);*} Dil Devrimi İle Geldiğimiz Nokta! (1)
  • 02 Kasım 2017, Perşembe 6:22
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

Dil Devrimi İle Geldiğimiz Nokta! (1)

Harf Devrimi yapılmış, millet bir gecede ümmi hale getirilmiş, geçmişle ilgi ve alakası kesilmiş, Transkripsiyon denen kesme, noktalama, inceltme, çekme gibi işaretlemeler kaldırılmış, güya dil kolaylaştırılmış ama gerçekte bir çıkmazın içine sürüklenmiştir. Bugün bile Türk Milleti hâlâ bu girdabın içinde kıvranmakta, doğru dürüst okuma yazma meselesini halletmiş değildir. Zecri kanunlarla, İstiklal Mahkemelerinin zulmü ve teröre varan uygulamaları ile devrin iktidarından nemalanan menfaatperest ve yalakalar sayesinde zorla kabul ettirilmeye çalışılan bu durumu milletimiz hâlâ hazmedebilmiş değil­dir.(1)  

Dünyaya konuşan spikerlerimiz, 80 milyonu muhatap alan siyasilerimiz, halka hitap eden hatiplerimiz hattâ bir birine derdini anlatan insanlarımız öyle hatalar yapıyorlar ki; dehşete düşmemek mümkün değil. Bazı misaller:

Yanlış kullanılan kelimeler                          Doğruları

Tercübe                                                   Tecrübe

Çanakkale muhaberesinde                         Çanakkale muhârebesinde

Tevsir okumuş                                          Tefsîr okumuş

Zekeratül mevt                                         Sekeratül mevt

Harfiyat yapılırken. . .                               Hafriyat yapılırken

Sayın vâli tefriş etti                                    Sayın vâli teşrif etti

Kıyâmet-i harbiyesi                                   Kıymet-i harbiyesi

Tanzimat ödedi                                         Tazminat ödedi

Hile-hurda                                                Hile-hud’a

Cetvel kalem                                            Ceffel kalem

Depremzâdeler                                         Depremzedeler

Tavsiye nedeniyle mâliyetine satış              Tasfiye nedeniyle. . .

Ashab-ı keyf                                             Ashab-ı Kehf

Mefat etti                                                 Vefat etti.

Türkiye çapında ya­yın yapan bir radyoda bir vâlimizi konuşturuyorlar. Zat-ı muhterem iki defa “Adıyamanda iki tane sahâbe meftundur” dediğini yani “medfundur” olması gereken kelimeyi “meftundur” diye kullandığını ben bizzat dinlemiştim.

Târihî câmimizin hazinesinin bakım ve onarımı için, namazdan sonra cemaatten para toplanacaktır. Târihî câminin haziresinin tamiri için olacak doğrusu…

Kitaplarımızı açalım, bazılarında kalp yazar, bazılarında kalb. Ama “kalpinden ameliyat oldu diye yazmaz, kalbinden ameliyat oldu” yazar. Bazı kitaplar Mehmed, Muhammet, Mahmud, Ahmed gibi isimleri “T” harfi ile ya­zar bazıları “D” harfi ile yazar. Bir keşmekeştir devam edip gidiyor.

Bazıları can korkusundan, bazıları ikbal kaygısından, bazıları da nemelâzımcılıklarından dolayı dünyada bir emsali görülmeyen ve müstevlilerin işgal ettikleri ve sömürecekleri devletlerde bile uygulamadıkları bu metoda karşı çıkmamışlar, şak şaklamışlar ama kendileri bile duruma intibâk edememiş, zahirde devrimi kabullenmiş ama hakikatte kitaplarını Osmanlıca yazmışlar, notlarını Osmanlıca tutmuşlardır.(2)

Eski bakanlardan Hasan Celal Güzel'in, 1980’li yıllarda bile, Kenan Ev­ren'le ilgili olarak anlattığı anısı bir gerçeği gözler önüne seriyor. İşte Güzel'in konuyla ilgili olarak yaptığı açıklama: 

"Ben Millî Eğitim Bakanı iken Kenan Evren Cumhurbaşkanıydı. Bir gün bir aradayken baktım ki, Paşa Osmanlıca ile not alıyor. Dedim Paşam, " Hani devrim kanunları siz nasıl böyle eski Türkçe yazarsınız?" Kıpkırmızı oldu "Sayın Güzel bu benim kolayıma geliyor" dedi."  (3)

Osmanlıca'nın önemli bir kültür dersi olmasında dolayı zorunlu olması gerektiğini savunan Hasan Celal Güzel, ancak körü körüne karşı çıkanları daha fazla huylandırmamak için, hem de ilk başlarda rahat bir organizasyon için başlangıçta seçmeli de olabilir, görüşünü savundu. Güzel, bu açıklamaları Kanal A televizyonunda Fâtih Şahin'in hazırlayıp sunduğu Çerçeve progra­mında yapmıştır. 

Son örnek Târihçilerin Kutbu diye ma’ruf günümüz târihçimiz Prof. Dr. Halil İnalcık; “Yazılarımı hep eski Türkçe (osmanlıca) yazarım, çünkü daha hızlı yazabiliyorum” demektedir.(4)  Gerçekten bir Mehmed, bir Muhammed, bir Hasan, Hüseyin yazmak için Türkçede harfler arasında kesintiler olduğu için zordur zaman alır ama Osmanlıcada bunları yazmak hiç kesmeden, fasıla vermeden bir çırpıda mümkündür.

Dipnotlar:

1-Sâmiha Ayverdi, “Ne İdik Ne Olduk”, Kubbealtı Yay. İst. 2007, s. 200.

2-Dursun Gürlek, “Kültür Dünyamızdan Manzaralar”, Kubbealtı Yay. İst. 2010, s. 112.

3-Haber7. Com 11. Aralık 2014.

4-Halil İnalcık, “Târihçilerin Kutbu Halil İnalcık Kitabı”, İş Bankası Yay. İst. 2013, s.131.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık