• 08 Nisan 2019, Pazartesi 8:28
AdnanGÖNÜL

Adnan GÖNÜL

Çalışmak En Hayırlı Sermayedir

Cenâb-ı Hak, insanoğlunu, kâinatın en şereflisi olarak var etmiş ve ona, bu dünyada sınırlı bir ömür bahşetmiş, O, bu sınırlı ömrün her anından hesaba çekilecektir. Çünkü dünya hayatı geçici olup bu hayatta bizlere verilen her şey imtihan içindir.

İnsan hayat sahibidir. Dünya var edildiğinden beri nice insanlar yaratılmıştır. Yaratılan her insan, ayrı bir imtihana tabi tutulmuştur. Hayatımızın her aşamasında çeşitli sınavlardan geçeriz. Asıl yaşam alanı olan Ahiret için bu dünya, imtihan sahası olarak belirlenmiştir.

İslâm, madde ile mânâ, ruh ile beden, dünya ile ahiret arasında hassas dengeler koymuş, insanlığa dengeli bir nizam sunmuştur. Bunun için insanın, ömrünü ve zamanını fevkalâde çok iyi değerlendirmesi gerekir ki, bu ölçülere uyarak çalışanlar, dünya ve ahiret saadetine erenlerden olacaktır.

Müslüman her konuda olduğu gibi, çalışma konusunda da dünyasını ve ahiretini birlikte düşünmelidir. Çünkü dinimiz, dünya ve ahiret mutluluğu için çalışmayı farz kılmıştır. Müslümanlık, hayat dinidir. Hareket ve çalışma dinidir. O halde, Mevlâmızın hoşnutluğunu kazanmak için gayret etmeliyiz. İnsanoğlu mutlaka dünya ve ahirette kendi amelinin karşılığını görecektir. Nitekim Cenâb-ı Hâk, bir ayetinde, "İnsan, yalnız çalıştığının karşılığını alır"(Necm Sûresi, 53/39) buyurmuştur.

Göz nuru ve alın teri ile çalışmak, kazancın helâl olmasına dikkat etmek, helâlinden üretip helâl yolda harcamak peygamberlerin sünnetidir. Sevgili Peygamberimiz, kendisi bizzat çalışmış ve bunu herkese tavsiye etmiştir. Her konuda olduğu gibi, çalışma hususunda da bizler için en güzel örnek olmuştur.

Rehber olarak insanlığa gelen peygamberler de terzilik, marangozluk, çiftçilik, ticaret gibi çeşitli mesleklerle iştigal olmuşlar, kimseye yük olmadan kendileri ve aileleri için helâl rızık temin etmişlerdir.

Verimli ve çok çalışmak, ancak vaktini en iyi şekilde değerlendirmek ile mümkün olur. Mümin olarak bize düşen vazife, rızık elde etmek için helâl yollarla çalışıp gayret etmek, temiz ve nezih olan kazancın peşinde koşmaktır. Çünkü dünya ve ahiret saadeti, ancak hayırlı ve verimli bir çalışma ile elde edilir.

Sevgili Peygamberimiz bu hususu şöyle dile getirmiştir: “Hiç kimse Allah’ın kendisine takdir ettiğini elde etmeden ölmeyecektir. Öyleyse Allah’ın emirlerine karşı gelmekten sakının ve rızkınızı güzel yoldan isteyin. Helâl olanı alın, haramdan kaçının.”(İbn Mâce, Ticâret, 2.)

Varlıkların en şereflisi olan insan, mütemadiyen çalışmak zorundadır. Çünkü onun beslenme, barınma ve giyinme gibi gereksinmeleri vardır. Bu ihtiyaçlarını temin etmek ve onurunu koruması, hayatını idame ettirmesi için çalışması gerekmektedir.

İnsan, dünyasını ve ahiretini, buradaki maddi ve manevi çabasıyla kazanacaktır. Çünkü dünya, hepimiz için çalışıp kazanma yeri ve âhiretin tarlasıdır. Aynı zamanda çalışmak, hayatımıza huzur ve bereket getirir.

“Allah bir kimseyi ancak gücünün yettiği şeyle yükümlü kılar. Onun kazandığı iyilik kendi yararına, kötülük de kendi zararınadır.”(Bakara, 2/286.) ayetlerinde, hiçbir emek ve çalışmanın gerek dünyada, gerekse ahirette karşılıksız kalmayacağını açıkça vurgulanmaktadır.

Dünya nimetler deryası olup, bu nimetleri elde etmek için mutlaka çalışmak şarttır. Çalışan insan: çalışarak, kazanarak, zekâtını, vergisini vererek devletine ve milletine karşı görevlerini de eksiksiz bir şekilde yerine getirmiş olur. Şeyh Sâdî’nin buyurduğu gibi:

“Bulut, rüzgâr, Güneş ve felek senin eline ekmek vermek için çalışıp, hizmet görüyorlar. O ekmeği gaflet etmeden yiyesin diye… Allâh’ın emriyle onlar senin için böyle çalışırlarken, senin vazifeni yapmaman, boş oturman hiç yakışık alır mı?”

Zengin bir adam ölümden ve kabirde yalnız kalmaktan çok korkuyormuş. "Öldüğüm geceyi kim kabre girerek sabaha kadar benimle birlikte geçirirse servetimin yarısını ona bağışlayacağım" diye vasiyet etmiş. Adam ölünce vasiyeti üzerine "Kim onunla birlikte kabre girmek ister?" diye soruşturmuşlar. Kimse çıkmamış.
Nihayet bir hamal: "Benim sadece bir ipim var, kaybedecek bir şeyim yok. Sabaha kadar durursam zengin olurum." diye düşünerek kabul etmiş.
Vefat eden zengin ile birlikte defnetmişler. Sorgu sual melekleri gelmiş. Bakmışlar kabirde bir ölü, bir canlı var. "Nasıl olsa bu ölü elimizde... Biz şu canlı olandan başlayalım" demişler ve hamalı sorgulamaya başlamışlar.
"O ip kimin? Nereden aldın? Niye aldın? Nasıl aldın? Nerelerde kullandın? Kazancını nerelerde harcadın?" Sabaha kadar sorgu sual devam etmiş, adamın hesabı bitmemiş. Sabahleyin kabirden çıkmış. "Tamam, servetin yarısı senin" demişler.
"Aman" demiş hamal "İstemem, kalsın.. Ben, sabaha kadar bir ipin hesabını veremedim. O kadar servetin hesabını nasıl veririm?"

Müslüman her konuda olduğu gibi, çalışma konusunda da dünyasını ve ahiretini birlikte düşünmelidir. Dinimiz, tembelliği, sorumsuzluğu, çalışmadan kazanmayı hedefleyen her türlü sahtekârlık girişimini yasaklamış olup, bu dünyada alıp verdiği nefeslerden ve bu nefesleri nerede tükettiğinden dahi sorumlu olacağını bilen ve başarılı veya başarısız bütün işlerinin, neticede kendisine sorulacağını düşünen insandır. Gönülden Muhabbetlerimle…


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık