);*} Güneş Ülkesinin Hasretini Çekenler (1)
  • 01 Mayıs 2018, Salı 7:18
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

Güneş Ülkesinin Hasretini Çekenler (1)

Fikirleri yüzünden 33 yaşında hapse atılıp, 60 yaşında an­cak çıkabilen İtalyan Filozofu Canpenella'nın (Ö. 1631), İslâm âlemi ve Osmanlı diyârında ki fikir hürriyetini şöyle dile getirmiş: "İçinde yaşadığımız Şafak’ız gecenin (zindanda olduğu için böyle söylüyor) bir sabaha ermesini istemiyorum. Böyle bir sabahın sonu yine gecedir. Çünkü zindanın dı­şında istibdat var. İstibdat hür fikirlere ancak gece vaat eder. Ben bir "Güneş Ülkenin hasretini çekiyorum. Bu ülke de gece olmasın ve insanlar karanlık mefhumunu orada tanımasın. Güneş ülkeyi yeryüzünde bulmak mümkün mü? Fikir hürriyetine, vicdan hürriyetine, lisan hürriyetine iliş­meyen Türklerin varlığı,  böyle bir ülkenin var olabileceğini bana zannettiriyor. Mademki, düşünceyi zindana koyma­yan, hakikat sevgisini zincire vurmayan bir millet,  O cesur ve âdil Türkler var, o halde üze-rinde yalnız hakikatin, adâletin ve hürriyetin hüküm sürdüğü bir güneş ülke yarın neden var olmasın?" (1)

Osmanlıdaki inanç ve fikir hürriyetinin derece ve mertebesini anlamak için şu misalde çok enteresan: Molla Kabız diye bir şarlatan İran taraflarından Osmanlı diyârına gelir ve topluluk bulunan yerlerde, Hz. Îsâ’nın Hz. Mu­hammed’den üstün olduğunu iddia eder. Bazı âyet ve hadisleri kendi fikirle­rine yorumlayarak Şia’nın fikirlerini öven, Sünnilere hakaret eden konuşmalar yapar.

Osmanlıdaki fikir hürriyetine bakalım ki; en hassas oldukları bir ko­nuda bir yabancı gelip istediğini söyleyebiliyor. Böyle bir olaya bugün bile memleketimizde izin verilmez. Bu Molla Kabızla münakaşa, münazara ve fikir teatisi yapan adamlar, hocalar olmuş ama ciddi mânâda onu susturacak, fikirlerini aklen ve mantıken çürütecek bir rakip çıkmıyor. Bu durum pâdişahın kulağına kadar varıyor. Pâdişah gazaba gelip idamını emredivermiyor. Karşısına âlim ve bilgili rakipler çıkarılıp cevap verilmesini ve ilmen sustu­rulmasını, kuvvetli delillerle ikna edilmesini emrediyor ve öyle yapılıyor.

Molla Kabız Divan’a çağırtılır, birinci gün Anadolu ve Rumeli Kazas­kerleri ile münazara yaptırılır. Fakat adamın delillerini çürütüp susturamazlar. Kanûnî Süleyman Sadrâzam İbrahim Paşaya: “Bir mülhid Divanımıza gelir, hezeyana çüret kılar ve mülzem olmaz, çıkar gider, buna sebep nedir?” diye sorar,  Sadrâzam: “Nice edelim sultanım Kazaskerlerimiz Mesail-i şer’iyyeye âlim değiller ki melunu susturabilsinler”

Ertesi gün Zenbilli Ali Efendi ile İstanbul kadısı Sadettin Çelebi münaza­raya dahil oldular ve bu iki âlim karşısında mars olur, bütün fikirleri güçlü delillerle çürütülür, verecek cevabı kalmaz, yenildiğini kendi de kabul eder ama inadından dönüp, gerçekleri kabul etmez. Bunun üzerine halk arasına fitne sokar, kan ve kıtal olur diye gerekli ceza verilir.(2)    

Arapların “vuku bulan her şeyde bir hayır vardır” diye atasözleri var. Bu olay da bir hayra vesile oluyor ve Mevlit yazara Süleyman Çelebi bu olay üzerine o hâlâ günümüzde bile zevkle okunan Mevlid kitabını yazıyor.(3)

Sultan 2. Murad Sırp Kralı Barankoviç’in kızı Mara Sultan ile evlenmiş, onun dinine aslâ müdahale etmemiş, 12 sene Osmanlı sarayında Ortodoks bir Hıristiyan olarak yaşamış ve kocasının ölümünden sonra kendi isteğiyle memleketine gitmiştir.(4) Fâtih analığına büyük hediyeler vermiştir.

Fâtih “İstanbul fethedilince niye herkes Müslüman ol­maya zorlanmadı da bu derece müsâmaha gösterildi?” diye propaganda yapan fanatiklere o büyük sultan şöyle cevap vermiştir: “Din-i İslâmı Hz. Şâri’den ziyâde himâye etmek iddiasında bu­lunmak nü büyük vazifesizliktir” Yani: Peygamberin yap­madığını bana yaptırmak isteyen insanlar ne kadar lüzumsuzdur demiştir.(5) Bunu yaptırmak isteyen insanlarda çıkmıştır ama tutmamıştır, meselâ:

M. Sadi Koçaş’ın aktardığı şu olay ne kadar çarpıcı: 1954-55 yılla­rında Bükreş'te, Yugoslavya Büyük Elçiliği mensupla­rından bir Sırp diplomat, 15-20 yabancı diplomatın bulunduğu bir toplan­tıda şöyle demiştir: "Biz Sırplar mevcudiyetimizi Şeyhülislâm Zenbilli Ali Efendi’ye borçluyuz!

Bazı Sırplar Osmanlı pâdişahına yaranmak için Sırbistan'ın tamamen İslâmlaştırılmasını telkin etmek iste­mişlerdi. Yavuz Sultan Selim, Zenbilli Ali Efendiye bu hu­susta fikir sorduğu zaman: "Hâşâ Sultanım! İslâm dininde böyle şey olmaz. Herkes isterse Müslümanlığı kabul eder.  Birkaç kişinin tavassutu ile ve zorla bir kavim ihtida ettirilemez.  Bu İslâmiyet’e aykırıdır!" deyip böyle yanlış bir icraata mâni olmuştu. İşte bu yüzden biz Sırplar varlığımızı Ona borçlu­yuz..."(6)

Dipnotlar:

1- M. Turhan Tan, “Târihte Türkler İçin Söylenen Büyük Sözler”,  İst. 1936 s. 45.

2- Aydın Taneri, “Türk Devlet Geleneği”, MEB Yay. İst. 1997, s. 247.

3- Ahmed Şimşirgil, “Kayı-4”, KTB Yay. İst. 2013, s. 52.

4- Tahsin Ünal, “Osmanlılarda Fazilet Mücâdelesi”, Nur Yay. İst. 1975 s. 41.

5- Ahmed Rasim, Resimli ve Haritalı Osmanlı Târihi, l, 163.

6- M. Sadi Koçaş, “Târihte Ermeniler ve Türk Ermeni İlişkileri”,  İst. 1990 s. 77.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık