);*} Şimdi de Çanlar Kitle İletişim Araçlarından Uzak Olanlar İçin Çalıyor
  • 06 Şubat 2016, Cumartesi 10:03
NecatiDEMİR

Necati DEMİR

Şimdi de Çanlar Kitle İletişim Araçlarından Uzak Olanlar İçin Çalıyor

Yazılı ve görsel medyanın denetim altına alınmadığı 80’li ve 90’lı yıllarda insanımızın cinsel ve ahlâki yozlaşmaya dikkat çekmek için “aman çocukları TV kanallarından uzak tutun uyarıları çokça yapılırdı. Bu olumsuz kanıyı sürdüren dindar ve mütedeyyin insanımız ne yazık ki günümüze bu uyarıya uymaları nedeniyle başka bir tehdidin ağına düşmektedirler.

 Kitle iletişim araçlarından –TV, gazete, dergi ve kitap, internet, face book ve youtube- uzak olanlar veya mesafeli davrananların, hatta zararlı oldukları önyargısıyla küçümseyip yakın olmadıkları, ilgilenmediklerini bir marifetmiş gibi anlatanların üzülerek belirtelim ki günümüzün önemli tehlikelerinden biri haline gelen zihinsel burkulmaya en fazla açık olan kişiler oldukları gözlemleniyor. Bunlar üç sınıfta değerlendirilebilir.

1.Akademisyenler: Benim de içinde olduğum bazı akademisyenler, kitle iletişim araçlarından uzak duruyoruz. Bizi meşgul eder de milletin, hatta insanlığın bir sorununu çözeceğine, hiç olmazsa onlara bir yol açacağına inandığımız derin düşüncelerimizden uzaklaşırız diye. Bunun sonucu olarak arkadaş grubu arasında konuşmalar güncele, güncelin arkaplanı olan düşüncelere gelince, ne yorum yapabiliyoruz ne düşünce üretebiliyoruz, sadece deyim yerindeyse fransız kalıp kös kös dinliyoruz. Sonra bu alanda ileri olan arkadaşlardan bilgi almaya başlıyoruz. Yani bir nevi başkasına belli konularda bağlılık, bağımlılık başlıyor. Gezi Olayları başladıktan sonra şahsen bende soyut düşünce duyarlılığı yerine güncele, güncelin arkaplanı olan düşüncelere eğilim başladı. Çünkü durumun vahametini fark etmiştim. Şöyle ki; ülke çökertildiğinde bizim ortaya koyduğumuz ya da koyacağımız düşüncelerin bir değeri ve anlamı kalmayacaktı. Yani her sorumlu birey gibi ülkemiz etrafında -içte ve dışta- nelerin olup bittiğine ilişkin bilgilenmem ve sağlıklı sonuçlara varmam gerekiyordu. 

Bir kanattan yolsuzluk soruşturması, bir kanattan hükumete darbe girişimi olarak nitelendirilen 17-25 Aralık sürecinde olup bitenleri anlamak için TV’lere baktığımda bir çarpık durumla karşılaştım. Her iki taraftan bazı kanalların, izleyicilerin zihin yetilerini yok sayarcasına karşı tarafın ümüğünü sıktıracak denli husumet besleten algı yönetimlerine başvurduklarını, izleyicilerin kanaatlerini aleni yönlendirmeye ve manipüle etmeye çalıştıklarını gördüm. Dolayısıyla bu kanalları sürekli değil zapting yaparak acaba bu kanal böyle diyor ama diğer kanallar ne diyor diye gece yarılarına, bazen sabahlara kadar kanal kanal haber programları izledim ve yanlı TV kanallarının yapmak istediklerinden kendimi nispeten uzak tutabildim. Sonra ulusal gazeteleri her gün taradım. İnternette, face book’taki yorumları okudum. Olup bitenlere eleştirici ve sorgulayıcı yaklaşmamı sağlayan bu tutum benim neredeyse bir yılımı aldı.

Şu anda kanaat sahibiyim ama bunu kendi eleştirel yaklaşımım ve çevremde yaptığım önceki ve bir iki yıl içindeki gözlemlerime borçluyum. Eğer bu çabayı göstermeyip bilgi ve kanaat edinme kaynaklarımı başkalarına havale etmiş olsaydım, büyük ihtimal şu anda içeride ve dışarıda “kaptana beslenen ya da besletilen husumet sonucu gemiyi batırma gözükaralığı” içine düşen zihin burkucuların ağına ben de düşebilirdim.     

2.İçe kapalı dindarlar: Çevremde kitle iletişim araçlarıyla ilgilenmeyen dindar, haram ve helale titiz olan, din yoluna kendini safiane bir şekilde adayan, dine, hizmet ettiğini söyleyen bazı kişilerin zihinlerinin ve kanaatlerinin bunları değerlendirenlerce nasıl burkulduğunu da gözlemledim. Dindar grup ve ekiplerden birine muttaki bir mümin tavrıyla sorusuz sorgulamasız tabi olmuş temiz tabiatlı kişiler var. Bunlar kitle iletişim araçlarından uzak durduklarından bilgilenme ve kanaatlerini, aidiyet bağı ile benimsedikleri grup ve cemaatlerin belli günlerde evlerde sohbet yapan kişilerin düşünce ve yorumlarına endekslemişlerdir.

Tanıdığın birçok kişinin onlar ne derse dinin emir ve yasaklarıymışçasına safiane bir şekilde inandığını gözlemledim. “Tabiat boşluk bırakmaz”, sözü gereği kendi zihin çabalarıyla aydınlanma yerine boş bıraktıkları düşünce kulvarlarını, skolastik tutumla –o söylüyorsa doğrudur, onlar ne yapıyorlarsa gerçektir- anlayışıyla doldurduklarını, basit bir sorgulama işlemini bile yapmayışlarını üzülerek gözlemledim.

3.İdeolojik fanatikler: Yönlendirme ve manipulasyona açık üçüncü tipler ise, eskiden beri sadece kendi gazete ve TV’lerinin bağımlısı olan kronik vaka diye nitelendirilen kişilerdir. Bunlar, Tanrının insana verdiği, zihni ve kalbi çeşitlilik ve zenginliği tadamayan “kargadan başka kuş tanımamak deyimiyle eşleştirilen karşı tarafın ne TV’sini izleyerek, ne radyosunu dinleyerek ne de gazetesini okuyarak mesajına kulak tıkayan bağnaz skolastik tiplerdir. Dolayısıyla çevrelerinde, dünyada olup bitenlere kulaklarını tıkayarak gözlerini kapatarak yaşayan, sosyal olay ve olguların değişken doğalarının bile farkına varamayıp dini nasslarmışçasına bağlısı oldukları ideologların bayiiliğini bir misyoner sadakatiyle yapmaktan onur duyarlar. 

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık