);*} NEFİS ŞEYTAN
  • 22 Mayıs 2017, Pazartesi 10:09
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

NEFİS ŞEYTAN

Esb-i nefse rakip olma pareler bir gün seni,

Emin olma tiğ-ı ağyar yareler bir gün seni!..

Lâedrî

“Nefis atına binme bir gün seni parça parça olacağın bir uçuruma sürük­leyebilir. Kendine de çok güvenme, gün gelir ağyar kılıcına kurban gidebilir­sin!”

İlim: Bilmek manasınadır. İrfan: Bildiğini bilmek, yani bil­diklerinin iyi-kötü, faydalı-zararlı taraflarını da bilmek, de­rinlemesine öğrenmek, künhüne vakıf olmak gibi manalar ifade eder. İslâm hem ilim, hem de irfan sahibi ol­mayı tavsiye eder. Hz. Mevlânâ; “şeytanın ilmi vardı, ama irfanı yoktu, onun için Âdem’i sadece toprak olarak gördü de ben ateşten yaratıldım, ondan üstünüm dedi, mağrur oldu, Allah’a isyan etti” der. (14046-14047).

Gerçekten şeytan cennette meleklerin hocası idi. Âdem’in büyüklüğünü ve üstünlüğünü kabul etmesi hususunda Rabbinin emrine karşı geldi, lânet­lendi, cennetten kovuldu ve sonu hüsran oldu.

Peki; nefis ve şeytan tabiri ayetlerde, hadislerde ve kibar-ı kelamlarda çok geçen bir sözcük. O halde nefis ne? Teşbihte hata olmaz demişler. Bana göre insan bedenindeki Allah’ın baz istasyonu “ruh”tur. Şeytanın baz istasyonu, yani etki alanı, fre­kans gönderip bağlantı kurduğu, yönlendirdiği baz istasyonu da “nefis” tir. Biri müspet, biri menfi. İnsan hangisini açık tutarsa, onun etki­sine ve frekanslarına muhatap olur.

Yine Hz. Mevlânâ şöyle buyurur: “Yapacağın işte nefsinle meşveret et­mek ve ne derse aksini yapmak kemaldir. Nefsin sağ elinde tespih ile Kur’an vardır ama, yeninde ise hançer ve kılıç saklıdır. Eğer şeytanın başını ezmek dilersen, gözünü aç ve gör ki, şeytanın katili edebdir.” (10233)

Nefis ve onun sahibi şeytan öyle büyük bir düşman ki; Peygamberler bile onun şerrinden Allah’a sığınmışlar ve Hz. Yusuf’un diliyle; “(Allah’ın nusrat ve yardımı olmazsa) ben nefsimi tezkiye edemem”([1]) buyurmuşlardır.

Ahir zaman Peygamberi Efendimiz (sav) bile, nefisle sa­vaşı, savaşların en büyüğü ve en zoru olarak kabul eder,  duala­rında sık sık; “nefsimin şerrin­den Allah’a sığınırım, Rabbim göz açıp kapayıncaya kadar bile olsun, beni nefsimin eline (senin yardımın olmaksızın) bırakma”([2]) diye yalvarmıştır.

Konunun önemini ve tehlikenin büyüklüğünü takdir ede­meyen nice in­sanlar, şeytanın mağlubu ve mağduru olup, silinip gitmişlerdir. Ama bu hu­susta başarıya ulaşanlar da vardır:

Padişahın kızı mesireye çıkmış, arkadaşlarından ayrılmış, yolunu şaşır­mış, akşam olmuş, ışık gördüğü bir kulübenin kapı­sını çalmış, ıssız bir yerde, tek başına yaşayın ve ilimle meşgul olan bir mollanın mekânı. Genç, misafi­rini almış, yedirmiş, içirmiş, oturmuşlar, şeytan ve nefis aklına bir şeyler ge­tirdikçe ortada yanmakta olan kandilin ateşine parmaklarını tutmuş,  yani nefsine uyarsa, cehennem ateşine ne kadar dayanabilece­ğini test etmiş, böy­lece sabahlamışlar, sabahleyin padişahın adamları kızı bulup götürmüşler, kız babasına mollanın hare­ketlerini anlatmış, onun da hoşuna gitmiş ve onu getir­tip paşa yapmış, tarihe “molla paşa” olarak geçmiş.   

Şeytana karşı her zaman böyle başarılı olunamıyor. Tıpkı şu olayda ol­duğu gibi:

Günlerden bir gün şeytanın yolu bir köye düşmüş. Keyfi yerinde olan şeytan sırtını bir ağaca dayamış ve buzagısı (küçük yavrusu) bir yerde bağlı ineğini sağan genç bir kadını uzaktan izlemiş. Sonra kalkıp buzağının ipini biraz gevşetmiş. Buzağı annesinin sağılmasını aç karnına izlemeye daha fazla dayanamamış ve debelenip boynundaki ipi çözmüş.

Koşarak annesini em­meye giderken süt kovasını devirmiş. Sütü dökülen genç kadın sinirlenip eline geçirdiği odunla buzağıya vurmuş. Yavrusuna saldırılan inek kayıtsız kalma­yıp bir tekmede kadını yere serip öldürmüş. Uzaktan geçen kadının kayınpe­deri, gelinini öldürdüğünü görünce ineği tüfekle vurmuş. Silah sesini duyan gelinin kocası, karısını yerde cansız yatar, babasını da elinde silah görünce, silahını çekip babasını öldürmüş.

Kısa sürede gerçeği öğrenen genç adam bu kadar acıya dayanamayıp intihar etmiş. Bütün bu olayları bir kenarda izleyen şeytan; “şimdi bu felâketi de bana yüklerler. Ben buzağının ipini gevşetmek­ten başka ne yaptım?” demiş.

Dipnotlar:

1- Yusuf  Sûresi, 53.

2- Câmiü’s-Sağîr, c. 1, s. 58.

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık