);*} KUTLU DOĞUM (1)
  • 14 Nisan 2017, Cuma 7:50
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

KUTLU DOĞUM (1)

Ol Resûl-i Mücteba hem Rahmeten lil âlemin

Bende medfundur diye Eflâke fahreyler zemin

Ravzasın idüb ziyaret dedi Cibril-i Emin

"Hazihi Cennatü Adnin fedhulüha hâlidin"

Şairin şu sözlerinin üstüne söz söylemek, bal yedikten sonra sirke iç­mek gibi olur ama, maalesef kısa bir müddet önce yazılan bu fevkalâde sözleri bile anlamakta zorlanmaktayız.

Bu hafta KUTLU DOĞUM haftası: Cenâb-ı Hakk'ın Habibim dediği, hatırına kâinatı ve insanlığı yarattığı, hesapsız nimetlerle donattığı, âlem­lere rahmet olarak gönderdiği, Süleyman Çelebi’nin dilinden:

Zatıma Mir'at edindim Zatını

Bile yazdım Adım ile  Adını

Sözleriyle sevgisini izhar ettiği, beşeriyetin efendisi, en büyük insan, Hz. Peygamber Efendimizin doğduğu haftadır.

Cahiliye devri diye tanımlanan; insanların hayvanlaştığı, canavarlaş­tığı, öz evlâtlarını bile diri diri toprağa gömecek kadar vicdanların iflâs edip, kalplerin katılaştığı, zayıfın ezilip kuvvetlinin daima haklı çıktığı, kendi elle­riyle taştan, tunçtan, ağaçtan yaptıkları putlara tapacak kadar ba­sitleştiği bir cemiyeti ıslah için gönderilen son Peygamber.

İlâhi nurun odaklaşmasına, kâinatın kurtuluş reçetesi olan Kur'an-ı Ke­ri­min, sayesinde kitaplaşmasına, hak ve batılın netleşip berraklaşmasına, ruhla­rın safiyete, kalplerin itminana kavuşmasına, kendilerini insan zanne­den za­limlerin insanlaşmasına vesile olan Peygamber.

Beşer ıslahının en zor hatta imkânsız olduğu bir dönemde gönderilme­sine rağmen, azmi, iradesi, sabrı, hoşgörüsü ve görev bilinci ile, Göndere­nin de nusrat ve yardımı sayesinde, olmazı olur, imkânsızı mümkün kılıp kendinin baş düşmanlarına bile, en son ve en büyük peygamber olduğunu söyletebilen bir Peygamber.

Gelin O'nu, O'nun aşkından yanan, kavrulan, bu yanış ve tükeniş esna­sında aşıkların, maşukların, şairlerin, velilerin dillerinden dökülüveren in­ciler, pırlantalar misali sözlerle tanımaya, anlamaya sevmeye çalışalım:

Mevlânâ Hazretleri şöyle der:

Men bende-i Kur'anem, eger can dârem

Men Hâk-i reh-i Muhammed-i Muhtârem.

Şeyyad Hamza Ona olan Aşkını söyle dile getiriyor:

Senin aşkın kamu derde, devâdır Ya Resûlallah

Senin katında hâcetler revadır  Ya Resûlallah

Senin nurun gören gözler, ne ay gözler ne yıldızlar

Nûrundan gece gündüzler ziyâdır Ya Resûlallah

Terinden açılır güller, sözünden şehd ile şekker

Seninle hasta gönüller, şifâdır Ya Resûlallah

Habibsin pâdişahlara, tabibsin dertli ahlara

Şefâatın günahkâra ganâdır Ya Resûlallah.

Başka bir bağrı yanık da bakın ona nasıl nazlanıyor:

Benim iki cihân icre, murâdım ol Hudâdandır

Ümidim Rûz-i Mahşerde Muhammed Mustafâdandır.

Gönül erlerinden Nâbi hacca gidenlere, hele hele oralara varınca ceh­lin­den dolayı biraz pervasız davrananlara nasıl nasihat ediyor:

Sakın terk-i edepden, Kûy-i mahbûb-ı Hudâdır bu

Nazargâh-ı İlâhidir, makâm-ı Mustafâdır bu

Habîb-i  Kibriyâ’nın hâbgâhıdır fazîlette

Tefevvuk kerde-i arş-ı Cenâb-ı Kibriyâdır bu

Böyle bir Mevlîd Kandili münasebetiyle, Hüdâi isimli aşık, Resûlullah'ın veladetine şu sözlerle mukabele ediyor:

Kudûmün rahmet-i zevk-i safâdır Ya Resûlallah

Zuhûrun derd-i uşşâka şifâdır Ya Resûlallah

Hüdâi'ye şefâat kıl, eğer zâhir, eğer bâtın

Kapına intisâb etmiş, gedâdır Ya Resûlallah. 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık