);*} Çalışma, Sabır ve Tevekkül
  • 06 Kasım 2017, Pazartesi 6:16
AdnanGÖNÜL

Adnan GÖNÜL

Çalışma, Sabır ve Tevekkül

Sözlükte "dayanmak, güvenmek, vekil tutmak" anlamlarına gelen tevekkül, din dilinde; her hususta Cenâb-ı Hakk'a güvenmek, dayanmak, teslim olmak işlerini Allah'a havale etmek demektir.

Cenâb-ı Hakk'a tevekkül; Allah'ın yardımına, çalışanın emeklerini boşa çıkarmayacağına, sevabını, ücretini tam vereceğine, duaları kabul edeceğine, âdil olduğuna ve haksızlık etmeyeceğine inanmak ve güvenmektir. Tevekkül, çalışmadan, sebeplere sarılmadan işi Cenâb-ı Hakk'a havale etmek değildir.

İnsan her ne iş yapıyorsa yapsın, o işini kurallarına uygun olarak yapacak, çalışacak, sabredecek, Allah'tan başarısı için yardım isteyecek ve Allah'ın kendisini muvaffak kılacağına itimat edecektir.(1)      

Çünkü, Cenâb-ı Hakk, her canlının rızkını vereceğini va’detmiştir. Bu rızkın elde edilmesi için de birtakım sebepler yaratmıştır. Bu sebeplere yapışmak ve Allah’ın takdir ettiği rızkı arayıp bulmak, insanoğlunun görevidir. “Rızkım varsa nasıl olsa beni bulur.” deyip oturmak, sonra da, “Ben Allah’a tevekkül ettim, 0 benim rızkımı verecektir.” demek doğru değildir. Allah’ın böyle bir âdeti yoktur. Allah, rızkını arayana ve çalışana verir.

Yaratanımız olan Mevlâmıza karşı gereği gibi tevekkül etmemiz gerekmektedir. Gereği gibinden kastımız, O’nun yaratmış olduğu sebeplere, sünnetullah’a sarılmaktadır. Yaratılmışlar için kazanç çalışmasıyladır. Çalışana çalıştığının karşılı tas tamam verileceği Kur’an’da zikredilmektedir. İlgili ayette şöyle buyrulmaktadır.  “İnsan için kendi çalışmasından başka bir şey yoktur”(2)     

Bir kıssa ile konumuzu daha iyi anlamaya çalışalım. Hz. İbrahim’i yakmak için Nemrut çok büyük bir ateş yaktırmış. Bu ateşin söndürülmesi için bir karınca sırtına küçük bir su parçası koyup gitmeye başlamış. Karıncaya demişler; “Sen bu suyla Hz. İbrahim’in ateşini söndüremezsin” diye. Karınca “söndüremezsem bile ben bana düşen vazifeyi yerine getirmiş olurum” diye cevap vermiş.

Tevekkül etmek, tembellik ve miskinlik olmadığı gibi, çalışma ve terakki etmeye de mani değildir. Tevekkül, gayretle çalışıp çabalamak, çalışıp çabalarken Mevlâ’mızın bizimle birlikte olduğunu hatırdan çıkarmamak ve neticeyi Cenâb-ı Hakk'a bırakmaktır.

Hayatımızda birçok şeyi arzu ederiz. Ancak bu arzu ettiğimiz şeylerin ise kendimiz için hayırlımı şerlimi olduğunu bilmemekteyiz. Bu nedenle biz arzu ettiğimiz şeyler için çalışmalı gayret göstermeli ve işin neticesini Cenâb-ı Hakk’a (c.c.) bırakmalıyız. Sonucunda ise bize verilene razı olmalı, ele geçmeyenlerden dolayı Rabbimize asla isyan etmemeliyiz. Karınca misali üzerimize düşeni yapalım. Sonrasını en iyi Mevlâmız bilir.

Sebeplere sarılmak yerine hep hatayı kadere yüklemek hatalarımızdan ders çıkarmamamıza ve sonucunda dünyada da ahirette de kaybetmemize neden olacaktır.

Mehmet Akif Ersoy bu hususu çok güzel dile getirmiş ve hatanın kader inancımızda değil tevekkül inancımızda olduğunu şu dizeleriyle bizlere aktarmıştır.

Taleb nasılsa, tabî'î, netîce öyle çıkar,                                                                                                                        Meşiyyetin sana zulmetmek ihtimâli mi var?                                                                                                                  "Çalış "' dedikçe şerîat, çalışmadın, durdun,                                                                                                                Onun hesâbına birçok hurâfe uydurdun!                                                                                                                    Sonunda bir de "tevekkül" sokuşturup araya,                                                                                                            Zavallı dini çevirdin onunla maskaraya!

Çalışma, sabır ve tevekkül birlikte olmalıdır. Çalışmadan işleri Allah’a havale etmemiz doğru olmadığı gibi başarıyı Allah’ın yardımı olmaksızın sadece çalışmamıza bağlı görmek de asla doğru olmaz. Çünkü Allah’ın izni ve yardımı olmadan başarılı olmamız kesinlikle mümkün değildir.(3)      

Demek ki mümin, kendisini yaratan ve yaşatan Mevlâsına güvenecek ve O’na bağlanacaktır. Çünkü Ölmeyen, sarsılmayan, sonsuz kudret ve güç sahibi olan ancak O’dur, O’ndan başka her şey fanidir ve yok olacaktır.                                                                                                                 

Yazımızı bir ayet mealiyle bitirelim. “Sen, ölümsüz, diri olan Allah'a tevekkül et, O'nu her türlü övgüyle yücelterek tesbih et, Kullarının günahlarından hakkıyla haberdar olarak O yeter.” (4) 

Gönülden Muhabbetlerimle…

Dipnotlar:

1-Dini Kavramlar Sözlüğü, D.İ.B.Yay. “Tevekkül” md.                                                                                                  2-Necm, 53/39.                                                                                                                                                                  3-Kur’an’dan Öğütler, D.İ.B. Yay. c.II, s.369.                                                                                                                  4-Furkan, 25/58.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık