• 28 Mart 2019, Perşembe 8:13
ŞükrüÖzbuğday

Şükrü Özbuğday

Depremden Çıkarılması Gereken Sonuçlar (3)

Müslümanlar, sabır ve metanetleri, Allah’a olan güvenleri ile bu ağır sınavı kazanmak durumundadırlar. Bu hususta Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“ Mallarınız ve canlarınız hakkında imtihan olacaksınız. Sizden evvel kendilerine kitap verilenlerden ve Allah’a ortak koşanlardan da çok incitici sözler duyacaksınız. Eğer sabreder sakınırsanız, işte bunlar yapmağa değer işlerdir.”(1) Musibetlere sabır oldukça zordur. Bu sebeple sevabı da çoktur. Allah sabredenlerin müjdelenmesini Hz. Peygamber’den istemektedir Şu âyet felâketler karşısında Müslüman'ın nasıl davranması gerektiğine işâret etmektedir. “...( Ey Muhammed!) Sabredenleri müjdele. Onlara bir musibet isâbet ettiği zaman, “ biz Allah içiniz ve biz O’na döneceğiz”(2) derler. Müslüman bu gerçeği daima akılda bulundurmalıdır.

Musibetlere sabır, müminlerin Allah katında derecelerinin yükselmesine vesile olur. Hz. Âişe’nin naklettiği bir hadiste Peygamberimiz şöyle buyurmuştur. “ Müminlere bir diken ve ondan daha küçük bir şey isâbet etmez ki, bu yüzden Allah onların mertebesini bir derece yükseltmiş ve bir günahını silmemiş olsun.”(3)

Yine müslümanların başına gelen her türlü sıkıntı ve musibetlerin, hatalarının keffareti olacağı şu hadisle ifâde edilmektedir: “Mümine isâbet eden her hastalık, yorgunluk, üzüntü ve keder mutlaka günahlarına kefaret olur.”(4)

Dua:

Deprem gibi felâket anlarında yapılması gereken en önemli işlerden birisi de Cenâbı Hakk’a duâ etmektir. Duâ, Hz. Peygamberin ifadesiyle “ ibâdetlerin özü” dür. Dua, sınırlı varlık olan insanın mutlak güç sahibi Allah’tan yardım istemesidir. Duâ, kulluk esprisi içinde, Allah’ın Râblik ve İlâhlık hakikatine en köklü bir sığınma hâdisesidir. Şu âyet de buna işâret etmektedir. “ Duanız olmasa, Rabbim size ne diye değer versin!”(5)

Bütün Müslümanlar, özellikle felakete maruz kalmış insanların, secde anında, Cuma vakitlerinde, gecenin ilerlemiş saatlerinde veya herhangi bir zaman diliminde samimî olarak Allah’a yönelmeli ve toprağa sükûnet vermesini O’ndan istemelidirler. İnanıyoruz ki, Hâkim-i Mutlak olan Rabbimiz, bu şekilde yapılacak dualara icabet edecektir. Burada şunu da belirtmeliyiz ki, dua insanı asla tedbirsizliğe sevk etmemelidir.

Tevbe ve İstiğfar:

Tevbe, ruhumuzu arındırmanın bir yoludur. Kur’an-ı Kerim istisnâsız hepimizi tevbeye dâvet etmektedir.(6) bu dâvet hiç günahı olmayanları da kapsamaktadır.

Hz. Peygamber deprem olduğu zaman sahabeleri tövbe ve istiğfara davet etmiştir. Rivâyet edildiğine göre, Rasûlüllah zamanında, Medine’de deprem meydana gelmiş, bunun üzerine O, şöyle buyurmuştur. “ Rabbiniz tövbe ve istiğfar istiyor. Siz de O’na duâ, tövbe ve istiğfarda bulununuz.”(7)

Şu halde bizlerin özellikle felâket anlarında tövbe ve istiğfar ile, Allah’a sığınmamız en doğru yol olacaktır. Yaşanan felâketle kusurlu olan insanlar da ancak tövbe yoluyla rahatlayabileceklerdir. Kur’an-ı Kerim de:

“…Allah hem tövbe edenleri sever, hem de çok temizlenenleri sever.”(8) buyrulmaktadır.

Dayanışma ve Yardımlaşma:                                                                                                     İnsan sevincini ve kederini paylaşmak ister. Paylaşılmayan sevinç ve mutlulukların insan için fazla anlamı yoktur. Şurası bir gerçektir ki, sevinçler ve mutluluklar paylaştıkça artar, keder ve üzüntü ise paylaştıkça azalır. Kur’an-ı Kerim’de sıkça kullanılan infak kelimesi, kişinin sahip olduğu mal ve imkânları paylaşması anlamına gelir. Bu itibarla, deprem felâketine maruz kalmış kardeşlerimize ilgi ve alâkamızı, maddi ve manevi yardımlarımızı, teveccüh ve tebessümlerimizi yansıtmak, dinî vecibelerimizden biri olarak görülmelidir.

Felâkete maruz kalan insanlar, bir tarafta yokluk içinde hayatlarını sürdürürken, bir kısım insanların zevk-ü safa sürmeleri, insanlıkla ve vicdani duygularla asla bağdaştırılamaz. Milletleri millet yapan fertlerinin tasada ve kıvançta birlik olabilme duygularıdır. Bu duygunun kaybolması, bir millet için gerçek felâketin ta kendisidir.

Müminlerin belirgin özelliklerinden ve İslâm ahlâkının temel kurallarından birisi de hayırda yarışmaktır. Yüce Allah:

“ Sevdiğiniz şeylerden infâk etmedikçe iyiye ulaşamazsınız. Her ne infâk ederseniz, Allah onu bilir.”(9) buyurmaktadır, Sevgili peygamberimiz de “ Kendiniz için istediğinizi, din kardeşiniz için istemedikçe, gerçek manada iman etmiş olamazsınız”(10) buyururlar.

Cenâb-ı Hak, ülkemizi ve milletimizi her türlü âfetten, kaza ve musibetten muhafaza buyursun.

Dipnotlar:

1-Âl-i İmrân,186.

2-Bakara, 156.

3-Buhârî, Merdâ,3; Müslim, Birr,46.

4-et-Terğib ve’t-Terhîb, C.VI, S: 393.

5-Furkân, 77.

6-Nûr,31.

7-bn Ebî Şeybe, Musannef,  C.II, S.472-473 .

8-Bakara,222 .

9-Âl-i İmrân, 92.

10-Buharı, İman, 7;Müslim, İman, 71.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık