• 06 Ocak 2018, Cumartesi 15:36
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

HIRS VE TAMAH FELÂKETTİR 

Hırs: Arzu ve isteklerin hastalık haline dönüşmesi, hudut ve kanun ta­nı­maması, akl-ı selimin dumura uğraması, göz ve gönlün kapanıp kararma­sıdır.

Haris kişinin sağduyusu kapanmıştır. Dizginleri şeytana teslim etmiş­tir. Uzaktan kumandalı bir yaratık haline gelmiştir. Hızla uçuruma doğru git­mektedir. Akıbeti hüsrandır. Tarih böylelerinin akıbetlerini çok feci nakleder.

Ünlü Rus yazarı Tolstoy'un bir hikâyesinde bu mevzu işlenir: Fakir fa­kat haris birini Rus Çarı bir akşam vakti çağırır ve: "Güneş doğuncaya ka­dar koşup dolaşabileceğin yeri sana vereceğim" der. Adam bu vaat üzerine büyük bir hırsla güneş doğuncaya kadar epeyce mesafe kat etmiş ama neti­cede de çatlayıp ölmüş.

Cenâb-ı Allah Yahudilerin kötü huylarını zikrederken şöyle buyurur: "Yemin olsun ki, sen onları yaşamaya karşı insanların en hırslısı ola­rak bulursun."([1])

Sevgili Peygamberimiz de: "Muhterisin (hırslı kimsenin) gözünü ve gönlünü topraktan başka bir şey doyurmaz ve doldurmaz" buyurur.([2])

Mevlânâ Hazretleri: "Kanaatten hiç kimse ölmedi. Hırs ve tamahla da hiç kimse bâki kalmadı." der.

Şeyh Sâdi Şîrâzî ise muhterislere şöyle seslenir: "Eksik olsun hırs ve ta­mahla elde ettiğin yemek. Tenceren kaynıyor ama, şerefin devrilmiş."

Hırs ve tamah mevki ve makam hususunda olursa, daha da tehlikelidir. Tarih bu uğurda helâk olmuş kişilerin kıssaları ile doludur.

Hz. Aliye göre: Çocuk eli yumuk doğar, bu bütün insanların hırslı ol­duklarına, ölürken ellerin açılmasında ise kimsenin bir şey götüremeyece­ğine delildir.

Hz. Mevlânâ’nın şu söze ne kadar ibretli: “Hırslı olanlar, paraya ta­panlar, deniz suyu içenlere benzer. İçtikçe susuzlukları artar ve felâketleri yaklaşır.”

Üç haris kişi, bir define bulmuşlar. Onu çıkaracağız diye geçen vakitte acıkmışlar, birini yakın bir beldeye yiyecek bulmaya göndermişler. Geride kalanlar defineyi üçe değil de, ikiye bölebilmek için, aralarında anlaşıp yemek bulmaya gideni dönüşte öldürmüşler. Ölen kişide arkadaşlarını öl­dürüp tek başına defineye sahip olabilmek için yemeklere zehir katmış. Bunu öldür­dükten sonra sevinçle yemekleri yiyen iki kişide ölmüş ve de­fine yine ortada kalmış. Bu duruma muttali olan Hz. İsa “Hazeddünya-İşte dünya” buyurmuş.

Günümüzün muhterisleri arasında da böyle olaylar olmuyor değil. Konya’da olmuş bir olay. Bilâveled (çocuksuz)  bir aile. Bey emekli, gül gibi geçinip gidiyorlar ama hanım çok hırslı birisi. Kocasına bir gün şöyle bir tek­lifte bulunuyor: “Bey! Bizim karşı komşu çok zengin ve çok da yaşlı malum. Bizim gibi çoluk çocuğu da yok. Şimdi sen beni boşa, onunla res­men evlen, nasıl olsa o yakında ölür, bütün malı da sana kalır yani bizim olur.” Kocası razı olmamış ama, kadının ısrarlarına dayanamayıp planı ulgulamışlar. Ama kısa bir müddet sonra herif ölünce, malı, mülkü, ser­veti… nesi varsa resmi nikâhlı olan o ihtiyar kadına kalmış, çok hırslı olan esas eşi de sokakta kalmış.

Bir zamanların Çalışma Bakanı Yaşar Okuyan memleketimizde bu ve benzeri dönen fırıldakları dile getirirken, kameraların karşısında şöyle de­mişti: “Adam karısını resmen boşuyor.  Emekli maaşı olan babası ile ev­lendi­riyor.  İhtiyar kısa zamanda ölünce maaşını hanımı almaya devam edi­yor..’’(3) İşin garibi bizim vatandaşlarımız aynı oyunları Avrupa devletle­rinde de yapıyor.  

Çalışmayan aileye misal olarak 1000 Avro işsizlik parası veriyor. Hırslı vatandaşlardan bazıları gidip mahkemeye hanımı boşuyor. Tabi bo­şananlar ayrı bir ev ayrı bir düzen tutması gerekiyor onun için devlet 1000 avro’da hanıma veriyor. Hâlbuki ayrı ev falan tutmuyorlar ve eski düzen yaşamaya devam ediyorlar.

Tabii inanç zafiyeti hat safhaya varınca, kul hakkı, gavur hakkı, günah, hesap, kıyamet… onları düşünen yok. Eskiden ecdadımız; “kıyamette gâ­vurun alacağı olursa, direk imanımızı isteyecekmiş” diye düşünür, ecnebi hakkına Müslüman hakkından daha fazla hassasiyet gösterirmiş ama hey­hat. Akif boşuna mı demiş:

Kaç hakiki Müslüman gördümse makberdedir

Bilmem amma Müslümanlık galiba göklerdedir.

Dipnotlar:

1- Bakara Sûresi, 96.

2- Tecrîd Tercümesi, c. 12, s. l83.

3- Milliyet Gazetesi, 16. 10. 2001

 

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık