);*} MAKAMLAR GASP EDİLİRSE!
  • 29 Şubat 2016, Pazartesi 8:51
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

MAKAMLAR GASP EDİLİRSE!

 

Peygamber Efendimize birisi gelip sorar: "Kıyamet ne zaman kopacak ya Resûlallah?" O büyük insanın cevabı: "Mevki ve makamlar ehil olma­yan insanlara verilip, peşkeş çekilince.”([1])

Buradaki kıyamet mecazidir. Yani böyle usulsüzlükler ve dejeneras­yon başlarsa, o cemiyet ve millet için kıyamet kopar. Huzur ve saadet ol­maz. Em­niyet ve güven ortadan kalkar. Her yere rüşvet, hırsızlık ve itimat­sızlık hâkim olur... 

Resûlullah ve Asr-ı Saadetteki idareciler, liyakat ve ehliyete göre va­zife tevdi etmişlerdir. Lâyık ise fakirliğine, derisinin rengine, soyuna, sopuna, hür veya köle olduğuna bakmadan vali, elçi, kumandan, öğretmen tayin etmişler. 

Osmanlı da inkıraz (düşüş) dönemine kadar aynı ulvi prensip ve kai­de­lere bağlı kalmıştır. Devletin en üst mevkisi olan sadrazam olabilmek için liyakat ve ehliyetten başka hiçbir torpil ve kayırmanın olmadığını Ka­nuni devrinde Almanya Büyükelçisi olarak Osmanlı diyarında senelerce kalan Busbecg bakın nasıl izah eder:

"Padişahın maiyetini teşkil eden bu koca mec­liste hiçbir adam yoktur ki, hâiz olduğu mevki ve rütbeyi, kendi şahsi liyakat ve cesaretine borçlu olmasın.  Hiç kimse sırf filânın neslinden gelmiş olmak dolayısıyla, diğerlerinden üstün bir mevkie çıkamaz...  Sul­tanın hükmü altında en yüksek mevkie çıkmış olanlar, çoğu kere çoban­lıktan yetişmişlerdir. Bizde ise (Almanya-Avusturya da) yüksek mevkilere çıkacak kişilere kimin neslinden geldiğine bakılır...”

Birkaç misal arz edelim: Barbaros Hayreddin Paşa tarihin en büyük ami­ralidir. Preveze gibi yine tarihin en büyük deniz savaşlarından birini kazan­mıştır, Akdenizi gölümüz haline getirmiş, Cezayir devletinin sultanı iken, kendi arzusuyla bu ülkeyi Osmanlı Sultanı Kanuniye hediye etmiştir.

  Buna rağmen, askeri kademeler atlanarak bir anda vezir yapılırsa hiyerarşi bozulur, otorite zayıflar diye vezirlik verilmemiş ve Kanuni: "Sana ben oramirallik layık görürüm ama, bunu vermekte sadrazamın yetkisinde git onunla görüş" demiştir.  Sadrazam da o anda seferde olduğundan dolayı, Barbaros at sırtında ta Halep’e gelir ve rütbesini alıp denizlere döner ve vezir olamadan oramiral (beylerbeyi) olarak ölür.

Piyale Paşa Preveze'den sonra Osmanlı tarihinin en büyük deniz zaferi olan Cerbe zaferini kazanır. Avrupalının korkulu rüyası olan bu paşa daha birçok başarılar gösterir.  Divan-ı Hümayun bu zata vezirlik verilmesi için Kanuni'ye teklifte bulunur ama, o büyük sultan onaylamaz ve şöyle der:

 "Kaptan-ı Derya Piyale Paşa iki yıl önce beylerbeyi (Oramiral) oldu. İki yıl sonra devletin en yüksek rütbesi olan vezirliğe yükselirse, rütbelerde te­denni baş gösterir ve kıymeti azalır. Ben onu şahsen taltif edeyim...” Ger­çekten taltif eder ve torunu Gevherhan Sultanla evlendirip onu kendine damat yapar. Piyale Paşa daha sonra Kanuninin oğlu   II. Selim zamanında vezir olmuştur.  

Gazi Balı Paşa Kanuninin hâlâsının oğludur. 18 kale fethetmiş, Al­man­larla defalarca muharebeye girip hepsini kazanmış, İstanbul’a 30 bin esir gön­dermiş, Balkanlarda birçok hayır eserleri yaptırmış, üstelik Kanuni ile katıl­dığı Mohaç Meydan Muharebesinde padişahtan sonra en büyük rolü oynamış bir paşadır. Paşaya vezirlik (Mareşallik) rütbesi verilmesi teklifi Kanuniye arz edilir ve Sultanın cevabî yazısı özetle şöyledir:

 "Berhudar olasın.  İki cihanda yüzün ak, ekmeğim sana helâl olsun. Hizmetlerin bence malumdur ama daha gençsin vezir olma  çağın değil...”

Osmanlı dünyanın en büyük imparatorluğunu kurmuş ve yine tarihteki aynı hanedanın elinde, en uzun ömürlü imparatorluk unvanını kazanmış ise boşuna değil.

"Her kemalin bir zevali var" sözünde olduğu gibi, son zamanlarda on­larda bozulmuş, tefessüh etmiş ve yıkılmış. Emanetler ehline verilmemiş, hatta mevki ve makamlar para ile satılmış. Rüşvetle dağıtılmış.

 Beşik Ule­ması diye kötü bir usul türemiş. Askerin oğlu doğuştan asker, müderrisin oğlu da doğuştan müderris kabul edilecek kadar dejenerasyona uğramış ve kos koca Devlet-i Âliye yıkılıp gitmiş. Torunlarına ibret olmalı ama maa­lesef.

 

Dipnot:

[1]- “Tecrîd-i Sarîh Tercemesi”, DİB Yay. 1971, Ank. c. 12, s. 201-303.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık