);*} İstiklâl marşımızın kabulü (2)
  • 13 Mart 2016, Pazar 11:34
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

İstiklâl marşımızın kabulü (2)
Hatay’da referandum yapılacağında Türkiye’den halkı ikna etmeleri için tarikatçılar, şeyhler oraya taşınıp konuşturulmuş, propaganda yaptırılmış, hatta Mehmet Akif de Mısırdan oraya getirilmiş, konuşturulmuş, ama Akif’e 3 yıllık milletvekilliği döneminde öyle bir baskı uygulamışlar ki, bu söz ve şiir üstadı kişi, bu kelâm ve kemal timsali zat,  Meclis kürsüsünden 2 dakika konuşturulmamıştır.([1])

 Hatta bazı kişiler: “Akif vekilliği döneminde savm-ı lisan’a niyet etti yani; söz orucu tuttu” demişlerdir.

Bu siyasi baskılar neticesi Akif merhum Mısır’a gitmek durumunda kal­mış, orada o kadar sıkıntılar çekmiş ki; Kendisi gibi sürgün olan Şeyhülislâm Mustafa Sabri Efendi’nin oğlu İbrahim Bey’e şöyle demiş: “İbrahim bey… Ben yemin etmeyi hiç sevmem ama yemin ederim ki; mecalim kalmadı. Bu yapılanlar bana çok ağır geldi. Perişanlığımın derecesini size şöyle anlata­yım: Secde-i sehivsiz namaz kılamaz oldum. Namazda dalıp gidiyorum. Zih­nim öyle perişan ki…”([2])

Şair ne güzel söylemiş:

Zalim idbara düşünce dinden istimdâd eder

Âdile fırsat düşerse, kinden istib’ad eder.

 

Yani: Zalim, karakteri bozuk kişi zora düşünce din ve din adamlarından her türlü yardımı ister, onlardan faydalanır. Muhtaç olmadığı dönemlerde ise onlara yapmadığı kötülük kalmaz. Ama o adil ve inançlı kişilere fırsat düşse onlardan intikam alma yoluna gitmez.

 

Akif ve Onun gibi daha birçok deha ve değer, o günkü siyaset arenasında boğalara boynuzlatılmış, sırtlanlara parçalatılmıştır. Hele Akif gibi ince ruhlu, nazenin yapılı, hüsnü ahlâk sahibi, vatan ve milletine hizmetten başka hiçbir düşünce ve emeli olmayan insanlar bundan çok incinmişlerdir. Son bir misal:

 

Akif Merhum mısırda perişan bir hayat sürerken, Güya Abdülhamid’in istibdad dönemine rahmet okutturan bir uygulamadan dolayı, bu siyasi zulüm ve baskıların etkisiyle dostları, arkadaşları, sevdikleri onu arayamamışlar, bir telgrafla birkaç satır mektupla hâl hatır soramamışlar, ihtiyacın var mı diye­memişler. Hatta annesi vefat etmiş haber verememişler.

 

Nihayet aylar sonra can dostu Ferit Kam, annesinin vefat haberini telgrafla bildirince, Akif şu çok ince sitem dolu sözlerle cevap vermiş: “Sizden bir ses çıkması için, bizden bir cenaze mi çıkması lâzımdı?”

 

Fakat ibret şudur ki; Fani dünya kimseye kalmıyor, bazıları rahmetle, ba­zıları da lânetle anılıyorlar. Aradaki fark bu. Şair bunu ne kadar gerçekçi ve duygusal dile getirmiş: “Bâkı kalan kubbede, hoş bir sadâdır.”

 

O zaman vecdile bin secde eder, varsa taşım, Her cerihamdan, İlahî, boşanıp kanlı yaşım, Fışkırır ruhumücerret gibi yerden naaşım, O zaman yükselerek arşa değer belki başım.

 

Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilal! Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helal. Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlal. Hakkıdır, hür yaşamış bayrağımın hürriyet; Hakkıdır, Hakk’a tapan milletimin istiklal.

 

Dipnotlar:

1- Mustafa Armağan, “Tarihimizle Hesaplaşma”, Profil Yay. İst. 2007, s. 32.

2- M. Ertuğrul Düzdağ, “Ali Ulvi Kurucu, Hatıralar-2”,. s. 114.

 

 

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık