• 02 Ekim 2017, Pazartesi 8:04
AdnanGÖNÜL

Adnan GÖNÜL

Güzel Bir Haslettir Cömert Olmak

Bizlere sayılamayacak kadar çok nimetler veren Yüce Mevlâmız cömerttir ve cömert olanları sever. Her türlü günahımıza, isyanımıza, inkârımıza rağmen hadde hesaba gelmeyecek kadar nimet veriyor. Çeşidiyle, rengiyle, tadıyla, kokusuyla, ismiyle, cismiyle…

Rabbimiz, kullarının cemiyet hâlinde yaşamalarını ve birbirlerine yardım ederek kardeş olarak yaşayıp sevap kazanmalarını murat etmiştir. Bunun içinde ihtiyacı olanları koruyup ve kollamak yüce dinimiz İslâm’ın emridir.

Cenâb-ı Hak, kullarının ihlâslı ve cömert olmalarını istemektedir. Binaenaleyh, cömert insanın ihlâs içinde verdiği ne varsa ziyadesiyle kendisine geri verilmektedir. Çünkü  cömertliğin fazileti hakkında âyet-i kerîmelerde şöyle buyrulur:

“…Siz hayır olarak ne harcarsanız, Allah onun yerine başkasını verir.”(1)

“Allah yolunda mallarını harcayanların misali, yedi başak bitiren bir dane gibidir ki her başakta yüz dane vardır. Allah dilediğine kat kat fazlasını verir. Allah’ın lütfu geniştir, O her şeyi bilir.”(2)

Hazret-i Ebû Bekir (r.a.)’ın halîfeliği döneminde bir ara Medîne-i Münevvere’de kıtlık başgösterir. Tam da o sırada Hazret-i Osman (r.a.)’ın Şam’dan yüz deve yükü buğday kervanı gelmiştir. Kervanı görenler, buğday satın almak için koşuşurlar. Hattâ bir dirhemlik buğday için yedi dirhem teklif ederler. Hazret-i Osman (r.a.) ise:

“−Hayır! Sizden daha fazla veren var, ona satacağım.” der.

Ashâb-ı kirâm, mahzun bir şekilde oradan ayrılıp halîfe Hazret-i Ebû Bekir’in yanına varırlar. Vaziyeti anlatıp Hazret-i Osman (r.a.)’ın bu tavrına üzüldüklerini bildirirler.

Hazret-i Ebû Bekir (r.a.) ise, o fazîlet ehli sahâbînin bu davranışının altında muhakkak bir hikmet bulunduğunu sezerek:

“−Osman hakkında hemen kötü düşünmeyiniz. O, Rasûlullah (s.a.v.)’in damadı ve Me’vâ Cenneti’nde arkadaşıdır. Herhâlde siz onun sözünü yanlış anladınız.” der. Ardından beraberce Hazret-i Osman’a giderler. Hazret-i Ebû Bekir (r.a.):

“−Yâ Osman! Ashâb-ı kirâm senin bir sözüne üzülmüştür.” deyince Hazret-i Osman (r.a.):

“−Evet, ey Rasûlullâh’ın halîfesi! Bunlar bire yedi veriyorlar, hâlbuki onlardan daha hayırlı olan Cenâb-ı Hak ise, bire yedi yüz veriyor.

Biz buğdayı, bire yedi yüz vererek alana sattık.” buyurur.

Sonra da yüz deve yükü buğdayı, Allah rızâsı için Medîne fukarâsına dağıtır. Kervandaki yüz deveyi de kurban eder.

Buna çok sevinen Ebû Bekir (r.a.), Hazret-i Osman’ı alnından öper ve:

“−Ashâbın, senin sözündeki inceliği kavrayamadıklarını önceden sezmiştim...” buyurur.

Evet, ne güzel bir haslettir cömert olmak…

İhlâs ve samimi duygular içinde verebilmek…

Bu güzel duygulara sahip olan insan, verdikçe gönlü genişler, ferahlık duyar, adeta vücudunun her uzvu rahatlığını hisseder. Böyle insanlara müjdeler çoktur. Sevgili Peygamberimiz(s.a.v.);

“Kim bir mü’minin dünya sıkıntılarından birini giderirse, Allah da kıyamet gününde onun sıkıntılarından birini giderir. Kim darda kalan birine kolaylık gösterirse, Allah da ona dünya ve âhirette kolaylık gösterir. Kim bir Müslümanın ayıbını örterse, Allah da onun dünya ve âhiretteki ayıplarını örter. Mü’min kul, din kardeşinin yardımında olduğu müddetçe, Allah da o kulun yardımındadır.”(3) buyurarak, Müslümanların hiç tanımadıkları insanlara bile, “O da Allah’ın kuludur” diyerek ellerinden gelen yardımı yapmalarını ümmetine tavsiye etmiştir.

Allah cimri olanları sevmez. Cimriliğin kötü bir huy olduğunu, kendisine ve başkasına fayda vermediğini, bunun aksine cömert insanın herkes tarafından sevilip sayıldığını hatta bazı insanlar tarafından kusur ve ayıplarının örtüldüğünü ve günahlarının affına da vesile olabileceğini müjdeleyen Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Cimri ile cömerdin durumu, zırh giyinmiş iki kişinin durumuna benzer. Elleri köprücük kemiklerine kadar sarılıp sıkışmıştır. Cömert, sadaka vermek istedikçe, üzerindeki zırh genişler, uzar, ayak parmaklarını örter ve ayak izlerini siler. Cimri ise, bir şey vermek istediğinde, zırhın halkaları birbirine iyice geçer, onu sıkıştırır ve elleri boynuna iyice bağlanır. Zırhı genişletmek için ne kadar uğraşsa da başaramaz.”(4)

İnsanoğlu ve sahip olduğu her şey, yüce Yaratıcımız Cenâb-ı Hakk’a aittir. Durum böyle olunca insanoğluna düşen, sahip olduğu nimetler nedeniyle daima şükür hâlinde olmak ve Mevlâ’nın razı olacağı şekilde tasarrufta bulunmaktır.

Gönülden Muhabbetlerimle…

Dipnotlar:

1-Sebe’, 39.

2-Bakara, 261.

3-Müslim, Zikr, 37-38; Ebû Dâvûd, Edeb, 60; Tirmizî, Hudûd, 3; İbn-i Mâce, Mukaddime, 17.

4-Buhârî, Cihâd 89, Zekât 28; Müslim, Zekât 76-77.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık