• 25 Ocak 2018, Perşembe 7:54
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

OSMANLI VE TARİH DÜŞMANLIĞIMIZ (4)

“...Napolyon’un gömülü olduğu kilise. Kapıdan girince koskoca bir yazı: “Saygılı ve sessiz olunuz. Şapkalarınızı çıka­rınız”. Fransız, yabancı, kadın, erkek, yaşlı, genç, meraklı bakış­larla dolaşıyor, fısıldayarak konuşuyorlar. Kilise haç şeklinde düşünülürse tam ortası, yani kubbenin altı derin bir havuz gibi oyulmuş ve etrafı mermerden bir parmaklıkla çevrilmiş. Napolyon’un mezarını görebilmek için aşağıya eğilerek bakmak zorundası­nız. Halk arasın­daki rivâyetlere göre plan ziyaretçilerin impara­torun önünde eğilmesini temin etmek için bilhassa böyle yapıl­mış...”(1)

Hamdullah Suphi Tanrıöver Millî Eğitim Bakanı iken Yu­goslavya'nın en büyük şâirlerinden Tatelesko'yu İstanbul’a davet etmiş. Şâir programlar sona erince Kanûnî Sultan Süleyman'ın Türbesini ziyaret etmek istemiş. Türbenin kapalı olduğunu görünce şöyle demiş: "Târihi olmayanlar millî birlik ve be­raberliklerini sağlayabilmek, gençliğine bir gaye ve ideal verebilmek için efsaneler uy­durdukları bir dönemde, sizin buraları kapalı tutmanız ne kadar abes…”(2)

Macarlar memleketlerini işgal eden Kanûnînin Zigetvar sahrasında iç or­ganlarının gömüldüğü yere şahane bir türbe yaptırıp, devasa bir Kanûnî Sü­leyman heykeli dikerken,(3) bizin onların türbe ve makberlerine reva gördüğü­müz muâmeleler maalesef böyledir.(4) Sâdece onlar mı? Hayır! Ya­kın târihe kadar Mimar Sinan’ın kabri mezbelelik halindedir.(5) Barbaros Hayrettin Paşanın Beşiktaş’taki kabri şarapçılar ve akşamcıların mekânı ve meskeni olmuştur.(6) Yeni neslimize okuttuğumuz ders kitaplarımızda Napol­yon’dan 5-6 sayfa bahsederken, yarım sayfa ile ge­çiştirilen Yavuz ve Kanûnî ile ilgili;  ABD’de Chicago Üniversitesinde kürsülerin açıldığını(7) duymak bizleri kahretmektedir.

Rıfkı Danışmanın Kültür Bakanlığı döneminde milletin pa­rasıyla ter­cüme edilip bastırılan ve genç nesillerimize okutulan ecnebi yazarın  Osmanlı Târihinde Fâtih, Yavuz, Kanûnî gibi Osmanlı sultanlarının zâlim, sadist, kan emici, barbar,  yeniçerileri de kadınların karnındaki bebekler üzerine bahis oynayan vicdansızlar olarak göstermektedir.(8) Yine Yavuzun ismi, İstanbul Boğazında yapılacak bir köprüye verilmeye kalktığında maalesef memleketi­mizde yer yerinden oynadı, münasip görülmedi, itirazlar, tehditler, şantajlar oldu.

Yeni asker mânâsına olan “yeniçeriler” kendilerini yenileyememişler, eskiden pâdişahın emrinde dünyayı titreten savaş makineleri durumunda iken, gerileme ve çöküş döneminde pâdişahları vesâyet altına alan, ellerinde onları oyuncak yapan, yeri geldiğinde hal edip, yeri geldiğinde katleden bir mafya kurumu haline gelmiştir.

 Genç Osman olayları, Sultan Abdülaziz’in katli ve daha birçok olay ibretlik levhalardır. Sultan Abdülaziz hal edildikten sonra köylü elbiseleri içine sokulmuş, işkence hakaret görmüş, askerler omuzlarına dirsek dayayıp fotoğraf çektirmişler ve neticede katletmişlerdir.(9)

Osmanlı ilk dönem kahramanlarından Akçakoca fethettiği için adı Koca­eli olan ilimizin adı Cumhuriyet döneminde ta Bizans dönemindeki ismine rucu ettirilip İzmit denmiştir.(10) Selçuk Bey’in fethedip “Selçuk” ismi verilen ilçemizin adı şimdi Efes’tir, yani Bizans ismidir. Elazığ’a 1862 yılında Sultan Abdülaziz’in tahta çıkışı nedeniyle Mamurat-ül Aziz ismi verilmiş idi, sırf Osmanlı düşmanlığından dolayı 1937 yılında Elazık ismi verilmiş, halk daha sonra kolayına geldiği için Elazığ deyivermiştir.

 Ankara Hacı Bayram Mey­danının adı Ogüst meydanı olarak değiştirilmiştir.(11) Ordu’nun Mesudiye İlçesinin adı 1910 yılına kadar Hamidiye idi. Sultan Abdülhamid’in yaptırdığı ve adını verdiği Hamidiye Etfal Hastanesinin adı şimdi Şişli Etfal Hastanesi­dir.(12) Abdülhamid ve Osmanlı düşmanlığından dolayı daha birçok isim değişti­rilmiştir. Misyonerlerin tekerine taş koyduğu, Yahûdilere Filistin’de devlet kurdurmadığı ve 33 sene Avrupa’yı parmağında oynatıp Osmanlıyı parçalatmadığı için, en dahi, en gayretli, en faziletli sultanlarımızdan 2. Abdülhamid’e Osmanlı düşmanları “Kızıl Sultan” demişler, bizimkiler onlar­dan daha işgüzar çıkmış, onu hal etmişler, Yunanistan’a sürmüşler, onun 33 sene idâre ettiği Memâlik-i Osmaniye’yi on seneye varmadan düşmanlara kaptırıp, köküne kezzap dökmüşlerdir.

Devletimizde yakın târihte bakanlık yapmış bir zatın yazdığı; “Salkım Hanımın Taneleri” adlı kitap, filme alınıp gösterime girince ve Sabit Paşanın gelini Nora ile cinsel ilişki kurduğu görülünce, “Türk Paşası böyle şey yap­maz” şeklinde protestolar yükselmiş, yazar Yılmaz Karakoyunlu (Bakan) maalesef; “O Türk değil Osmanlı paşasıydı” açıkla­masını yapmıştır. “Ata­türk’te Osmanlı Paşasıydı” şeklindeki itirazlar üzerine Karakoyunlu “O Hamidiye Alaylarında görev yapmıştı” dedi, yani Osmanlı değildi demek istedi.

Dipnotlar:

1-Beynun Akyavaş, “Seni Seven Neylesün?”, TDV. Yay. Ankara 1995, s. 136.

2-Zafer Dergisi, sayı 225, s. 7.

3-İlber Ortaylı, “Defterimden Portreler” Timaş Yay. İst. 2011, s. 38.

4-Milliyet Gazetesi, 30. 04. 2000. 

5-Sur Dergisi, sayı 302, s. 37.

6-İskender Pala, “İki Darbe Arasında”, Kapı Yay. İst. 2010, s. 155.

7-Milliyet Gazetesi, 26. 10. 1998.

8-Milli Mücâdele Dergisi 13 Ocak 1976.

9-Z. Gazetesi, 05. 03. 2005; Târih ve Düşünce Dergisi, Nisan 2005, sayı 57, s. 72 de bu fotoğraflar görülebilir.

10-Hammer a. g. e. c. 1, s. 93.

11-İbrahim Refik, “Târih Şuuruna Doğru-4”, Albatros Yay. İst. 2004, s. 75.

12-Derin Târih Dergisi, Şubat 2013 sayısı eki, Sultan 2. Abdülhamid’in Özel Dünyası s. 10.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık