamayan veya ihmal edilen tedbirler zamanla kangrene dönüşen temel meseleler nasıl ve ne şekilde düzeltileceği konusunda kafa yorulmayan bu meseleler çözüm noktasından çıkarsa ne olacak halimiz bizim?

Hangi iktidar veya muhalefet, güç olursa olsun “Türk toplum yapısının temel dinamiklerini” “hayata temel değerler ekseninden oturtmazsa,” bozulmalar ve kendinden kaçışlar, tüm kayda değer yitirmeler, hep modernizm efsanesi ve moda akımı adı altında bizi yutmaya ve bizi bizden koparmaya, varlığımızı, istikbalimizi, istiklalimizi tehdit etmeye devam edecektir.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık