• 05 Mayıs 2017, Cuma 7:37
AliAKPINAR

Ali AKPINAR

O'NUN HAKKINDA ONLAR NE DEDİ?

Peygamberimiz Hz. Muhammed(s.a.v.), peygamber olmadan önce kırk yıl Mekke’de yaşadı. O, sergilediği hayat ile içerisinde yaşadığı toplumda saygınlık ve itibar kazandı. Doğruluğu, dürüstlüğü, iyilik ve yardım severliliği, akraba ve yakınlarla ilişkileri, zayıf ve güçsüzlerin yanında yer alışı gibi pek çok erdemde O önde gelenlerden oldu. Mekkeliler O'na önce Emin Muhammed, dediler.

Mekke Müşrikleri,  O'nun dürüstlüğü ve güvenilirliği sebebiyle kırk yıl O'na Emîn Muhammed diye seslendiler. Herkes O'nu, Ebu Talib’den sonra Mekke’nin lideri olarak görüyordu. Hatta Ebu Leheb, bu yüzden iki oğlunu O'nun kızlarıyla nişanlamıştı.

O'nun sahip olduğu bu güzellikler, düşmanları tarafından bile teslim edilmişti. Rum Kayseri elçi olarak huzurunda bulunan, o zaman müşriklerin önde gelenlerinden olan Ebu Süfyan’a Peygamberimizin özellikleri ile ilgili sorular sormuş ve aralarında şöyle bir diyalog geçmişti:

-Bundan önce, O'nun hiç yalan söylediğine tanık oldunuz mu?

-Hayır, asla böyle bir şeye tanık olmadık.

-İnsanlara yalan söylemeyen, vallahi Allah’a yalan söylemez!

Habeşistan’a hicret eden Cafer b. Ebî Talib de Necaşî’nin huzurunda şunları söylemişti: “Ey Kral! Allah içimizden, aramızda yaşadığı kırk yıl doğruluğu, dürüstlüğü, asaleti, emanete riayetkarlığı ile tanıdığımız bir kimseyi peygamber gönderdi..”

Peygamber olduktan sonra davasından vazgeçmesine karşılık O'na Mekke reisliğini teklif ettiler. Buna karşılık onun cevabı şöyle oldu: “Allah’a yemin olsun ki, güneşi sağ elime, ayı sol elime verseler ben gene de bu davadan vazgeçmem! Rabbim Allah, bana yeter!”

Sonra şâir dediler, kâhin dediler, mecnun dediler, sihirbaz dediler, ama kendileri bile inanmadılar.“Cinlenmiş bir şâir için biz tanrılarımızı mı terk edeceğiz? derlerdi. Hayır, O ne şâirdi, ne mecnun. O, gerçeği getirmiş ve elçileri de doğrulamıştı.”

 “O Kur'ân, elbette hak ile bâtılı ayırt edici bir sözdür. O, şaka değildir.”

“O inkarcı düşündü, ölçtü, biçti. Kahrolası nasıl da ölçtü, biçti! Yine kahrolası nasıl ölçtü, biçti! Sonra baktı, sonra surat astı, kaşlarını çattı, sonra arkasını döndü, böbürlendi: Bu dedi, rivayet edilip öğretilen bir büyüden başka bir şey değildir. Bu, sadece, bir insan sözüdür.” Bu ayetler Velid b. Muğire hakkında inmiştir.

O, kültürlü bir kişiydi. Kur’ân ayetleri hakkında şunları söylüyordu: “İçinizde şiiri, recezi, cinlerin şiirlerini en iyi ben bilirim. Ama yemin ederim ki Muhammed’in okudukları bunların hiç birine benzemiyor. O'nun sözlerinde ayrı bir tat ve güzellik var. Onlar etrafa ışıklar saçmakta.. O'nun sözü ulaşılamaz yücelikte sözlerdir.. ama siz ille de bir şey diyecekseniz onun için ‘sihir’ deyin..”

Evet, tüm bu ve benzeri pek çok şey söylediler o güzel insan hakkında. Eskilerin masalları, düzmece söz dediler, ama bir benzerini getiremediler.. Söyleyecek bir şeyleri kalmayınca O'na karşı akla hayale gelmedik işkence ve eziyete başvurdular.

 Baskı, boykot ve işkenceler fayda vermeyince O'nu öldürmeye karar verdiler: “İnkâr edenler seni tutup bağlamaları, öldürmeleri, ya da sürmeleri için sana tuzak kuruyorlardı. Onlar tuzak kurarlarken Allah da plan yapıyordu. Allah plan yapanların en iyisidir.”

Onlar bunları söylerken ve işlerken Yüce Allah(c.c.) da elbette boş durmuyor ve gereğini yapıyordu. Elbette O, peygamberini yalnız ve sahipsiz bırakmayacaktı ve bırakmadı da. O'nun savunmasını bizzat O yaptı, korumasını üzerine aldı, tüm engellemelere rağmen O'nun yolunu açtı, zaferlere eriştirdi.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık